Biz burada anısı olmayan iki adam kırıntısıyız. Birdenbire doğrulup benimle konuşmaya kalksa havaya sıçrayıveririm. -J.P. Sartre-
İnsanın içinde ifade edilemez bir eksiklik duygusu kalır. Her şey başka türlü olabilirdi sanki. Bütün bu oyunlar bu kadar kötü oynanmayabilirdi. -Oğuz Atay-
Bazı insanlar vardır. Onlarla yaptığın her sohbet zihninde, yüreğinde derin bir iz bırakır. Ve her defasında onunla oturduğun masadan büyüdüğünü hissederek kalkarsın. -Tunç Kılıç-
Ne olursa olsun, kime olursa olsun herhangi bir şeyi açıklamanın korkunç yararsızlığı karşısında durakaldım. -Charles Baudelaire-
Aşağılanıyordu ama seçeneği yoktu ya da olmadığını düşünüyordu, ikisi arasına çizgi çekmek zor, yirmi yıl boyunca onunla kaldı....
Düşlerini gerçekleştiremedi. Bir bakıma hayatını teşkil eden kazalar silsilesi olarak gördüğü şeyi onaramadı. Zamanda yolculuk edemedi. -Édouard Louis-
İster kusur kendinde olsun, ister başkalarında insanları sevemiyordu. Kuyruksuz, acısız, ürküntü duymadan yüzlerine bakabileceği pek az insan vardı. -Oktay Rıfat-
Bir şey var, adını koyamadığım.
Kırılmaktan öte, parçalanmak gibi.
Toplamaya çalıştıkça dağılıyor.
Dağılıyorum.
Birşey var, halledemiyorum...
-Turgut Uyar-
Neden kendi kendimize sorular soruyor, karanlıkları aydınlatmaya ya da kabullenmeye çalışıyoruz? Gözyaşlarımı yapayalnızken deniz kıyısındaki kumlara gömsem daha iyi olmaz mı? Ama ben asla ağlamadım, çünkü gözyaşları düşüncelere dönüştü, gözyaşları kadar acı düşüncelere. -E.M Cioran-
Sizi özlediğimi söylesem yalan söylemiş olurum. Hissettiğim çok derin acı, bir sihir gibi ve sanki buradasınız, benim yanımda ve çok daha fazlası. Ben neredeysem siz de oradasınız ve benliğimin ötesindesiniz. Bunu bir şaka gibi algılayabilirsiniz Milena ama inanın değil. Bazen gerçekten burada olduğunuzu düşünüyorum, hatta beni özlediğinizi ve bana “Nerede kaldı? Artık yazmıyor, Merano’da mı?" dediğinizi hayal ediyorum. -Franz Kafka-
Olmaz dediklerim oldu. Geçmez dediklerim geçti gitti. -İclal Aydın-
Mantığının eleştirdiğini, merhametinin savunmasına izin verme. -Jane Austen- İnsanlara kendimi anlatmayı, İşlerine geleni duyduklarını fark ettiğimde, bıraktım. -Mark Twain- Kimsenin düşüncelerini söylemeye cesaret edemediği bir devir gelmişti. -George Orwell-
Yaşamak, yaşamayı sürdürebilmek için kişiliğini bulmak zorundasın. -Ferit Edgü-
Ormanda iki yol belirdi önümde ve ben daha az yürünmüş olanı seçtim,
Bütün fark buradaydı işte. -Robert Frost-
Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü. -Jack London- Hala çöller kadar susuzuz hakikate, yalana, hayat ve ölüme. İnsanlık daima daha kötü oyuncaklar peşinde koşan bir çocuk.. -Cemil Meriç-
Hiçbir şey istemiyorum. Hiçbir şey bana cazip görünmüyor. Günden güne miskinleştiğimi hissediyorum ve bundan memnunum. -Sabahattin Ali- En mantıklı ve nazik insanlar bile, aptallıkla mücadele ederken en sonunda acımasız insan haline gelir. -Friedrich Nietzsche-
Bilgiyi, eşit bir tutkuyla aradım. İnsanların duygularını anlamak isterken, yıldızların neden parladığını da öğrenmek istedim.. -Oliver Sacks-
Kitaplarla ve onların yazarlarıyla birlikte yaşıyorum. Önsözlerle yaşıyorum. Hiç bir yazar şaşırtmıyor beni: çünkü hayatlarını sonuna kadar biliyorum. Gerçek dediğiniz dünyada ise kimin ne yapacağı belli değil. Her gün şaşırtıyorlar beni. Yazarlarımla yaşamak daha kolay.
-Oğuz Atay-
Bu yıl en çok dinlediğim şarkıcı yine, yeni yeniden Mabel Matiz miş 🌈
Arada bir kendi kendime çıldırdığım oldu, çıt çıkarmadan. Kimseye duyurmadan. -Ayfer Tunç-
İnsan en az üç kişidir: Kendisi, olmak istediği kişi ve aradaki farkta yaşayan üçüncü.. -Emrah Serbes-
İçimdekileri anlatabilecek birini bulsaydım, belki de bu cinayetleri işlemezdim, dedi. Yalnızlıktan bu duruma gelmiş. -Oğuz Atay-
Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi,karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu.. -Charles Dickens-
Dışarıdan gamsız bir pezevenk gibi gözüküp iç dünyamda duygusal biri olmak beni mahvetti. -Charles Bukowski-
Pirinç işlemeli bir aynada kırıldı yüzümün diğer yarısı. Herkes uyuyordu. Yüzümün yarısı benim, yüzümün yarısıyla hep yarım öyküler anlatırım. Peki sen, yarım dudaklı bir kadını öpmek ister misin?
-Umay Umay-
Bir insanın bütün varlığı ile, karmakarışık ruhu, esrarı çözülmemiş vücudu, arzuları, itiyatları, ihtirasları, hülasa her şeyi ile size teslim olması, size iltihak etmesi ne muazzam bir şeydir! -Sabahattin Ali-
Eskiden tutkuların vardı ve kötü dedin onlara. Ama şimdi erdemlerin var: onlar senin tutkularından doğdu. -Friedrich Nietzsche-
Ruh yorgunuyum, gönül yorgunuyum, hayat yorgunuyum; öğrenmek, bilmek, anlamak, anlamamış gibi yapmak, düşünmek, hissetmek, tanımak, tanık olmak, katlanmak, anlayış göstermek, görmezden gelmek, üzerinde durmamak, idare etmek, üzülmemiş görünmek, alışmak, alışamamak, sabretmek, katlanmak, beklemek yorgunuyum. Tam da artık bu memlekette hiçbir şey şaşırtamaz beni sanırken, her seferinde yeniden şaşırmak yorgunuyum... -Murathan Mungan-
Her şeyi tam anlamıyla algılamak, bir hastalıktır. -Fyodor Dostoyevski-
-Ben, dün akşam mühim bir karar verdim.
-Neye?
-Yaşamaya
-Bu ne demek?
-Gayet sade, kendimi öldürmemeye. -Reşat Nuri Güntekin-
Şimdilerde kendimi ufalanmış, elekten geçirilmiş, fitili kalmamış, toplum dışına itelenmiş görüyorum.
