24 Ekim 2021

Altı Çizili Kitap Cümleleri - 6


Makyajı akıyor farkının, Herkesleşiyorsun..
Özdemir Asaf




Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum.
Oğuz Atay - Tehlikeli Oyunlar



Kimi zaman geri çekilmek gerekir; saçaklı ayaklarını bir anda kabuğuna toplayan bir deniz yaratığı gibi kapanmak. Ama geri çekilmek öğretilemez hiçbir çocuğa. Batmaya dirensin diye büyütülür her çocuk. Ben de bir çocuktum, ben de büyütüldüm ve şimdi nasıl batacağımı bilemiyorum. Direnmek nasıl bırakılır?
Aslı Biçen - Elime Tutun


Bugün sen nasıl seven gençleri hapse atıyorsun, gün gelecek, kendi pisliğini namuslu insanların yüzüne bulaştırmak istediğin zaman, sende tımarhaneye tıkacaklar. O zaman, bugünkü biçimci bezirgan yargının yerine, hukukla ve iyilikle yöneten başka türlü yargıçlar ve hakikat savcıları olacak. Sıkı, sert yasalar olacak yaşamı korumak için, onlardan nefret edeceksin, küçük adam, ama uymak zorunda kalacaksın.
Wilhelm Reich - Dinle Küçük Adam


Benim hakkımda bir yargıya varmadan önce beni bilmek, beni biraz tanimak ve ölçülü yaratılmış bir kişiden bugünkü ben olan garip insanı hangi koşulların ortaya çıkarabilmiş bulunduğunu bilmek gerekir. Kabul edin ki, biz kalıtsal eğilimlerimizin oluşturduğu iki öge ve etkenin, ya da dünya sahnesine çıkarken getirdiğimiz sermayenin ve kendisine değen her etkiyi alıp koruyan plastik bir madde gibi bizi biçimlendiren ve bize varlık, nitelik veren hayat koşullarının, rastlantılarının ürünüyüz.
Pierre Loti - Aziyade




 Ne garip bir oyuncak şu insan! Yürür, konuşur ve acı çeker. 70 kilodur. Kendisine ve aslaine ait hiçbir şeyi bilmez. Bir nevi ıstırap makinesi. İplerini başkaları çeker. Hantal ve şapşal bir robot. Neye sevinir bilinmez. Sınırsız olan yalnız hayalleri ve acı kabiliyeti. Etten bir kafes ve aciz içinde çırpınan bir ruh. Vücut araba akıl arabacı. Ama gözleri bağlı arabacının, arabaya hükmeden atlar .. Buda haklı: Varolmak için yokolmak lazım, parça bütüne kavuşacak ki hasret dinsin. Bütün musiki, bütün şiir, bütün aşk, bu bir çuval kemik, bu asi ten, bu aptalca endişeler ne olacak?
Cemil Meriç - Jurnal



İçimizde birbirleriyle daha önce hiç yüzyüze gelmemiş olanlar vardı, birbirlerinin edebiyat anlayışını toptan yadsıyanlar, bu eleştirilerini sözle yada yazıyla açıklayanlar vardı. Demek böyle önemli bir olay karşısında bunların önemi kalmıyordu, hemen birleşebiliyorduk. O zaman protestoyu elimizdeki verilere göre biçimlendirmeye karar verdik ; Hepimiz kadındık.. Hepimiz anneydik..
Tomris Uyar - Otuzların Kadını


Herkese anlatmak zorundayım.
Gırtlağıma takılıp kalan çığlığın bedeli ödenmeli.  Dakikalar onu seyredip hiçbir şey yapmadan yoluma devam ettiğim lanet için lanetlendim ben. Yapılacak bir şey için, bir kaşık bulup ona kusmuğunu yediremediğim için, bütün büfeler boyu seyredip hiçbir şey yapmadan ... Ona verebilecğim ne vardı? yoluma devam ettim çünkü kendime bir misyon yüklemeiştim. Kendi ölümümü erteleyecek bir gerekçe ...
Aslı Erdoğan - Kırmızı Pelerinli Kent





