Çocuklara tiyatroya gidecekleri söylenir ve ünlü fotoğrafçı Alfred
Eisenstaedt hayatında ilk kez o gün tiyatroya giden çocukların o anını
çeker.. Paris 1963
27 Nisan 2014
17 Kasım 2013
S'ayık'lamalar
Mumlarla aydınlatılmış loş bir oda, kitaplarım, sıcak çikolatam, fonda
Melody Gardot, Norah Jones, tüm duygulardan arınmış nirvanaya 5 kalayım.
Cama vuran yağmur damlalarının ıslaklığını ruhumda hissediyorum,
üşüyorum, uykusuz ve duygusuzum ama aldığım keyiften de memnunum. Şaşkın
şaşkın ayak parmaklarımı seyrediyorum, saçımla oynuyor o kitaptan
diğerine geçiyorum, sakinim birazdan ruhumu kabuğundan soyup tüm hüznü
huzuru mutluluğu geceyi arta kalanları da ekleyip “ ne olur geri gel”
diyerek güvercin gibi havaya fırlatacağım. Arada göz ucumla aynada bana
bakan yarı tanıdıkla göz göze geliyorum, yalvaran gözlerle birşeyler
anlatmaya çalışıyor sanki. İçimden bi siktir çekip ayak parmaklarımı
seyretmeye devam ediyorum, kendimi Broadway danscısı gibi hissediyorum,
hey Melody sakın susma, unutmadan hala makyaj ve etekten nefret
ediyorum.
Gece kendi içinde çığlık çığlığa ama kimseden çıt çıkmıyor, saatin tik takı kötü birşeylerin habercisi gibi, pencereyi açıyorum yağmur yaz toprağı gibi kuruyup çatlamış ruhumu serinletiyor, saatin tik takı daha hızlandı sanki, korku filmi sahnesinde gibiyim etrafı kolaçan ediyorum kalbim daha hızlı atıyor, sonu olmayan karanlık bir koridordayım sağa sola çarparak koşuyorum. Uzaklardan bir müzik sesi, dar koridorda koştukça sese yaklaşıyorum bir durgunluk sonra birden gözümü açıyorum. Bacağım uyuşmuş hareket ettiremiyorum, erimiş mumun kokusu odayı sarmış, öfkeyle çıkarıp atılmış tişört gibi yatağın bir kenarında fırlatılmış iki büklüm kıvrılmışım, fonda CocoRosie, üzerime bir kitap kaçıncı sayfasında olduğumu hatırlamadığım..
Kırmızı Ruh / S'ayık'lamalar
19 Mart 2013
Kayıtlı olmayan okuyucular yorum yapabilmek için, yorumlama biçiminden "Anonim"i seçerek yorum yapabilir..
Gece kendi içinde çığlık çığlığa ama kimseden çıt çıkmıyor, saatin tik takı kötü birşeylerin habercisi gibi, pencereyi açıyorum yağmur yaz toprağı gibi kuruyup çatlamış ruhumu serinletiyor, saatin tik takı daha hızlandı sanki, korku filmi sahnesinde gibiyim etrafı kolaçan ediyorum kalbim daha hızlı atıyor, sonu olmayan karanlık bir koridordayım sağa sola çarparak koşuyorum. Uzaklardan bir müzik sesi, dar koridorda koştukça sese yaklaşıyorum bir durgunluk sonra birden gözümü açıyorum. Bacağım uyuşmuş hareket ettiremiyorum, erimiş mumun kokusu odayı sarmış, öfkeyle çıkarıp atılmış tişört gibi yatağın bir kenarında fırlatılmış iki büklüm kıvrılmışım, fonda CocoRosie, üzerime bir kitap kaçıncı sayfasında olduğumu hatırlamadığım..
Kırmızı Ruh / S'ayık'lamalar
19 Mart 2013
Kayıtlı olmayan okuyucular yorum yapabilmek için, yorumlama biçiminden "Anonim"i seçerek yorum yapabilir..
26 Mart 2013
Bir kadın..
Karşı kaldırımda bir kadın, adı yok gözleri yaşlı yüzünde binbir acı.
Elleriyle kendi sarmış sanki hayatında hiç kimse ona böyle sarılmamış.
Bir kadın, belki Güldünya, belki Gülşah öğretmen.
Bir kadın, boş gözler yorgun adımlarla kimseye dounmadan yürümeye çalışıyor.
Dokunsalar görünen görünmeyen tüm yaraları acıyacak, kanayacak.
Bir kadın gözlerinden ne hikayeler ne şiirler ne şarkılar dökülüyor.
Bir kadın, belki şehit, belki cumartesi annesi, yüzünde yüzyıllık bir özlem ve hüzün.
Bir kadın gözleri yaşlı, belki işinden ayrıldı, belki boşandı.
Bir kadın, belki sevdiği terketti, belki yıllar sonra kendini öldürecek bir adama aşık oldu.
Bir kadın, sevilmeye özlemli itilen bir LGBT belki.
Kadınlar artık sahip olunmak değil insan yerine konulmak istiyor, kadınlar artık sevgi adı altında ölmek değil insanca yaşamak istiyor.. Kadınlar, hırpalanmış kırılmış, vurulmuş incinmiş sevgisizlikten çatlamış yerlerinizden öperim kadınlar .
Mart 2013
07 Mart 2013
Dünya Harikaları
Colarado Nehri / Amerika

Buz Kanyon / Grönland

Sanyou Mağrası / Çin
Skaftafeli / İzlanda
16 Kasım 2012
Sabahattin Ali/İçimizdeki Şeytan
Bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen
de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret falan değil..
İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile. Sadece bir yalnızlık
ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif
bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğu
mu hissediyorum. Kafamda hiçbir şeyle değişilmesi mümkün olmayan
muazzam hayaller, bana her şeylerden daha kuvvetli görünen fikirler
birbirini kovalıyor. Fakat sonra birden bire etrafımda bana yakın birini
arıyorum. Bütün bu beynimde geçen şeyleri teker teker uzun uzun
anlatacak birini. Sokağa fırlıyorum. Bir tek çehre görsem de yanında
yürüsem, hiç ses çıkarmadan yürüsem diyorum. Halbuki ara sıra
karşılaştığım ahbapları görmemezliğe geliyorum. Hiçbiri bana bu anda
yardıma çağrılacak kadar yakın görünmüyor. Bilmem beni anlıyor musunuz?
11 Kasım 2012
Umay Umay bir röportajında diyor ki..
"Kızıyordum, artık kızmıyorum. Bir şey oldu epey önce, kimsenin beni
öldüremeyeceğini fark ettim. Affedilmeyecek ihanetlere tanık oldum.
Affetmeyeceğim. Affetmenin, ne büyük uyum isteği ve palavra olduğunu
fark ettim. Çok uyumsuz muşum. Azıcık uyayım diye, ne fedakarlıklar
yaptım, geçmiş olsun, affedemiyorum, etmeyeceğim de. Korku kendi
cehenneminde debelensin, benim cehennemim başka"..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











