Selamlar, üç aylık bir kayboluşun ardından herkes bıraktığım gibidir umarım, hatta daha da iyisinizdir. Ara vermek gibi bir niyetim yoktu aslında, ne bloga ne kitap çalışmalarına ama bana da sürpriz olan bazı sebeplerden dolayı öyle olması gerekti. Biraz herşeyden herkesten elimi eteğimi çekip kendimle kalıp, kendime ve insanlara dışarıdan bakıp analiz yapmam gerekti. Eksikleri yanlışları görmek adına. Sonu Anka kuşu gibi oldu, kendi adıma çok memnunum.
Neler kaçırdım bir bakayım dedim güzel insanlar neler paylaşmış, kim neler okumuş, neler izlemiş ne düşlemiş diye. Biraz saygısızlık oldu kendi başlattığım Kelime Oyununa bile hiç
ilgilenip bakmamam ama sağolsun Deeptone her zaman olduğu gibi herşeyi
en güzel biçimde organize edip devam ettirdi. Çok çok kalp Deep..
Seviyorum ben bu blog ortamını diğer platformalar gibi değil. Her okuduğum dinlediğim şeyde kendimden birşeyler bulduğum, bana kendimi iyi hissettiren insanları bilmek güzel. Saatlerce sohbet edip içinizi rahatça açık edebildiğiniz insanlar. Samimiyetsizliğin olmadığı, göründüğün gibi olan, içindeki neyse dışındaki de o olan insanların varlığını bilmek güzel.
Bu üç ayda sadece kitap okudum, şuan standartım hafta 1 bazen 2 kitap.. Yine kolilerce kitap aldım sayabildiğim kadarıyla 625 ti en son. Çocuklarıma en büyük emanetim mirasım onlar olacak, umarım kıymetini bilirler. Okuduklarımdan sonra altı çizili diziler o kadar çok birikti ki hangisinden başlasam alıntı için bilmiyorum.Onu yapmakta başlı başına zaman ve dert.
Yazdığım kitap konusunda da biraz değişiklik oldu, şuan aynı anda iki kitabı birden yazıyorum. Biri kısa hikayelerin denemelerin olduğu, diğeride tek bir hikayenin olduğu roman. Deneme ve öykü olanı bu sonbahara yetiştirim ama roman olan biraz zaman gerektiriyor.
Bende durumlar böyle, şahane kitapların, melodilerin olduğu, sağlıcakla huzurla güzel günlere..
15 Mayıs 2021
Zümrüdü Anka Misali
10 Şubat 2021
Kitap Hazırlığı
Merhaba. Yaklaşık 5 haftadır blogdan ve her şeyden uzak kaldım. Haliyle blog arkadaşlarımı izleme okuma imkanım pek olmadı, çok şey kaçırdım ama fırsat buldukça kaçırdığım etkinliklere yazılara göz atıp yorumlamaya çalışacağım.
Günlerim kitap hazırlığıyla geçiyor, tabi işten kalan az zaman da. Bazen kısır döngü bazen verimli. Bu süreçte en büyük itici güç sevgili DeepTone 💖, gerek kitap konusunda gerekse kendi hayatımızla ilgili yapılan uzun sohbetlerde beni ayakta tutuyor, çok fayda sağlıyor. Ona bir kez daha teşekkür ediyorum varlığı, yardım severliği ve güzel kalbi için.
Blogdan uzakta olduğum günlerde çok güzel kitaplar okudum zamanla alıntılarla paylaşacağım. Film dizi incelemeside yapacağım arada. Akşam, Ateş Böceği Yolu dizisine başladım, daha başlarında sayılırım ama Tully Hart karakterine bayıldım. Ahh Tully o kadar bensin ki. Umarım ilerleyen bölümlerde saçmalamaz :)
Sevgiyle ve sağlıcakla kalın görüşmek üzere..