Birini tanımaya çalışmak, hiç bitmeyen bir yapbozu çözmek gibidir. Önce en küçük parçaları yerlerine yerleştirir, bu sırada kendimizi daha iyi tanırız. Jake hakkında bildiğim ayrıntılar-etini çok pişmiş sevmesi, umumi tuvaletleri kullanmaması, yemekten sonra dişlerini tırnaklarıyla karıştıran insanlardan nefret etmesi- daha sonra ortaya çıkacak büyük gerçeklerin yanında sıradan ve önemsiz kalıyor.
Iian Reid -Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum



Bazan bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazan da hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret falan değil. İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile. Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum. Kafamda hiçbir şeyle değişilmesi mümkün olmayan muazzam hayaller, bana her şeylerden daha kuvvetli görünen fikirler birbirini kovalıyor.  Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birini arıyorum. Bütün bu beynimden geçen şeyleri teker teker uzun uzun anlatacak birini. O zaman ne kadar hazin bir hal aldığımı tasavvur edemezsiniz. Kış günü sokağa atılmış üç günlük bir kedi yavrusu gibi kendimi zavallı hissediyorum. Odamdaki duvarlar birdenbire büyüyüveriyor. Pencerelerin dışındaki şehir ve hayat bir anda, insanı içinde boğacak kadar kudretli ve geniş oluyor. Zannediyorum ki, tasavvuru bile baş döndüren bir süratle hiç durmadan koşup giden bu hayat ve bir avuç toprağın bile doğru dürüst esrarına varamadığımız bu karmaşık dünya beni bir buğday tanesi, bir karınca gibi ezip geçiverecek… Böyle acz içindeyken odamda her şey bana küçüklüğümü ve zavallılığımı haykırıyor. Sokağa fırlıyorum. Bir tek çehre görsem de yanında yürüsem, hiç ses çıkarmadan yürüsem diyorum. Halbuki ara sıra karşılaştığım ahbapları görmemezliğe geliyorum. Hiçbiri bana bu anda yardıma çağrılacak kadar yakın görünmüyor.
Bilmem beni anlıyor musunuz?
Sabahattin Ali - İçimizdeki Şeytan


22 Ekim 2021

E. M. Cioran / Çürümenin Kitabı


 
Aslında her fikir yansızdır, ya da öyle olmalıdır; ama insan onu canlandırır, alevlerini ve cinnetlerini yansıtır ona; saflığını yitirmiş, inanca dönüştürülmüş fikir, zaman içindeki yerini alır, bir olay çehresine bürünür; Mantıktan sara hastalığına geçiş tamamlanmış olur... İdeolojiler, doktrinler ve kanlı şakalar böyle doğar. (s.9)

Bütün cinayetlerinin sorumluluğu tapma gücündedir: Bir Tanrı’yı yakışıksızca seven kişi, başkalarını da onu sevmeye zorlar, buna razı olmazlarsa onları yok etmeye de hazırdır. Hiçbir hoşgörüsüzlük, ideolojik taviz vermezlik veya din yayıcılığı yoktur ki, şevkin hayvani temelini açığa vurmasın. (s.9)

Kurnazlara, düzenbazlara, zirzoplara güvenilmez.. (s.11)

İnsanın seyri - ne mide bulandırıcı şey! Aşk-iki tükürüğün karşılaşması... Bütün duygular mutlaklarını salgı bezlerinin sefilliğinden alırlar. 
(s.13)

Vaktiyle bir “benliğim” vardı; artık sadece bir nesneyim... 
(s.13)

Artık benim için hiçbir şey konu olamaz, zira bütün şeylerin tanımını verdim. (s.14)

Aşırı hassas yalnızlıklarımız, ötekiler için ne cehennemdir! Ama hep onlar için, bazen de kendimiz için icat ederiz görünümlerimizi... (s.16)