Dışarda benim kafama uymayan apayrı bir toplum, bir alaca karga, bir karakuş soluk alıp veriyor. -Salah Birsel-
O kadar uykum var ki, artık düşünemiyorum; uyku benden o kadar kaçıyor ki, artık bir şey hissedemiyorum. -Fernando Pessoa-
Geçmiştir, bugün de geçer
Zamanla güzelleşir.
Geçmişle bugün arasında
Tek bildiğim kendimdir.
Ve kendim, belki hiç bilmediğim. -Metin Altıok-
Dünyaların en iyisinde bile ruhun zaman zaman tazelenmeye ihtiyacı vardır. Tıpkı burada, yani Güneybatı'daki kerpiç evler gibi biraz dökülmeye, biraz soyulmaya, biraz yıkanıp arınmaya gereksinim duyar. -Clarissa P. Estes-
Bir şeyler yapıyorum, yürüyorum,konuşuyorum ,yemek yiyorum yani her zaman yaptığım işleri sürdürüyorum ama nasıl anlatsam, bir boşluk duygusu içinde. Sanki içimde derin bir hiçlik var. -Zülfü Livaneli-
Sabit fikirli, saplantılı ya da akıl hastası olduğumu düşünebilirsin. Hatta gerçekten kötü bir insan olduğumu bile düşünebilirsin. Bir insan müsveddesi. Ama ben böyleydim. Ne eksik ne fazla… -Hakan Günday-
Kendimden başka herkese tahammül ediyorum bazen. Kendimle beraber herkesten nefret etmeme rağmen.. -Ali Lidar-
Bir şeylerden kaçar gibisin.Soluk soluğa ama hiçbir şey anlatmayacağına yemin etmiş gibi sakinsin. Gitmek istediğin belli bir yer yok ama kalmak istemediğinden artık eminsin. Sadece biraz olsun herkesin ve her şeyin susmasını istemişsin. Kendini duyabilmek için. -Oğuz Atay-
Kalabalık beni sahiden sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen da hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil… İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman nasıl hazin bir hal aldığımı tasvir edemezsiniz. -Sabahattin Ali-
İçimi titreten bir cümle okudum; "Muhabbet etmeyi çok sevdiğin biriyle artık iki kelime edememek de gurbettir" diyordu.
Pek çok kez parmağımla kendi yaramı deştim, size daha fazla inanmak ve sizi daha fazla tanımak için. -Halil Cibran-
Ben ondan mı öğrendim, uzun uzun, açık açık susmayı? Yoksa o mu benden öğrendi? Yoksa her birimiz kendimiz mi keşfettik? -Friedrich Nietzsche-
Yanlış görevlerde bulunan insanlar, sosyal sistem hakkında tehlikeli düşünceler besleme ve mutsuzluklarını başkalarına bulaştırma eğilimi gösterirler. -Aldous Huxley-
Tüm sustukların. Tüm kendine sakladıkların. Tüm anlatmak isteyip anlatamadıkların. Tüm anlatacakların. Tüm anlatmak isteyip vakit bulamadıkların. Tüm anlatmak isteyip sözcük bulamadıkların. Tüm çabaların. Boş, yankısız. -Ferit Edgü-
İnsanın ya kendinden kaçmak ya da kendini bulmak için okuduğunu söylerler. Ben ikisi arasında pek bir fark göremiyorum. Kaçarken kendimizi buluruz. Bulunduğumuz yerde değil, gitmek istediğimiz yerdeyizdir. Sylvia Plath' in ünlü sorusu gibi, " Yok mu zihinden bir çıkış yolu?" -Matt Haig-
Herkes geçecek bu hayattan, Ama gülerek,
Ama severek,
Ama acı çekerek...
Ama herkes geçecek bir şekilde...
Geçerken bıraktıklarınız kalacak sizden geriye .
Güzel şeyler bırakın ... -Oruç Aruoba-
Harese nedir , bilir misin oğlum? Harese şudur evladım. Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır ciğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. -Zülfü Livaneli-
Susun! Çünkü bana söyleyeceğiniz her şeyi ya daha önce birileri söyledi ya da bir yerlerde okudum. Nasihat kafa karışıklığına iyi gelir; merhamet acıya, şefkat öfkeye ... Ve ben o kadar çok şey görüp geçirdim ki, ne nasihate ihtiyacım var artık ne merhamete ne de şefkate. Çünkü tahammülüm kalmadı artık.
Çünkü hiçbiri gerçek değil. Gerçek olan tek bir şey var; Şu an burada olmak zorunda olduğum için olmak istediğim yerde olamıyorum ve bir gün burada olmak zorunda kalmadığımda olmak istediğim yerde olacağım. Bedenimle ya da ruhumla. Bilmiyorum. Bir gün olacak ama bu. Anlayabiliyorsanız bunu içinizden anlayın. Anlamıyorsanız da, susun ... -Ali Lidar-
Bir cesedi sırtlanmış ufacık bir ruhsun sen. -Epikos-
İnsan kişiliğim, dışarıdan su katılmamış bir komedi gibi görünüyordu; içerden bakıldığında insana özgü olan her şey gibi. -Fernando Pessoa-
Hızla değişiyorum: bugünüm dünümle çelişiyor. Yukarı çıkarken sık sık basamakları atlıyorum – hiçbir basamak bağışlamıyor beni. Yukarı
vardığımda, hep yalnız buluyorum kendimi. Hiç kimse konuşmuyor benimle,
yalnızlığın ayazı titretiyor beni. Ne arıyorum ki yükseklerde? Aşağılamam
ve özlemim birlikte gelişiyor; ne denli yükseğe çıkarsam, o denli
aşağılıyorum yukarı çıkanı. Ne arıyor ki yükseklerde? Ne kadar
utanıyorum, yukarı çıkarkenki halimden ve sendeleyişimden! Nasıl da alay
ediyorum, nefes nefese kalışımla! -Friedrich Nietzsche-
İlk
kez, bütün yaşamım hakkında daha genel bir pişmanlık duymaya başladım:
kendine acımakla kendinden nefret etmek arasında bir duygu. Yaşamımın
tümü hakkında. Gençliğimin dostlarını kaybetmiştim. Karımın sevgisini
kaybetmiştim. Sahip olduğum hırsları terk etmiştim. Yaşamın bana çok
fazla rahatsızlık vermemesini istemiş ve başarmıştım ve her şey nasıl da
acınası olmuştu. -Julian Barnes-
Bir başkasının yaşamı konusunda yargıda bulunmak bana düşmez! Bir tek
kendim, yalnızca kendim için bir yargıya varabilir, bir şeyi seçer ya da
yadsıyabilirim. -Herman Hesse-
Bu
son haftalarda değişen bir şeyler oldu. Ama neredeydi bu değişme?
Temelsiz, soyut bir değişme. Acep ben miydim değişen? Ya ben değilsem? O
zaman bu oda, bu kent, bu doğa değişti; arayıp bulmak gerek. Sanırım
değişen benim: bunu anlamak güç değil, hoş da değil elbette. Başka
çıkar yolu yok, bu değişmelerin benden olduğunu kabul etmem gerekiyor.