02 Ocak 2021
Joanne Greenberg / Sana Gül Bahçesi Vadetmedim (Alıntılar)

Suskun bir insanın yardım çığlığı olan o, intihar girişimi... (s.34)
Yıllarca, beyniyle komut vermeyi hiç akıl edemediği sözcükler öylece ağzından çıkıvermişti hep. Kimi zaman, içini bir duygunun sardığı olurdu. Bu duygu söze dökülür, ama altında yatan ve dünyayı ikna etmeyi sağlayabilecek mantık suskun kalırdı. (s.36)
Bir çocuğun bağımsız olması, kimi ana babaların kırılgan dengesi için çok büyük tehlikeydi. (s.39)
Sevdiğiniz insanları korumak için hiçbir zaman dünyayı yeniden kuramayacağınızı anlatmaya çalışıyorum size.. (s.49)
Lanet olası aptallar çocuklara yalan söylememeyi ne zaman öğrenecek bunlar! (s.53)
Sinirli değilim ben; kaçığım. (s.54)
Sen hiçbir zaman onlardan biri olmadın, hiçbir zaman. Tamamen farklısın sen. (s.60)
Biliyor musun.. akıl hastası olmanın en kötü yanı, hayatta kalabilmek için ağır bir bedel ödenmesi. (s.73)
Her yerde olduğu gibi, burada da saldırganlar saldırıya uğrayanlardan üstün tutuluyordu. (s.77)
Cehennem’in eşiğine gelmiş kişilerin şeytandan ödü kopuyordu; zaten cehennemin içinde olanlar içinse şeytan özel biri değildi, yalnızca başka biriydi, o kadar. (s.77)
Eskiden nasılsam şu anda da öyleyim, -içim yanardağ olan devinimsiz bir dağ. (s.87)
Birisi seni kırdığı zaman hiç ağlama, gül. Seni üzdüklerini bilmelerine asla izin vermemelisin. (s.105)
Deborah, akıl hastaları ile dindar fanatikler arasındaki benzerlik konusunda düşündürücü bir takım gözlemlerde bulunuyordu. (s.106)
Bütün hasta insanların hastanede olduğunu mu sanıyorsun sen? (s.108)
(s.115)
Adalet uygulanmıyorsa, namussuzluk örtbas ediliyorsa ve inançlarını koruyan insanlar acı çekiyorsa, sizin gerçekliğiniz ne işe yarıyor peki? (s.121)
Bir şeyi övmek bir başka şeyi kötülemek anlamına gelmez. (s.141)
İnsanlar karşı-ateşler yakarlar, bir yangını söndürmek için bir başka yangın çıkarırlar. (s.175)
Kapayın çenenizi! Düşüncelerimi duyamıyorum.. (s.175)
Vazgeçmiş değilim; yalnızca yorgunum, o kadar. (s.175)
Birbirimizle geçinemedik, işte o kadar. Birbirimizden hoşlanmadık. Galiba birbirimize çok fazla benziyorduk… (s.215)
Okuduğu bütün kitaplar ona kesin ifadeler kullanmamasını, tartışmamasını ve duygularını belli etmemesini, neşeli ve yardımsever olmasını söylüyordu. (s.260)
Hiçbir şeye ilgi duymuyordum ve bu bana bir çeşit huzur veriyordu. (s.276)
01 Ocak 2021
Lou Andreas-Salome / Feniçka (Alıntılar)

- Bir gece uyumamak sizi zorlamayacak belli ki.
- Buna alışkınım, geceleri kitapların başında oturmayı tercih ederim. Ortalık o kadar sessizken…
Ben kitaplara gömülmekten daha yeni kurtuldum.. Ve siz.. kendinizi gönüllü olarak teslim ediyorsunuz.
“Bakış açımızı genişleten, hayatı önümüze seren ve bizi bağımsızlaştıran kitaplar niye bir cephe hizmeti olsun ki ,” diyerek şaşkınlıkla ona baktı kız .” Bu dünyada bizi özgürlüğe yaklaştıran tek bir şey varsa o da zihinsel çalışmalardır.”
Hiçbir şey talep etmeden bahşeden bir kraliçe gibi seviyor beni. Kadın gururunun en inatçı türü.
.. kendimi gerçekten de toparlanma dönemindeki bir hasta gibi
hissediyorum; o zaman insan çok farklı yaşıyor, daha edilgin, sezgileri
daha açık, almaya hazır.Tam olarak tetikte değilsiniz, fakat uykuda da
değilsiniz..
"Gökyüzünün sonsuzluğuna yükselmek istiyorum,
Denizin derinliklerine gömülüyorum,
Sana bütün dünya nimetlerini vermek istiyorum!