İnsanlar, en nazlı ölçütlere göre sınıflandırılabilir: mizaçlarına göre; eğilimleri, düşleri ya da salgı bezlerine göre... Kravat değiştirir gibi fikir değiştirilir; zira her fikir, her ölçüt, dışarıdan, zamanın biçimlenişlerinden ve tesadüflerinden gelir. (s.18)

Doyasıya yaşanan her saplantı kendi aşırılıklarıyla kendini ortadan kaldırır. (s.19)

Sıkıntı, kendi kendine yarılan zamanın içimizdeki yankısıdır, boşluğun açığa çıkmasıdır, hayatı destekleyen –ya da icat eden – o sayıklamanın kurumasıdır. (s.21)

Her birimiz, yalnızlığa karşı işlenen günah, yani insanlarla alışveriş tarafından yozlaştırılmaya yazgılı bir saflık dozuyla doğarız. Zira her birimiz, kendimize hasredilmiş olmamak için elimizden geleni yaparız. (s.24)

Dünya yalnızlığımızı bozmuştur, ötekilerin üzerimizde bıraktığı izler silinmez bir hale gelir. (s.24)

Hiçlik karşısında her kelimeyle bir zafer kazansak bile, onun zorbalığına daha da fazla maruz kalmamıza yol açar bu. Etrafımıza saçtığımız kelimeler oranında ölürüz. Konuşanların sırrı yoktur. Ve hepimiz konuşuruz. Kendimize ihanet eder, kalbimizi teşhir ederiz; her birimiz dile gelmezliğin celladıyızdır; her birimiz sırları, en başta da kendi sırlarımızı yok etmek için yırtınırız. Ötekilerle görüşmemiz de, kendimizi boşluğa doğru bir yarış içinde hep birlikte alçaltmak içindir; ister fikir teatisi olsun, ister itiraflar ya da entrikalar... Merak, sadece  dünyaya düşüşe değil, her günkü sayısız düşüşe yol açmıştır.

Siyasetçiler, reformcular ve kolektif bir bahaneden yana çıkan herkes üçkâğıtçıdır.(s.25)

Kendini iletişimsizliğe bırakmanın, tesellisiz ve sessiz heyecanlarımızın ortasındaki gerilimin dışında, hayat, koordinatları belli olmayan bir alan üzerinde koparılan patırtıdır; evren ise, sara hastalığına tutulmuş bir geometri. (s.24)

Kendi hayatımız zar zor kavranılabilir görünürken, ötekilerin hayatı nasıl tahayyül edilebilir? (s.25)

Tek olmaktan duyduğu gurur, insanı kendi derdine aşık olmaya ve tahammül etmeye teşvik eder. Bir ıstırap dünyasında, ıstırapların her biri, diğerleri nazarında tekbencidir. Mutsuzluktaki özgünlük, onu kelime ve hisler bütünü içinde tecrit eden sözel niteliğe bağlıdır. (s.27)

Zekâ ile sersemlik arasındaki fark, çeşitlendirilmediği zaman bayağılığa yol açan sıfat kullanımında ortaya çıkar. Bizzat Tanrı, sadece kendine eklenen sıfatlarla yaşar. (s. 27)

Niçin Tanrı o kadar soluk, o kadar dermansız ve o kadar vasat bir çekiciliktedir? Niçin ilginçlik, tutarlılık ve güncellikten yoksundur ve bize o kadar az benzer? (s.28)

İnsan kendini Şeytan’da çok fazla bulduğu için O’na tapamaz; ondan bilerek nefret eder. (s. 29)

Aşkın tek işlevi, bizi bir haftalığına –ve sonsuza dek-  yaralayan ölçüsüz ve acımasız Pazar öğleden sonralarına dayanmamıza yardım etmesidir. (s.31)

Ama dünya içinde kendimizi nasıl unutabiliriz? (s.31)

Bir ruh, sadece üzerine aldığı tahammül edilmez şeylerin miktarıyla büyür ve telef olur. (s.31)