Bir şey daha var: çok az düşünen bir adam oldum. Bir yığın küçük küçük
değişimler, ben farkına varmaksızın bende birikip toplanıyorlar, sonra
günün birinde, gerçek bir ayaklanma biçiminde patlayıveriyorlar. Ve
sonunda, karşıtlıklar, tutarsızlıklarla dolu bir görünüm veriyorlar
yaşantıma. -Jean-Paul Sartre-
Şunu itiraf etmeliyim, her zamanki gibi içimde iki ayrı kişi savaşmaktaydılar. -Italo Svevo-
Kendimde
yargılanacak bir yan olduğunu kavradığım andan başlayarak, onlarda da
dayanılmaz bir yargılama eğilimi bulunduğunu anladım. Evet, eskisi gibi
yine oradaydılar, ama gülüyorlardı. Ya da daha doğrusu,
rastladıklarımdan her biri gizli bir gülümsemeyle bana bakıyor gibime
geliyordu. -Albert Camus-
Sandığınız ya da sanabileceğiniz kadar neşeli bir adam falan da değilim;sonunda gevezeliğime sinirlenerek (zaten sinirlendiğinizi hissediyorum)kim olduğumu soracak olursanız, size sekizinci dereceden memurum diye cevap vereceğim. - Fyodor Dostoyevski-
Beni
sıradanlaştıran anların, alışmam için uydurulmuş pek çok duayı
çocukluğumdan beri her gün yinelemiş olmama rağmen benimsemekte hala
zorlandığım ilişkilerin ve onların hayat bulduğu mekanların; küçük
odaların, geniş salonların, binaların, parkların, hatta kentim sevimli
meydanlarının, hayvanat bahçelerinin dehşet verici bir öykünün
sözcükleri olduğunu hissediyordum. Hep böyle hissetmiştim. Bu yüzden,
başıma gelecekleri umursamayı, kendime karşı işlediğim vicdanı bir suç
olarak görüyordum... Yaşamımda önemli birşeyler eksikti ama ben neyin
eksik olduğunu bilmiyordum. -Hüsnü Arkan-
Uçurumlar var, var uçurumlar diyorum ben, insanla insan arasında, kendiyle kendi arasında. -Nilgün Marmara-
Sevdiğiniz biri ortadan kayboluyor ve siz onun başına ne geldiğini hiç bilemiyorsunuz, varın düşünün! insan deliye döner! -Milan Kundera-
Hemencecik kaynaşıvermiştik, çünkü ikimiz de tutunamayanlardan, ömür boyu hep "dışarıda" kalanlardandık. -Aslı Erdoğan-
O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. -Yaşar Kemal-
Bazen hiç tanımadığımız bir insanı; onun
sizden uzakta geçen zamanını belirleyen kişi olduğunuzu fark edersiniz.
Bu aslında sanatın ve bir yumak haline gelmiş sorunlarınızın
neticesidir. İçe dönük hayatınızın ve uslanmaz dilinizin size
kazandırdığı parlak tecrübe... -Umay Umay-
Herkesin kendine yakın bulduğu, diğerlerine tercih ettiği konuşmalar
vardır. Ve çok defa beklenmedik bir anda, unutulmuş ıssız bir köşede
rastlanılan bir insan, sıcacık konuşmasıyla insana benliğinin bozuk
yollarını, sığınılacak bir köşeciği, zamanı, insanların aptallıklarını,
yalancılıklarını unutturabilir. -N.V. Gogol- Başkalarının gözünde, olduğunu sandığım kişi değil idiysem, ya ben kimdim? -Luigi Pirandello-
Neden en iyi insanlar bile sanki hep başkalarından bir şeyler gizler, hep susar? Sözlerinin yel olup gitmeyeceğine emin olduğun zamanlarda bile neden yüreğinden geçenleri dosdoğru söylemezsin? Herkes olduğundan daha ketum görünüyor, sanki hemen dile getirirlerse duygularının zedeleneceğinden korkuyorlar... -Fyodor Dostoyevski-
Haklısınız, suskunluğu sağır edici onun.
İlkel ormanların sessizliğidir bu, ağzına kadar yüklü olan. Bizim o
suskun dostumuzun uygar dillere surat asmakta inat etmesine şaşıyorum
zaman zaman. -Albert Camus-
Biz, olmadığımız şeyiz, hayat kısa ve hazin. Gecenin içinde dalgaların
sesi, gecenin kendi sesidir; ve kim bilir kaç insan ruhunun derinlerinde
duymuştur onun, derinlerde çoğalan boğuk köpük sesleriyle
yankılandığını, karanlıkta paramparça olan umut gibi! Elde edenler ne
çok gözyaşı döktü, başaranlar ne çok gözyaşı yitirdi! Deniz kıyısında
gezinirken gecenin sırrını, uçurumun içyüzünü gördüm bütün bunlarda. Ne
çok insanız yaşayan, ne çoğuz kendini kandıran! -Fernando Pessoa-
Bazı kadınlar yakalanamaz, durdurulamaz ve kimseye ait
olamazlar. Onlar zaten kendilerine bile ait değildir de, o karmaşık bir mesele.
O kadınlara yalnızca yakın durulabilir, yakalanıp durdurursan, kendine ait
kılarsan... Ölüverirler. Çünkü onlar kuş gibidirler. Böyle uçucu kadınlar,
tepeden aşağıya inen bir bisiklet gibi, fren yaptıklarında düşeceklerini pek
iyi bilirler. O yüzden belki de hayat boyu kendilerini en sevdiklerinden bile
korumak mecburiyetindedirler. Kendilerini durdurup öldürüverecek şeylere karşı
dikkatli olmaları gerektiğini –her nasılsa- bilirler. Onlar, insanı ancak
frensiz bir seyahate davet edebilirler. Zira fren yaparlarsa artık onlar, o
kadınlar değiller. Bozulmuş bir oyuncak gibi kıymetsizler. Kanatlarının altına
rüzgârı aldığında uçabilen kuşlar gibi, rüzgârsız kaldığında bir lokma ete
dönüşen kadınlar... Ve adamlar, ekseriyetle, kadınları eğitilebilecek kuşlar
sanırlar. Bilir misiniz? Eğiticiler, eve dönsünler, uzaklara uçmasın diye önce
kuşların kanatlarını biraz kırarlar... Ama kimi kuşlar ve kadınlar, gökyüzü
kadar uçmayacaklarsa ölüvermeyi tercih ederler. -Ece Temelkuran-
Herkesin kalbinin çizildiği bir yer var. Orada görünmez bir duvara
çarpıyorsun. Daha öteye gidemiyorsun. Bütün dünyan o çakıldığın yerden
uzanabildiğin yere kadar oluyor artık. Ben de o günlerde bir yerde
çakıldım işte. Ama tam nerede bilemiyorum. Hiçbir zaman da bilemeyeceğim
bunu. -Emrah Serbes-
Tanıdığım en güzel insanlar; Yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi, kaybetmeyi yaşamış ve en diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş insanlardır. Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendilerine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla / şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doludurlar. Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar, onlar oluşurlar. -
Elisabeth Kübler-Ross-
Umudumu yitirdim. Artık,
yapılabilecek en iyi şeyin, sayfalarrı anılarımla doldurmak olduğunu
düşünüyorum. Neye yarayacaksa! Yaşadıklarım, yazdıkça kim bilir nasıl
bir şeye dönüşecek! Abartacağım, yalan söyleyeceğim, unuttuklarımı
anımsıyormuş gibi yapacağım. Sonunda, hikayemi bir başkası yaşamış gibi
olacak. Kendimi, sözcüklerin arasında, cümlelerin içinde başka biri
olarak bulacağım. Yalanlarıma inanacağım.