Yeter ki sev beni! Sev beni!
İnsan kadınları ister idealize etsin ister şeytanileştirsin, her durumda erkeğe bağlı değerlendirip basitleştiriyordu.
- Aşkın size verebileceği en değerli şey nedir peki?
- Huzur!
Benim onurum için başka insanların endişe etmeleri son derece nahoş ve
ben buna alışık değilim. Ayrıca onur kırılgan bir şey ola bilir, ama ben
değilim!
Benim duyduğum en aşağılayıcı şey, insanın yürekten inanarak yaptığı bir
şeyi saklamak veya inkar etmek zorunda kalması. Sevinmeniz gerekirken
utanç duyuyorsunuz!
Erkekler meseleye böyle bakabilir, onlar ki, her şeye hakları vardır ve
bir şeyi gizlemeleri için içsel nedenlerinden başka bir gerekçe söz
konusu değildir. Fakat bizim için durum çok farklı.
Ama bütün bunların hepsi boş laf aslında. İki âşık için önemli olan her zaman dünyaya değil, birbirlerine nasıl baktıklarıdır.
Büyük kuramlar geliştiriyoruz, ruhen uyumlu olmak istiyoruz, her şeyi
kılı kırk yararcasına sınamak istiyoruz, ama sonunda başka hiçbir
işarete bakmadan anın bahşettikleriyle seçiyoruz birbirimizi.
Karşınıza bir şey çıkıyor ve sizi teslim alıyor, siz de kendinizi bırakıyorsunuz, artık hesap kitap yapmıyorsunuz, hiçbir şeyden çekinmiyorsunuz ve artık yarım kalan bir
şeyle yetinmiyorsunuz, hiç düşünmeden, hiç kuşkuya kapılmadan, hatta
ayrımına varmadan alıyor ve veriyorsunuz; tehlikeye gülerek, kendinizi
unutarak bakıyorsunuz; takatten kesilen bir akıl ve yoğunlaşan bir ruhla
ilerliyorsunuz, ilerliyorsunuz...
Odamda kalmaya katlanamıyorum. Ama dışarıda olmaya da katlanamıyorum. Korkunç kaygılar içindeyim..
Sonuçta siz kadınlar çok farklı hissediyorsunuz - daha duyarlı, daha
derin. Bunları inanarak söylüyorum. Aslında siz kadınlar süreklilik ve
tam bir aidiyet istiyorsunuz, inan bana; bunları beni seven kadından
biliyorum.
Hasta değilim. Sadece öyle sanılmak istiyorum. Dışarı çıkmak, bir yere gitmek, insanları görmek şimdi katlanamayacağım şeyler..
Ona șunu söylemek, ondan șunu rica etmek istiyordum: lütfen uzaklaș
benden, beni tümüyle bırak ve git! Fakat ona söylediğim șu oldu: Benimle
kal! Benimle kal!
Kadınları salt insani zenginlikleri içinde kavramanın, hep cinsiyetleri
açısından bakmaktan, hep yarı şematize ederek görmekten kaçınmanın bu
kadar zor olması ne tuhaf.
Belli ki birinin onun arkasında durması,sorumluluğunu alması, korumak
veya savunmak için önlemler düşünmesi Fenya’ya sıkıntı
vermişti...ansızın kırılacak eşya muamelesi görmek kıza herhalde hem
rahatsız edici hem de gülünç gelmişti.
Dostluğun içimde aşka kadar yükselmesini bekledim. Ara sıra yükseldiği
de oldu, giderek daha yukarılara doğru, fakat aşka ulaşmadı, yükseldikçe
inceldi, sivrildi ve her defasında günün birinde ucundan kırılıverdi.