Keşke bir taş olabilseydim! 'Yürek': Bütün azapların kökeni.. (s.32)

Adem’den beri insanların bütün çabası, insanda değişiklik yapmak olmuştur. 
(s.33)

Hangi günahı işledin de doğdun? Hangi suçu işledin de varsın? Acın da kaderin gibi sebepsiz.
(s.37)

Zaman’ın cümlesinde, insanlar virgüller gibi yer alırlar; sense, onu durdurmak için nokta olarak hareketsizleştin. (s.37)

Bu ruh nasıl yatışabilirdi? Bir yanda yürek ile toprağın bölünmezliği içine dalma istenci; öte yanda, giderilemeyen bir arzuyla daima mekânı içine alıp eritme istenci. (s.40)

Çare bulma saplantısı bir uygarlığın sonunun belirtisidir; selâmet arayışı da bir felsefenin sonunun..(s.42)

Omuzlarımızın ve düşüncelerimizin üzerinde ağır yüklerle bir hapishanede doğmuşuz; kesip atma imkanı bizi bir sonraki gün yeniden başlamaya teşvik etmese, tek bir günün bile sonunu getiremezdik. (s.44)

Evreni adaletsizlik yönetir. (s.47)

Dünya, gözyaşlarının biriktiği bir yerdir. (s.47)

Zaferler ve yenilgiler, adı kader olan bilinmez bir yasaya göre birbirini izlerler. (47)

Kader mağluplar terminolojisinin gözde sözcüğü...(s.47)

Bu dünyada hiçbir şey kendi yerini bulmuş değildir, başta bizzat dünya olmak üzere. (s.48)

Tanrı ve insanın adaletsizliğini hiç kimse düzeltemez. (s.48)

Hakikaten yalnız varlık, insanlar tarafından terk edilmiş olan değil insanlar arasında acı çekendir. (s.49)

Eski zamanlardaki büyük yalnızlar mutluydular, ikiyüzlülüğü bilmiyorlardı, gizleyecek bir şeyleri yoktu: Bir tek kendi yalnızlıklarıyla söyleşiyorlardı...(s.49)

Geceler boyunca hangi kâbuslarla haşır neşir olduk ki güneşe düşman olarak kalkıyoruz? (s.45)

 Kendimi bütün insanlara karşı savunmak, çılgınlıklarına tepki göstermek ve bunun kaynağını ortaya çıkarmak istedim; dinledim ve gördüm ve korktum: Aynı sebeplerle ya da herhangi bir sebeple hareket etmekten, aynı hayaletlere ya da tamamen başka bir hayalete inanmaktan, aynı sarhoşluklara ya da tamamen başka bir sarhoşluğa gömülmekten korktum; son olarak da, ortaklaşa hayal kurmaktan ve son nefesimi bir vecd kalabalığı içinde vermekten korktum. Bir varlıktan ayrılırken bir yanılgının daha elimden çıktığını, onda bıraktığım yanılsamayla yoksullaştığımı biliyordum...(s. 50)

İnsanların var olmak ve harekete geçmek için sarıldıkları nedenleri, kendimde ortadan kaldırmak istedim. Sözle anlatılmayacak kadar normal bir hale gelmek istedim, - şimdide sersemlemiş bir halde, budalalarla aynı düzeyde ve onlar kadar boşum. (s.51)

Bazı sabahlar canlı cansız her şeyi mahvetme isteğiyle uyanmamızın sırrı nedir? (s.51)

İnsan bütün bildiklerine rağmen, bütün bildiklerine karşı her gün yeniden başlar. Bu ikiliği kötü bir alışkanlık haline getirmiştir. (s. 53)

İster sürpriz ister zorunluluk nedeniyle olsun, tartışmasız bir bozguna uğramayan var mıdır? O zaman ellerini dua için açıp, sonra felsefenin cevaplarından bile daha boş bir halde iki yanına bırakmayan var mıdır? (s.56)

Varlık dilsizdir ve zihin gevezedir. Bunun adına bilmek denir. (s.58)