Bir zamanlar çocuk olduğuma inanamıyorum. Büyüdüğüme de inanamıyorum.
İşe giden, işten dönen, içine kapanık, sessiz adamı sokakta görsem
tanımam. Siz tanır mısınız? -Hüsnü Arkan-
Her
gün birlikte yaşadıkları yılları düşündü. Nasıl bu duruma geldik Selim?
Bir arada olmanın kaçınılmazlığından başka bir neden yok muydu bizi
yaklaştıran? Aramızdaki boşluğu nasıl doldurmalıyım? Sen olmadan seni
nasıl öğrenmeliyim? Belki de, bu kısa huzursuzluğu duyduğum için,
dantelin kıvrımlarından gözümü bir türlü ayıramadığım için benimle
övünürdün. Koca ayı, derdin, düşünür gibi bir halin var. Dikkat et
midene dokunur sonra. Zarar yok; yaşasaydın da beni yerin dibine
batırsaydın. Bin kere esir alsaydın beni, Selim! Öyle durma hiç
konuşmadan. Ağır bir söz söyle; utandır beni. Söyle, de ki: bin tane
kitap okumak gerek. Geceleri de uykusuz kalınacak. -Oğuz Atay- Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun.
Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok
burada dursun.
Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem
zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır
okşar, biri alnından öper. Az unutursun.
Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim
kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.
Buraya küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve
çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın. Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak,
o inat neyse sen osun.
Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa
nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak,
aklında bulunsun. Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor,
ama kimbilir, birazdan uzanıp dokunursun.
Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak: sen şahane bir
okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N' olcak ki,
bırak patronlar seni kovsun!
Burada bir tutam sabır var. Kendiminkinden kopardım bir parça,
(bende çok boldur) lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun.
Burada güzel çaylar var. Bu aralar senin için çok önemli. Bitki
çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar. Demlersin, maksat
midene dostluk olsun.
Şuraya Youtube 'dan müzikler. Bach dinle filan, koydum. Ama müzik konusunda sen benden daha iyisin, koklayıp buluyorsun.
Buraya bir silkintiotu koydum. Kırk dert bir arada canına
yandığım, kırkına birden deva olsun... -Birhan Keskin-
Bu
bir yaşam, öyle değil mi? Bazı başarılar ve bazı hayal kırıklıkları.
Benim için ilginç bir şey oldu yaşam, gerçi başkaları, yaşamı bu kadar
ilginç bulmasalar şikayet etmezdim ya da çok şaşırmazdım. -Julian Barnes-
Çelişkinin akıl almaz bir şey olduğunu ileri sürmek hatadır zira onun gerçek varoluşu bir canlının acısında yatar.
-Hegel-
Herşeyin
bir anda yerle bir olması için çok büyük bir olay gerekmiyordu: en
küçük uyumsuzlukta, basit bir kararsızlık anında, fazlaca kaba bir
işaretle mutluluktan paramparça oluyordu. -Georges Perec-
Tek özgürlüğümüz, acı ile zevk arasında seçim yapmaktı. Mademki her
şeyin anlamsız oluşu yazgımızdı, bu anlamsızlığı bir safra gibi
taşımamak, onun zevkini çıkarmayı bilmek gerekirdi. -Milan Kundera-
Felsefenin ana konusu, Tanrının insana önerdiği hedeflere ulaşması için sunduğu araçları geliştirmek ve bundan hareketle, bu
zavallı iki ayaklı yaratığa, yaşamın güçlüklerle dolu yollarında
ilerlemesi için, henüz tanımayı ya da tanımlamayı başaramadığı
halde, yirmi farklı şekilde adlandırdığı bu kaderin garip kaprislerini bildirmek üzere önceden birkaç davranış yöntemi çizmek
olacaktır. -Marquis de Sade-
Düşüncelerime
karşı sağlam bir dayanak, bir savunma aradım çevremde. Bulamadım: azar
azar yırtılıp dağılmaya başladı sis, ama yine de kaygı veren bir şeyler
sürükleniyordu sokakta. Belki gerçekten tehlikeli bir şey değildi:
silinmişti, saydamlaşmıştı. Ne var ki sonunda insanı korkutan da buydu.
Alnımı camekâna dayadım. Rus usulü hazırlanmış bir yumurtanın mayonezi
üstünde koyu kırmızı bir damla gördüm: kandı. -Jean-Paul Sartre-
Dünyada varoluşumun bu kadar sorunlu olacağını hiç tahmin etmezdim. Yirmi yaşında, kalıbı, rotası, adı gayet belli bir hayata yazılıydım. Otuz yaşına geldiğimdeyse, bin kapıdan kışlanmış bir tavuk kadar şaşkındım. Ne bir rotam, ne kalıbım, ne de adım kalmıştı artık. Bildiğim, öğrendiğim hiçbir şeyden emin değildim. Ağzımı araladığımda, dudaklarım yuvarlaklaşıp bir balık misali ağır ağır açılıp kapanıyor, beynimde cümle fikrimi felç eden sıcak, koyu sıvılar dolaşıyordu. Oysa yaşlandıkça, en azından birkaç şeyden emin olması gerekmez miydi insanın? -Murat Uyurkulak-
İyiyi, "güzel ve yüksek şeyleri" ne kadar çok anladıysam, o kadar derinlerine battım, sıkıştım kaldım içlerinde. -Fyodor Dostoyevski-
Başkalarının
bende birini gördüğü ama o birinin de benim tanımadığım bir ben olduğu;
başkalarının ancak bana ait olmayan gözlerle bana dışarıdan bakmak
suretiyle tanıyabildikleri, görebildikleri o birisine,benim içimde ve
onlara göre "benim” görüntüm olduğu halde (o halde "benim” dediğim,
aslında benim için değildi!) bana daima yabancı kalacak bir görüntü
atfedecekleri; bu hayatın, onlara göre benim olan bu hayatın içine
giremeyeceğim düşüncesi, bana âdeta işkence ediyordu. İçimdeki bu
yabancıya nasıl katlanacaktım? Aslında kendimden başkası olmayan bu
yabancıya? Onu nasıl görmezden gelecektim? Nasıl bilmezden gelecektim?