30 Aralık 2020
Kelime Oyunu - 5 ( 1. öykünün devamı)
Merhaba bu haftanın kelimlerini sevgili Bonheur belirlemiş. Ayrıca ben bu hafta, ilk hafta yazdığım öykünün devamını getirdim, ilk öyküyü okumayanlar buradan okuyabilir.
https://kirmiziruh.blogspot.com/2020/12/kelime-oyunu-1.html
Kelimeler : Kedi - Film - Keman - Hasret - Ağaç

İçinde garip bir huzursuzluk oluştu, böyle hissettiği anlarda yaptığı şey geçti yine aklından, gitmek... Yaptığı en iyi şeydi bu, çünkü kendisini huzursuz mutsuz eden şeylerden anca bu şekil sıyrılabiliyordu, kendince bir savunma şekliydi belki. Bu herkesin yapabileceği bir şey değildi ardına bakmadan gidebilmek. Güçlü olduğu için mi gidiyordu yoksa kendini güçsüz hissettiği için mi? Kıpırdamadan oturduğu yatakta, uzun uzun düşüncelere daldı. Sabah sevdiği sokak kedileri geldi aklına, onlara benzetti kendini, okşayan bir ele hasret ama örselendiğini hissetiği an tırnaklarını gösterip, kaçıyordu.. Farklı olmak için uğraşanların aynı olduğu bir dünyada, farklılık adına hiç bir şey yapmıyordu. Onu bu kadar özel ve güzel kılan şeyde buydu belki. Günahlarıyla sevaplarıyla, hatalarıyla doğrularıyla yanlışilarıyla yalnızca kendisiydi. Tüm kusurlarıyla bile kusursuzdu. Düşünceden düşünceye daldı. Sahip olduğu ya da olamadığı bir çok şeyin hasreti vardı içinde. Çalışmayı hiç sevmiyordu, ona göre çalışmak geninde yoktu ama çok iyi bir eğitim ve iş hayatının ürünü olarak aranan biriydi ve 2 işte birden çalışıyordu. Anne olmayı çok istiyordu ama karşısına hayatının erkeği daha çıkmamıştı. Karşısına çıkanlar da onu yanıltmıştı.. Başarısız ilişkiler, ihanetler, sevdiği herkesten uzak bir otel odasında bir nottan sonra hayatını gözden geçirip bazı şeyleri anımsadığında huzursuzluğu iyice arttı... Gitmeliydi.
Acentayı arayıp biletini öne almak istedi ama Paris uçağı için o gün yer yoktu. Biraz düşündükten sonra Peru'ya uçak olup olmadığını sordu, akşam 11:30 da uçuş olduğunu öğrenince hemen biletini ayırttı. Telefonu kapattıktan sonra kendi yaptığına şaşırmıştı, "neden Peru dedim ki" dedi kendi kendine. Sonra o masum gülümsemesiyle "tabi ki huzur" dedi. Peru'ya en son gittiğinde ormanda kamp kurmuş. Peru'nun eşsiz doğasına hayran kalmış ve kendini çok huzurlu hissetmişti, şuan en çok ihtiyacı olan da huzurdu. Eşyalarını hazırladı. Araba kiraladığı firmayı arayıp arabanın alınmasını istedi ve plansız seyahati işlerini engellemesin diye uçuşa kadar düzenlemeler yapmak istedi...
Otelden çıkış işlemlerini yaptırıp aşağı indiğinde taksi hazır bekliyordu, "havaalanına" dedi, "ama uçağım 23:30 da, vakit varken biraz gezelim son bir İstanbul turu yapmak istiyorum" dedi. Taksicinin gözleri parladı "hay hay ablacım" dedi. "Birde yavaş git, gittiğim her yerin havasını içime çekmek istiyorum", taksici başını salladı. İş çıkış saati olduğu için trafik vardı, hayalini kurduğu turu yapamayacaktı ama olsun bu da yeterdi. Taksici "radyoyu açayım mı abla "dedi, "olur" dedi, keşke demeseydi, 90'lar radyosunda Levent Yüksel'in Karaağaç şarkısı çalıyordu, sözleri ok gibi saplandı kalbine, gözleri doldu ama ağlamadı.
"Gurbete giden döner mi dönmez mi?
Belli değil bilirim.
Ben bir karaağaç gölgesi buldum.
Cebimde ümitlerim".