İçimizde sadece özgül bir biçimde kendimiz olmamıza yol açan şeyler sağlıklıdır. (s.60)

Vardım, varım, ya da olacağım; dilbilgisinin sorunudur bu, varoluşun değil. (s.62)

Eğer düşüncede öldürdüklerimiz hakikaten yok olsalardı, yeryüzünde kimse kalmazdı. İçimizde çekingen bir cellat, hayata geçmemiş bir katil taşırız. (s.63)

Her birimiz ardımızda bir dost ve düşmanlar mezarlığı sürükleriz; bu mezarlığın yüreğin uçurumlarına atılmış veya arzuların yüzeyine yansıtılmış olması da pek mühim değildir.  (s.63)

Özgürlük, özü şeytanî olan etik bir ilkedir. (s. 64)

Herkes, yalnızlık hiyerarşisinin farklı bir derecesinde yerini alır; hain ise bu hiyerarşinin en uç noktasında bulunur: O, bireylik vasfını azgınlığa vardırır. (s.65)

Kendini bütün insanlardan dışlayacak benzersiz bir cinayet işleme arzusunu duymayan var mıdır?
Kendini ötekilere bağlayan zincirleri hepten koparmak için, temyizi mümkün olmayan bir mahkûmiyete maruz kalarak uçurumun sükûnuna varmak için, alçaklığa kim can atmamıştır? (s.66)

Uzak ilkbaharlar düşledim; sadece dalgaların köpüğünü ve doğumumun unutuluşunu aydınlatan bir güneş, toprağa ve her tarafta sadece başka yerde olma arzusu duyma derdine düşman olan bir güneş düşledim. Yeryüzündeki yazgımıza bizi kim çarptırmıştır? (s.66)

Saatler boyunca başka saatleri bekleriz. (s.68)

Hepimiz, düşündüğümüzden çok daha fazla şeye inanırız; hoşgörüsüzlükleri barındırır, kanlı tedbirlere ihtimam gösterir ve fikirlerimizi aşırı yöntemlerle savunarak dünyayı itiraz edilmez gezici kaleler gibi katederiz. (s.69)

Kendine tapmayan kişi daha doğmamıştır. Yaşayan her şey kendisini çok sever; hayatın derinlikleriyle yüzeyini kasıp kavuran dehşet başka türlü nereden gelirdi ki? (s.69)

Kökeninde aldatıcı ve yıkıma mahkum olmayan hiçbir yeni hayat görmedim şimdiye kadar. Her insanın zaman içinde ilerleyip bunaltılı bir geviş getirmeyle kendini tecrit ettiğini, yenilenme niyetine de ümitlerinin beklenmedik yüz buruşturmasıyla karşılaşıp kendi içine düştüğünü gördüm

İnsan cinnet tarafından korundukça etken olur ve ilerler; fakat sabit fikirlerin doğurgan zorbalığının elinden kurtulunca mahvolur ve çöker.(s.72)

Bir insanın kabul gören her şeye meydan okuyacak cesareti bulmak için neyi kaybetmesi gerektiği bilinemez; hiçbir şeyi yapmakta sakınca görmeyen, en mahrem düşüncelerini, hem şehvetperest hem de saf bir bilgi tanrısının yapabileceği gibi tabiatüstü bir küstahlıkla fiiliyata döken bir insan haline gelene kadar, Diogenes’in neyi kaybetmiş olduğu bilinemez. Kimse daha dobra olmamıştır; samimiyette ve zihin açıklığında bir sınır-vaka olduğu gibi, eğer arzularımızla davranışlarımız eğitim ve ikiyüzlülük tarafından frenlenmese, bizim de ne olabileceğimizin örneğidir. (s.73)

Bana şu dünyada iyi başlayıp kötü bitmeyen tek bir şey gösterin

Altında ezilmediğimiz bir olayın bizim için ne anlamı olabilirdi ki? Gelecek, bizi harcamak için bekler. Ruh artık varoluşun sadece çatlamasını kaydeder ve duyuların hâlâ titreşmesi için ancak kötülük beklentisi gerekir...(s.76)