Başkaları onu gördüğü halde ben görmezken, onu daima beraberimde
götürmeye, içimde taşımaya mahkûm bir halde, nasıl yaşayacaktım? -Luigi Pirandello-
Çaba sarf etmek bir suçtur, çünkü her eylemle bir düş ölür. -Fernando Pessoa-
Onu
yargıladığım falan yok benim. Onun haklı güvensizliğini
değerlendiriyorum ve bunu onunla seve seve paylaşırdım, eğer benim
iletişimci doğam, gördüğünüz gibi, buna karşı gelmeseydi. Yazık ki
gevezeyim ve kolayca bağlanıyorum. -Albert Camus-
Dean'i daha yakından tanımak istemem, yazar olduğum için yeni deneyimlere ihtiyaç duymamdan ya da kampüsteki yaşantımın tekdüzeleşmesinden değildi, karakterlerimizin farklılığına rağmen onun, nasıl bilmiyorum, bana uzun zaman önce kaybettiğim bir erkek kardeşimmiş gibi gelmesindendi. -Jack Kerouac-
Bu
bir yaşam, öyle değil mi? Bazı başarılar ve bazı hayal kırıklıkları.
Benim için ilginç bir şey oldu yaşam, gerçi başkaları, yaşamı bu kadar
ilginç bulmasalar şikâyet etmezdim ya da çok şaşırmazdım. -Julian Barnes-
Bir kuşun anısı kalmış bende, saklı. Bundan gözlerimdeki kayalık, İçimdeki serseri buzullar. Dürtme içimdeki narı, Üstümde beyaz gömlek var.. -Birhan Keskin-
Bir
anlığına hayal meyal beliren görüntü bana mı aitti? Ben tam da böyle
miyim; dışarıdan bakıldığında -yaşarken- yani kendimi düşünmediğim
zamanlarda böyle miyim ben? Demek ki başkaları için, tanıdığımı sandığım
ben değil, kendisini aynanın yansımasında ele veren o yabancıyım: İlk
bakışta benim dahi tanıyamadığım o kişiyim. Bir anlığına beklenmedik
şekilde görmemiş olsam, yaşadığını göremeyeceğim o yabancıyım ben.
Yalnızca başkalarının görüp tanıyabileceği, benimse göremeyeceğim bir
yabancı.” Ve işte tam o anda, kendi kendime beni çaresizliğe
sürükleyecek o sözü verdim: İçimde olup da benden kaçan, bir aynanın
önünde durup da yakalamaya çalışnğım anda hemen tanıdığım ben oluveren,
başkaları için yaşayan ve başkalarının yaşarken görebildiği, benimse
asla görmediğim o yabancının izini sürerek yaşayacaktım. Ben de onu
başkalarının görüp tanıdığı gibi görmek ve tanımak istiyordum. -Luigi Pirandello-
Bu
son haftalarda değişen bir şeyler oldu. Ama neredeydi bu değişme?
Temelsiz, soyut bir değişme. Acep ben miydim değişen? Ya ben değilsem? O
zaman bu oda, bu kent, bu doğa değişti; arayıp bulmak gerek. Sanırım
değişen benim: bunu anlamak güç değil, hoş da değil elbette. Başka
çıkar yolu yok, bu değişmelerin benden olduğunu kabul etmem gerekiyor.
Bir şey daha var: çok az düşünen bir adam oldum. Bir yığın küçük küçük
değişimler, ben farkına varmaksızın bende birikip toplanıyorlar, sonra
günün birinde, gerçek bir ayaklanma biçiminde patlayıveriyorlar. Ve
sonunda, karşıtlıklar, tutarsızlıklarla dolu bir görünüm veriyorlar
yaşantıma. -Jean-Paul Sartre-
Onun, bu insanlar ve bu çeşit gezintilerle ilgilenmediğini, oyunlara
katılmakta güçlük çektiğini ve bu uyuşmazlığından ıstırap duyduğunu
anlamak için bu sözleri işitmeye ihtiyaç yoktu. Sıkıntısını artık
gizleyemiyordu. Kendi de bilmeden bir kurtarıcı arıyordu.
Sıkılganlığının geçmesi için ona yardım etmek istedim. Onun gibi,
suratımı asarak yanına yaklaştım, konuşmaya başladım. ‘Benim gibi bu
eğlentiye yanlışlıkla gelmediğinize göre, beni anlayacağınızı
sanmıyorum,’ dedi. Yere bakarak konuşuyordu. Yüzüme bakmaya cesareti
yoktu. Birden, başını kaldırarak: ‘Yıllardır, bir genç kız yanıma
yaklaştığı zaman, ona söyleyeceğim acı ve alaylı sözler hakkında o kadar
hayal kurdum ki siz bütün bunların ağırlığına dayanamazsınız,’ dedi.
‘Ben de söylediklerimden hemen pişmanlık duyarım. En iyisi hiç
konuşmamak. Bakın, burada canlı ve neşeli bir sürü genç adam var. Onlar
sizi daha iyi eğlendirebilir.’ Ben, gene suratımı asarak, onunla
konuşmak istediğimi söyledim. Teselli ye muhtaç üzüntülü genç adam
rolünü beğenmiyormuş. ‘Ben sizi bu durumda görmüyorum,’ dedim. ‘Herkes
kadar canlı olduğunuzu sanıyorum.’ ‘Kadınlar insanda....’ dedi. Durdu.
‘Bernard Shaw’u okudunuz mu?’ Bir süre otların arasında yürüdük
konuşmadan. Durdu, ilk defa gözlerime bakarak: ‘Ben, böyle bir
karşılaşma için çok daha iyi birşeyler yapabileceğimi sanıyordum,’ dedi.
‘Kendimi hayal kırıklığına uğrattım.’ -Oğuz Atay-
Sıradan basit bir günün uğruna, hiç dua etmemiş, hiç yalvarmamıştım...
Yıldızlar konuşabilir, insan insanla konuşamaz. -Ahmet Hamdi Tanpınar-
Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun.
Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok
burada dursun. -Birhan Keskin-
Bana en çok dokunan, suçlu olsam da olmasam da her zaman bir çeşittabiat kanununa uyar gibi, herkesten önce kendimi suçlu görmemdi. -Fyodor Dostoyevski-
Eğer bir insan, abartılmış bazı davranışlar gösteriyorsa gerçekte o davranışların tam karşıtı duygular yaşamakta olduğunu da düşünmek gerekir. -Engin Geçtan-
Kendi hayat hikayemizi ne kadar sık anlatırız? Ne kadar sık düzeltmeler yaparız, güzelleştiririz, kurnazca kesintilere gideriz? Hayat uzadıkça, çevremizde hikayemize meydan okuyacak, bize hayatın bizim hayatımız olmadığını, sadece hayatımız hakkında anlattığımız hikaye olduğunu anımsatacak kişiler de azalıyor. Başkalarına ama -esas olarak- kendimize anlatılan bir hikaye. -Julian Barnes-
Çünkü onu sevenler, onun böyle kaybolup gitmesine razı olamayacaklardır. Herkes bir yerinden tutup canlandıracaktır onu. Mesele onun ölmesi değil, yaşamasıdır benim için. Anlıyor musunuz? -Oğuz Atay-
Ah Malte, geçip gidiyoruz ve bana öyle geliyor ki herkes geçip giderken pek bir dalgın, meşgul ve dikkatsiz; gidişimizin farkında değiller bile.. Sanki bir yıldız kayıyor da kimse görmüyor ve kimse dilek tutmuyor. Asla bir şeyler dilemeyi bırakma Malte. İnsan dilemekten vazgeçmemeli. Sanırım gerçekleşme yoktur da, uzun süren, bütün bir ömür süren dilekler vardır; öyle ki onların gerçekleşmesini zaten bekleyemez insan.. -Rainer Maria Rilke-
Seni tanıdığımdan bu yana her şey değişti. Bunun nedeni, yaptığım küçük
işlerin benim gözümde daha tutkulu hale gelmiş olması değil. Çevremde
olup biten her şeyi, ikimizin arasında konuşulacak konulara dönüştürmem. -Milan Kundera-
Meğer ne derin bir kuyuymuşum ben! Kova,
kalbimin, beynimin taş duvarlarına çarpıp durdukça gümbürtüsünü
duyuyorum; yankı büyüyor, gerçeği örtbas ediyor. Artık anımsamak
istemiyorum. Anımsamak, yaşlı bir adam için fazlasıyla can sıkıcı..