Sanki herkes el birliği yapmıştı, İstanbul'dan daha çabuk gitmesi için. Bu kadar duygu yoğunluğuna alışık değildi, şarkı eşliğinde İstanbul'u içine çekiyordu. Film karesindeymiş gibi hissetti kendini, sadece ardından yetişen, dur gitme diyen biri eksikti. Bir kişi hariç herkesten giden oydu. Bu duygular içinde, kırmızı ışıkta beklerken, taksici radyoyu değiştirdi. Açık Radyo'da müthiş bir keman solosu vardı. Hüzünlü ama umut dolu, mini İstanbul turuna güzel yoldaş olmuştu müzikler. Saatine baktı uçağın kalkmasına 2,5 saat vardı, "artık gidelim" dedi...
Havaalanına vardığında daha sakinlemiş hissetti kendini, gezi ferahlatmıştı içini az da olsa. Güvenlik, bilet, pasaport kontrolü derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadı. Uçağa binme sırasına girip koltuğuna oturdu. Şansına kuyruğa yakın bir yer geldi, zaten hayatı da hep uçlarda yaşamış gibi için önemsiz bir ayrıntıydı. Pilot uçuşun 28 saat süreceğini ve Meksika aktarmalı Lima'ya ulaşacaklarını söyledi. Hava durumu bilgisi ve kemer uyarısından sonra kalkış anı geldiğinde derin bir nefes aldı. Uçak yavaşça havalandığında, son kez baktı 7 tepeli şehire. Uçak havalandıkça kendini hafiflemiş hissetti. Kulaklığını takıp hiç bir şey düşünmeden müzik dinlemekti niyeti, gözlerini kapatıp gülümsedi..
27 Aralık 2020
Mim : Kitap Sayfalarında Kaybolmak
Merhaba, bugünü es geçeyim bir şey paylaşmayayım dedim ama canım İlkay'ım Mimlemiş beni. Kendi yazısını okumak için adına tıklayabilirsiniz. Teşekkürler eski ben, seviliyorsun :)
Bu arada cevapları düşünmedim aklıma gelen ilk şeyleri yazdım, belki düşünsem aa bu vardı aa bunu neden yazmadım diyeceğim çok şey çıkacak eminim ama aklıma ilk gelenleri seçtim.. Başlayalım
1. Tekrar tekrar okumak istediğiniz kitabın adı nedir?
Henry Miller - Uykusuzluk
Georges Perec - Uyuyan adam
2. Konusuyla sizi içine çekmiş bir kitabı bitirdikten sonra yazara olan övgünüzü/hayranlığınızı nasıl gösterirsiniz?
Ben sevdiğim şeyleri biraz saplantılı seviyorum. Yazar, müzisyen, oyuncu fark etmez. Birine hayranlık duymuşsam onun tüm film- dizilerini izler, tüm kitaplarını albümlerini alırım. O kişiye ait her şeyi merak ederim.
3. Unutamadığınız sizde iz bırakan kitap karakteri/karakterleri ?
Kinyas ve Kayra ilgimnçti. An geliyor Kinyas, an geliyor Kayra oluyordunuz. Bir de Feniçka'da ki Fenya karakteri değişikti, bulunduğu o ortama göre farklıydı.
4. Okurken kendinizi üzgün, hüzünlü ve ağlarken bulduğunuz bir kitap var mı?
Ben kolay ağlayan biri değilim, birikim olursa anca, Cin Ali'de bile ağlarım. Ağlamak değil de Khaled Hosseini'nin Uçurtma Avcısı beni etkilemişti, sonra filmini de izlemiştim.
5. Çocukken okuduğunuz sizi etkileyen fakat konusunu silik olarak hatırladığınız bir kitap var mı?
İpek Ongun kitapları dışında kitap okumadım. Çünkü ben kitap okumaya 25 yaşında başladım. Evet yanlış okumadınız 25 yaşında. Ben sağlık sorunu fazla olan biriyim, hayatım hastanelerde geçti diyebilirim, belki de o yüzden bu kadar soğuk kanlıyım bilmiyorum ama benim lisede sol gözüm kör oldu. Keretakonus diye bir hastalık, o yüzden başka telaşlarım vardı. Hatta nenim iki gözümde nakil, ilerleyen yıllarda yeniden nakil olma durumu da var. O yüzden ben 25 yılın eksiğini kapatmak için 2 günde 1 kitap, hatta 2 gün önce 1 günde 2 kitap okudum. Öyle işte...
Tekrardan teşekkür ediyorum İlkay'cım çok çok kalp..