Birkaç eksiksiz melankoli örneği ve birkaç benzersiz intihar dışında, insanlar, tarihi ve tarihin yüz buruşturmalarını doğurmak için tıka basa alyuvarlarla doldurulmuş kuklalardır. (s.76)

Kendi içimize mıhlanmış olduğumuzdan, doğuştan gelen ümitsizliğimizin çizdiği yoldan ayrılma melekemiz yoktur. Hayat bizim ortamımız değil diye kendimizi hayattan muaf mı tutturalım?(s. 78)

Hayata karşı bütün gerekçeleri yaşamış ve doğrulamış olduğumdan, onu lezzetlerinden arındırdım ve tortusu içine gömüldüğümde çıplaklığını hissettim. Cinsellik-sonrası metafiziği yaşadım. (s.80)

Yeryüzü üzerinde yapılan her şey, boşluk içinde bir doluluk yanılsamasından, Hiçlik’in esrarından gelir.. (s.81)

Cesaret ve korku, hayata densizce bir anlam ve ağırlık vermekten ibaret olan o aynı hastalığın iki kutbudur... (s.83)

Bir başkaldırının haklı çıkması ve ateşli taraftarlar yaratması, bir vahyin yayılması ve buna bir kurumun el koyması, zamanında yalnızlığa mahsus olan - birkaç hayalci çömezin hissesine düşen- ürpertilerin satılmış bir varoluşla kirlenmesi için yeterlidir. Bana şu dünyada iyi başlayıp kötü bitmeyen tek bir şey gösterin. En kibirli çarpıntılar, tabii vadelerini doldurmuş gibi, bir lâğıma gömülür ve atmaz olurlar. Bu güçten düşme, yüreğin faciasını ve tarihin negatif yönünü teşkil eder. (s.85)

Nefret ya da acıma içinde bizi şeylere bağlayan o negatif dayanışma, muazzam bir fiziksel zayıflıktan kaynaklanmaktadır. (s.86)

Hayatın hiçbir anlama gelmediğini herkes bilir veya sezinler: O zaman, hiç olmazsa bir söz oyunuyla kurtarılmalıdır! (s.88)

Bir kitabın üzerimizde yarattığı etki, ancak içindeki entrikayı taklit etme, kahraman öldürüyorsa öldürme, kıskanıyorsa kıskanma, acı çektiğinde veya öldüğünde hasta veya ölüm döşeğinde olma isteğini duyuyorsak gerçektir. (s.92)

Tanrı, icat edilir. O’nun adını andığınız sürece cinnetinizin kılık değiştirmiş olduğu anlaşılmaz ve... her şey size mubah olur. Hakikî mümini deliden ayırt etmek güçtür; fakat onun deliliği yasaldır, kabul görür. (s.97)

Tanrım, bana hiç dua etmeme gücü verin, her nevi tapınma saçmalığından koruyun, beni Siz’in elinize hepten teslim edecek o sevgi eğilimini benden uzak tutun. Kalbimle gökyüzü arasındaki boşluk genişlesin! (s.98)

Terazinin bir kefesine, dünyaya “saflar”ın yığdığı kötülükleri, öteki kefesine de ilkesiz ve kuruntusuz insanlardan gelen kötülükleri koysaydık, ilk kefe ağır basardı. (s.100)

Nereden geldiğimi artık söyleyemem: tapınaklarda inançsızım; sitelerde coşkusuzum; hemcinslerimin yanında meraksızım, yeryüzünde kesinliğim yok. - Bana belirgin bir arzu verin ve dünyayı alt üst edeyim. (s.111)

Her nesil kendinden önceki neslin cellatlarına anıtlar diker. (s.112)

Hepimiz sahtekâr olduğumuz için birbirimize tahammül ederiz. Yalan söylemeyi kabul etmeyen birisi ayağının altındaki toprağın kaydığını görürdü: Sahteliğe biyolojik olarak tâbiyizdir. (s.115)