Son günlerimde yalnızca bir tanığım olsun istiyorum. Bir Tanrı ya da
bir arkadaş; fark etmez... Benim yerime, o anımsasın... Uzun gecelerimde
bana beni anlatsın, sorular sorsun, açıklamalar yapsın ve sözleri
bittikten sonra, mümkünse saatlerce sussun.... Yaşım ilerledikçe önem
verdiğim şeylerin sıralaması değişti. -Hüsnü Arkan-
Sayıklamalar içinde uzun zaman yaşanamazdı. Çok şey vaadeden ve hiçbir şey vermeyen bu dünyada gerilim çok fazlaydı. -Georges Perec-
Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının
elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan
söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın,
birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. -Khaled Hosseini-
Öfkeliydim, kendime karşı öfkeli. Hep böyle olurum. Aylarca sessiz
kalırım, neredeyse konuşmayı unutacak kadar, sonra birden baraj yıkılır
ve ne varsa; neyi tutmuşsam her şeyi koyuveririrm, bitmez tükenmez bir
gevezelik başlar ve daha susmadan pişman olurum. -Amin Maalouf-
Karakter kesinlikle düzeltilemez; insanın tüm eylemleri içsel bir
ilkeden kaynaklandıkları için, bu yüzden, aynı koşullarda sürekli aynı
şeyi yapması gerekir ve başka türlü davranamaz. -Arthur Schopenhauer-
Biliyor musun çıtır çıtır kırdılar beni. Artık ne olursam olayım, asla
eski ben olamayacağım. Gördüğü kötülüklerden sonra, eskisi gibi
bakamayacak kadar değişti gözlerim. -Buket Uzuner-
Ne güzel şarkılar var.. Şimdi çok uzak zamanların, çok uzak toprakların,
çok geniş caddelerin yakınıdaki büyük beyaz tavanlı odada çok güzel
şarkılar var. Henüz yüksek ağaçlar yapraksız. Eksi on dereceye varan
soğuk günlerde kıpkırmızı bir kış güneşi parlıyor. Erkenden çıktığım
sabahlarda, biraz ötemdeki köprünün üzerinden geçerken, aşağıda sıra
sıra uzayan tren yollarına bakıyorum. Tren raylarını hep sevdim. Tren
raylarının bitiminde fabrika bacaları tütüyor. Sabah sekize doğru,
bacalardan tüten dumanların gerisinde kırmızı, soğuk kış güneşi doğuyor.
Doyumsuz dünyamı avucumun içine alıp sıkıyorum. Her şeye hazırım. -Zülfü Livaneli-
İnsanlar bir yığın acayip şeyler söylüyorlar. Bazen, koyunlarla birlikte
yaşamak çok daha iyi, konuşmaz koyunlar, yiyecek ve su aramaktan başka
bir şey yapmazlar. Ya da kitaplar, dinlemek isterseniz size ilginç
öyküler anlatır kitaplar. Ama insanlarla konuşurken durum başka,
öylesine tuhaf şeyler söylerler ki, konuşmayı nasıl sürdüreceğinizi
bilemezsiniz. -Paulo Coelho-
Anlamak affetmektir. Siz anlayıp affedersiniz, onlar anlamadıkları için
hep kinlenir. Affınız bile kinlendirir birilerini. Düşmanı çok bir
derviş olursunuz. Dervişliğiniz diken olur düşmanı kanatır durur. Kanı
gördükçe üzülürsünüz. Siz üzüldükçe dikeniniz sivrileşir. Yapayalnız
kalırsınız. Anlayışlı ve üzgün ve yalnız, yapayalnız. Simsiyah bir
yalnızlıkta boğulur gider hüznünüz. -Mine Söğüt-
Bizi bir araya getiren şey, acı çekmemizdir, sevgi değil. Sevgi, akla
boyun eğmez; zorlandığında da nefrete dönüşür. Bizi birleştiren bağ,
seçilebilir bir şey değil. Biz kardeşiz. Paylaştığımız şeylerde
kardeşiz. Hepimizin tek başına çekmek zorunda olduğu acıda, açlıkta,
yoksullukta, umutta biliyoruz kardeşliğimizi. Biliyoruz, çünkü onu
öğrenmek zorunda kaldık. Bize birbirimizden başka kimsenin yardım
etmeyeceğini, eğer elimizi uzatmazsak hiçbir elin bizi kurtaramayacağını
biliyoruz. Uzattığınız el de boş, tıpkı benimki gibi. Hiçbir şeyiniz
yok. Hiçbir şeye sahip değilsiniz. Hiçbir şey sizin malınız değil.
Özgürsünüz. Sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir. Buradayım
çünkü bende vaadi yerine getirilen vaadi görüyorsunuz. Vaadi yerine
getirdik biz, Anarrest'te. Özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok. Size
kendi özgürlüğünüzden başka verecek bir şeyimiz yok. Bireyler arasında
karşılıklı yardımlaşma dışında hiçbir yasamız yok. Hükûmetimiz yok,
yalnızca özgür birlik ilkemiz var. Devletlerimiz, uluslarımız,
başkanlarımız, başbakanlarımız, şeflerimiz, generallerimiz,
patronlarımız, bankerlerimiz, mülk sahiplerimiz, ücretlerimiz,
sadakalarımız, polislerimiz, askerlerimiz, savaşlarımız yok. Başka da
pek fazla şeyimiz var sayılmaz. Biz paylaşırız, sahip olmayız. Varlıklı
değiliz. Hiçbirimiz zengin değiliz. Hiçbirimiz iktidar sahibi değiliz.