Kendimizden kurtulamadığımız zaman, kendimizi yiyip bitirmenin tadını çıkarırız. (s.116)

Hastalık olmadan hastayızdır ve zaafımız olmadan cehennemliğizdir. (s. 116)

Özgür olmayı deneyin: Açlıktan ölürsünüz. Kâh hizmetkâr kâh despotik olmanız ölçüsünde toplum size müsamaha gösterir; gardiyansız bir hapishanedir bu - ama telef olmadan kaçılamaz ondan. (s.117)

Psikoloji kahramanın mezarıdır. (s.122)

Önyargı, kendi içinde yanlış, ama nesiller tarafından biriktirilmiş ve aktarılmış olan organik bir hakikattir: (s.124)

Tutarlılığımızdan ya da kaprislerimizden doğan gerekçeler her noktada birbirine denktir. Hiçbir şey savunulmaz değildir - en saçma önermeden en hunhar cinayete kadar. Fikirler tarihi de tıpkı vakalar tarihi gibi anlamsız bir iklim içinde cereyan eder: (s.127)

Zihin mezarlığında ilkeler ve formüller yatar: Güzel, tanımlanmıştır, oraya gömülmüştür. (s.128)

İnsanın elinden Mutsuzluk yalanını alın, ona bu sözcüğün altına bakma gücünü verin: Kendi mutsuzluğuna tek bir an dayanamazdı. (s.130)

Evet, aslında iblisler ruhumla top oynuyor gibi geliyor bana... (s.133)

Tanrı’nın kendi ülkelerinde tanrıtanımazlığı yaygınlaştırması da ortadan yok olmamak içindir - kendini savunmak için. (s.139)

Nasıl bir uçurum kusursuzluğuna ulaşmışım ki düşecek yerim bile kalmamış? (s.140)

Bütün tanrılardan nefret ederim; onları hor görecek kadar sağlıklı değilim. İlgisiz’in en büyük aşağılanması da budur. (s.141)

Eğer ruh o kadar az bir şeyse, yalnızlık duygumuz nereden gelmektedir? (s.142)

Olmadığın gibi hiç olmayacaksın; ya olduğun gibi olmanın hüznü... Cevherin hangi aykırılıklara batmış ve dünyaya sürülmende hangi karışık deha ağır basmış? Kendini ufaltmadaki ısrarın, ötekilerdeki düşüş iştahını benimsettirmiş sana. (s.142)

Modern kendini beğenmişliğin haddi hududu yoktur: kendimizi bütün geçmiş yüzyıllardan daha aydınlanmış ve daha derin zannederiz. Bir Buda’nın öğretisinin binlerce varlığı yokluk meselesinin karşısına getirdiğini unutarak, bu meseleyi bizim keşfettiğimizi hayal ederiz; çünkü terimlerini değiştirmiş ve içine bir parçacık teferruatlı bilgi katmışızdır. Fakat hangi batılı düşünür bir Budist rahiple muhayeseyi kaldırabilir ki? Kendimizi metinlerin ve terminolojilerin içinde kaybederiz.

Nerede tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet-geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor.İz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki? (s.161)



15 Ekim 2021

Serzeniş


"Kendime seçtiğim değerler adına ve tüm mukaddesatımla söylüyorum, kimseye kızmıyorum, kin duymuyorum. kalbimde kire, kine yer yok. Evet, zehirli bir dilim var. İstediğim zaman bu dilden akacak olan zehrin başkasını felç edebileceğinin farkındayım ama kuvvetine sahip olduğunuz bir şeyi çok adil kullanmanız gerektiğini de biliyorum."
-Murathan Mungan- (Egoist Okur Röportaj)




14 Ekim 2021

Altı Çizili Kitap Cümleleri - 5



"Hissetmek... ne renktir acaba?"
Fernando Pessoa - Huzursuzluğun Kitabı



"Dostluğa hazırım, işte elim. Ama lütfen bana aşık olmayın!"