Eğer istediğiniz Anarres'se aradığınız gelecek oysa, o zaman ona eli boş
gelmeniz gerektiğini söylüyorum. Ona yalnız ve çıplak gelmeniz
gerekiyor, tıpkı bir çocuğun dünyaya, geleceğine, hiçbir geçmişi
olmadan, hiçbir malı mülkü olmadan, yaşamak için tümüyle başka insanlara
dayanarak gelmesi gibi. Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim'i satın alamazsınız. Devrim'i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak! Devrim ya ruhunuzdadır, ya da hiçbir yerde değildir.. -Ursula K.Le Guin-
Cehennemi ruhu hala üşüyenler için istiyorum... -Umay Umay-
Odamda beni kitaplarım bekler. Bu
yegane tesellimdir. Her eşyasını ayrı ayrı ve gayet iyi tanıdığım bu
odada yalnız onlar her zaman için yeni bir koku taşırlar. Her zaman
söyleyecek birçok lafları vardır. -Sabahattin Ali-
'Çok garip' diye düşünür savaşçı; 'Buldukları ilk fırsatta en kötü
taraflarını göstermeye çalışan ne kadar çok insan tanıdım. İçlerindeki
manevi gücü agresiflikle saklamaya, yalnızlık korkularını bir özgürlük
kisvesi altına gizlemeye çalıştılar. Kendi kapasitelerine inanmadıkları
halde sürekli kendi erdemlerini övdüler.' -Paulo Coelho-
Kendimi beyaz kadranlı, romen rakamlı bir duvar saatindeki saniye çubuğu
gibi hissediyorum. Sadece dönüyorum. Zamanın kendisiyim. Geçiyorum.. -Hakan Günday-
En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var
mıydı? Hatta ben var mıydım? Ben dediğim şey, bir yığın ihtiyaç, azap ve
korku idi. -Ahmet Hamdi Tanpınar-
Ne olursa olsun mutlu değildi. Hiçbir zaman mutlu olmamıştı. Hayatın bu
yetersizliği, dayandığı şeylerin hemen bozulup çürümesi, nereden
geliyordu? Ama bir yerlerde kuvvetli ve güzel bir insan, hem coşkunluk,
hem de incelikle dolu kıymetli bir varlık, bir melek kılığı altında bir
şair kalbi, gökyüzüne şairane düğün destanları söyleyen tunç telli bir
rebap bulunsaydı, onunla tesadüfen niçin karşılaşmamalıydı? Ah, ne
imkansızlık! -Gustave Flaubert-
Türkiye'de insanlar genellikle kendileri için değil, başkaları için
yaşarlar. Aslında güzel bir evde oturmanın ya da iyi bir otomobil
kullanmanın vereceği zevk, başkalarının bu eve ve otomobile nasıl
özlemle ve gıptayla bakacağını bilmenin vereceği keyfin yanında solda
sıfır kalır. Servet sahibi olanların, her gün servetlerini medyada
sergilemeleri bu yüzdendir. Makam ve mevki için de böyledir durum. -Zülfü Livaneli-
Aynı ırmağa bir kere daha girelim. Acele etme, çay kendi kendine
demlenir. Sen gideli neler oldu bak diyerek her şeyi bir çırpıda
anlatmayalım: Bu sağlık bozucu davranıştan kaçınalım. Hemen birbirimizi
eksiltmeyelim. Dur ıslanmışsın, sana kuru bir şeyler vereyim,
deme. Hürriyetime düşkünüm biliyorsun. Nasıl olsa kururum. Günlük
yaşantıların küçük koşuşmaları içinde bunalmayalım, nefes nefese
kalmayalım. İnsan kendini kaybediyor sonra. -Oğuz Atay-
Uykunun sınır kapısında pasaportumu damgalatmadan önce kendime iyi bir müzik şöleni çekmekti dileğim. -Anthony Burgess-
Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin. -Jose Saramago-
Bir yanı erken büyümüş çocuklar, hiç büyümeyen yanlarını görmekte zorlanırlar. -Murathan Mungan-
Güçlü olmak, kas geliştirip şişirmek
anlamına gelmez. İnsanın, kaçmadan kendi tanrısallığıyla buluşması,
kendi kafasına göre vahşi doğayla iç içe bir hayat yaşaması anlamına
gelir. Öğrenebilmek, bildiklerimize katlanabilmek anlamına gelir.
Dayanmak ve yaşamak anlamına gelir. -Clarissa P. Estes-
Bütün tutkuların kaderi, günün birinde gevşemektir; her türlü bağnazlığın varabileceği nokta, günün birinde kendi başını yemektir. Akıl ise beklemesini ve direnmesini bilir. Kimi zaman, çevresindekiler sarhoşluk içerisinde tozuttuklarında, susmak zorunda kalır. Ama onun sesini duyuracağı günün de geleceğini bilir; çünkü hep gelmiştir. -Stefan Zweig-
İnsan sadece yeni olana sahip olmak için çalışıyordu. Yeniliğin ve yeni olan her şeyin ne kadar sevildiğini düşündüm. Bebekler bile belki de bu yüzden seviliyordu. Hiç kullanılmamış insanlar oldukları için için. Son model, gıcır gıcır, el dememiş bir et parçası.. -Hakan Günday-
Unutulmaz bir gün oldu bu benim için, çünkü bende büyük değişimler yarattı. Zaten herkesin yaşamında böyle olmaz mı? Yaşamınızdaki sayılı günlerden bir tekini silin... yazgınızın yönü kim bilir nasıl değişik olurdu! Bunu okurken bir dakika durun, sizi çekip götüren zinciri düşünün; ister demirden olsun ister altından, ister çiçeklerden ister dikenlerden örülü olsun... o unutulmaz günlerin birinde ilk halkası yaratılmasaydı, bu zincir belki de size, yaşantınıza hiç dolanmayacaktı! -Charles Dickens-
Eğer Yaradılış kitabını Havva yazmış olsaydı, insan türünün ilk aşk gecesi acaba nasıl olurdu?
Havva kaburga kemiğinden falan doğmadığını, hiç yılan tanımadığını, kimseye elma vermediğini, Tanrı'nın ona acı çekerek doğuracağına ve kocasının ona hükmedeceğine dair bir şey söylemediğini açıklığa kavuşturarak başlardı. Bütün bu hikayelerin Adem'in basına anlattığı yalanlar olduğunu söylerdi. -Eduardo Galeano-
Tek bildiğim, bu muhteşem güzellikle göz
göze geldiğimde dünyanın gözümde cennete dönüştüğüydü. Böylesine delice
hayran olmanın tekinsiz bir yanı da vardır; kaybetmekten korkarsın ki
bu durumda kaybetmek en az elinde tutabilmek kadar tehlikelidir... -Oscar Wilde-
Fahişe ve çingeneleri severim. Biri namuslu numarası yapmaz, öteki milliyetçilik. -Charles Bukowski-
Bir bebek gibi sallanabilen bir yalnızlık var. Kollar kavuşmuş, dizler
karna çekilmiş, bir gelininkine benzemeyen bu devinimi sürdürmek,
sürdürmek, sallayanı yatıştırır, denetler. Bu, içedönük bir yalnızlık
-insanı bir deri gibi, sımsıkı saran türden. Bir de, dolaşıp duran bir
yalnızlık var. Hiçbir sallama onu yatıştıramaz. O canlıdır, dik
başlıdır. Kuru, yayılan bir şeydir; insana kendi ayak seslerini çok
uzaklardan geliyormuş gibi hissettirir. -Toni Morrison-
“Tek bildiğim şu, aklımı kaçırıyorum,” dedi Franny. “Ego ego ego. bıktım
usandım. Kendiminkinden de, başkalarınınkinden de. Bir yere varmak,
farklı ve ayrıcalıklı birşeyler yapmak, ilginç biri olmak isteyen
herkesten bıktım usandım. İğrenç birşey bu - iğrenç iğrenç. Kimin ne
dediği umrumda bile değil. -J. D. Salinger-
Konuşmam yetmiyormuş gibi düşünmeye de başladım. En kötüsü buydu. Çoğu
insanlar gibi düşünmeden konuşsaydım kimse bir şey demeyecekti; ama ben
düşündüğümü söylemeye kalktım. -YusufAtılgan-
Şehirlere kapanmış hayatlarımızda kim, hayalperest gibi gün gelip
yapayalnız ölmekten korkmaz ki? Bir gece yarısı uyanıp yanında yaşam
yoldaşının soluduğunu duymak yerine, çıplak tavana bakıp sessizliği
dinlemekten korkmayan biri var mıdır? -Dostoyevski-
Şayet ruhlara hükmetmek dillere hükmetmek kadar kolay olsaydı, bütün
hükümdarlar güvenli bir şekilde hüküm sürerdi ve zalim güç diye bir şey
olmazdı. Zira o zaman bütün insanlar hükümdarlarının fıtratına göre
yaşar, neyin doğru neyin yanlış, neyin iyi neyin kötü, neyin adil
olduğunu neyin olmadığını sadece onların buyruklarına göre
değerlendirirdi. Fakat... bir insanın ruhunun, başka bir insanın hakkına
tamamen bağlı olması imkansız bir şeydir. Hiç kimse kendi doğal
hakkını, yani her konuda özgürce akıl yürütme ve özgürce değerlendirme
yetisini bir başkasına devredemez; dahası, hiç kimse bu bapta baskı
altına alınamaz. İşte bu yüzden diyoruz ki, devlet ruhlara yöneldiğinde
şiddet uygular.'' -Spinoza-
Kimseyle konuşmuyorum. Böyle daha iyi oluyor sanki. Bir anlamı olduğundan değil. Konuşamadığımdan da değil. Canım istemiyor sadece. Aslında canım isterse bir saksı bitkisiyle hava durumu hakkında bile konuşabilirim. Ama hiç canım istemiyor işte. Sahiden de hiçbir şey söylemeden susarsam ne demek istediğim anlaşılabilir mi ki ?" -Ali Lidar-
Bir panik atak, şehrin sokaklarındaki soluksuz koşuya çevrilmiş; çünkü
panik zihinsel kaçışın bir ifadesidir; köşeye sıkıştığın, gerçek
kaldıramayacağın kadar ağır geldiği, bu kaçınılmaz gerçeğin haksızlığına
karşı koyamadığın zaman içinde kabaran sınırsız güçtür; o yüzden
dehşete verebileceğin tek tepki kaçmak, kendini soluk soluğa seyirten,
çılgınlaşmış bir bedene dönüştürerek aklının kapılarını kapatmaktır;
hangi gerçek bundan daha korkunç olabilir? Birkaç saat ya da birkaç gün
içinde ölmeye mahkum olmak, hiç mi hiç anlayamadığın nedenler yüzünden
hayatının yarı yerinde bitmek, yaşamının bir anda bir avuç dakikaya,
saniyeye, kalp atışına indirgenmesi. Güneşin parladığı, çamaşırların
çabucak kuruduğu, camcıların, onarım işlerinin, işçi tazminatlarının ya
da su basan bodrumların olmadığı bir yer vardır daima. -Paul Auster-
Bir şekilde ağır günleri ve işlek günleri ve sıkıcı günleri ve nefret dolu günleri ve ender günleri atlatacaksın, hepsi hem çok güzel hem de umut kırıcı, çünkü hepimiz aynıyız ve çok farklıyız. -Charles Bukowski-
Anlamadıkları bir şeyi ezbere tekrarlamalarını istemek, papağanlar
yaratmaktır. Akla itaat etmeye alışmaları için çocuklara sorgulayıcı
olmayı öğretin: ne kıt zekaların otoritesine ne de ahmakların
geleneklerine itaat etsinler. Bilgisiz birini her önüne gelen kandırır.
Hiçbir şeyi olmayan insanı her önüne gelen satın alır. -Simon Rodrigez-
Önemli
olan hep hangi açıdan baktığındır derler. Buna inanmıyorum. Asıl önemli
olan, hangi mesafeden baktığın. Ben, her şeye mikroskopla bakıyorum ve
hepsi korkunç görünüyor. Hayat, her bölümde ayrı bir hikayenin döndüğü
neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı
sıkıcı bir filmdir. -Hakan Günday-
Daracık dünyamda, insanlardan kopuk, manevi olarak çürümüş, yeraltında
sahip olduğum kinimle başa baş nasıl boğuştuğumu anlatmak pek de hoş
olmasa gerek. Üstelik romanların bir kahramanı olur, bense bir
kahramanın taşımaması gereken tüm özellikleri taşıyorum. Bizim gibi
insanları anlamanın en kolay yolu budur. Bizler, yaşama yabancılaşmış,
zorla yürüyen insanlar olduğumuzdan dolayı bu yazdıklarım etkili
olacaktır. Üstelik gerçek hayata öyle yabancılaşmışız ki, adını bile
duymak istemeyiz. Bunda da o kadar ileri gideriz ki, gerçek hayatı
kitaplardan öğrenebileceğimize inanırız. -Fyodor Dostoyevski-
Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem
aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi,
karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her
şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete
gidecektik ya da tam öteki yana - sözün kısası, şimdikine öylesine yakın
bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü
fark etmez, sadece 'daha' sözcüğü kullanılarak diğerleriyle
karşılaştırılabileceğini iddia ederdi. -Charles Dickens-
Seni budala! Yazmak istedin ve yazmayı denedin, oysa yazacak hiçbir
şeyin yoktu. Ne vardı kafanda? Bazı çocukça yaklaşımlar, olgunlaşmamış
hisler, hazmedilmemiş bir sürü güzellik, kapkara bir cahillik yığını,
patlayacak kadar aşkla dolmuş bir yürek, aşkın kadar büyük ve cehaletin
kadar yararsız bir tutku. Yine de yazmak istedin! Oysa, yazacak bir
şeyler bulmanın eşiğindesin daha. Güzellikler yaratmak istedin ama,
güzelliğin doğası hakkında hiçbir şey bilmezken bu nasıl olacaktı? Yaşamın temel niteliklerini bilmezken, yaşam hakkında yazmaya kalktın. Dünya ve varoluşun düzeni hakkında yazmak istedin, oysa senin için dünya
bir çin bilmecesinden farksızdı ve bilgisizliğini kâğıda dökebilirdin
ancak. Ama neşelen Martin, evladım. yazmayı başaracaksın. Bir şeyler
öğrendin, az bir şeyler; daha fazlasını öğrenme yolunun başındasın. Bir
gün, şanslıysan eğer, bilinecek her şeyi öğrenmeye çok yaklaşacaksın. O
zaman yazabilirsin. -Jack London-
Sevebilirim, hem de nasıl, dile benden ne dilersen, canımı, gözlerimi
Anlayabilirim çoğu kere burnumla, yani en karanlığın, en uzaktakinin bile kokusunu alarak ve döğüşebilirim, doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum herşey için, herkes için, yaşım başım buna engel değil, ama gel gör ki çoktan unuttum şaşıp kalmayı. Şaşkınlık, alabildiğine yuvarlak açık ve alabildiğine genç gözleriyle bırakıp gitti beni. Yazık. -Nazım Hikmet Ran-