Dostoyevski - Beyaz  Geceler




"Sen biliyor olmalısın, daha önce ölen çok insan görmüşsündür. İçlerinden şarkı çıktı mı hiç ölülerin doktorcuğum? Bir ses, bir mırıltı, bir kıpırtı? Dans gibi mesela? O bile bir şeydir."
Mine Söğüt - Deli Kadın Hikayeleri



"Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümse kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında!"
Stefan Zweig - Olağanüstü Bir Gece



"Kendi olarak, sana gelen
Sana gereksinimi olmadan, seni isteyen.
Sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen.
Kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan
O, işte..."
Oruç Aruoba - Hani



"Hani daha ilk gördüğün anda tanıyormuş gibi hissettiğin birtakım insanlar vardır ya. Ve bir de bütün ömrünü beraber geçirdiğin ve asla gerçek anlamda tanıyamadığım başka insanlar vardır."
Marilynne Robinson - Lila



"Zamanın geri döndürülüp döndürülemeyeceğini bilecek kadar çok okumamıştı ama zamanın olduğu yerde sabitlenebileceğini tecrübeyle öğrenmiş oldu o akşam."
Altay Öktem - O Adam Babamdı



"Başkalarının mutsuzluğuna dokunmamak gerekir. Küçük bir bahçedir o, kırılgan ve hassas bir Arkadya'dır, rahatsız etmemek gerekir."
Fleur Jaeggy - XX'in Erkek Kardeşiyim



"Durmadan okumaktan söz ediliyor. Evet, ben de bir ömür boyu bunu yaptım,  durmadan okudum, okudum ama, şimdi düşünüyorum, durmadan okumak, yani birtakım kitapları okumuş olarak rafa kaldırmak, bir yerlere yerleştirmek, şunları okudum demek mi amaç? Olmasa gerek. Bütün bunlar bize bir şeyler düşündürecek, bir şeyler gösterecek, bir şeyler anlatacak, kendi kendimizi belki daha iyi anlayacağız, hem kendimizi belki daha iyi tanıyabileceğiz, kendi kendimizi derken ille kendimizden söz etmek de istemiyorum, kendimizi, dünyamızı, dünyayı, insanları, oyunları, ilişkileri başkalarının aracılığıyla ya da başkalarının yardımıyla tanımlamak çok önemli; tabii bunun için de buna dikkatimizi çevirmemiz gerekiyor. Yetkin davranmamız gerekiyor okumamızda, bakmamızda, dinlememizde."
Bilge Karasu - Nasıl Yazıyorsam Öyleyimdir




Virginia Woolf / Kendine Ait Bir Oda (Alıntılar)


Bir kadın kurgu edebiyatı yazacaksa paraya ve kendine ait bir odaya sahip olmalıdır.

Kanımca kadınlar da, kurgu edebiyatı da hala çözülmemiş muammalardır.

Dudaklarımdan yalanlar dökülecek ama aralarına hakikat karışabilir; bu hakikati arayıp bulmak ve herhangi bir kısmının elde tutmaya değer olup olmadığına karar vermek size kalmış.

Bir sene içerisinde kadınlar hakkında kaç kitap yazıldığıyla ilgili bir fikriniz var mı? Bu kitaplardan kaçının erkekler tarafından yazıldığını biliyor musunuz? Şu evrende belki de en çok tartışma konusu haline getirilen hayvan olduğunuzun farkında mısınız?

Kadınlar erkekler hakkında kitap yazmazlar - büyük bir rahatlama eşliğinde buyur ettiğim bir gerçek, çünkü erkeklerin kadınlar hakkında yazdığı her şeyi okuyascak olsam, yüzyılda bir çiçek veren ödağacı, daha ben kağıt kalemin başına oturmadan iki kez çiçek vermiş olurdu.

Neden kadınlar erkekler için, erkeklerin kadınlar için olduğundan daha ilginçtir?

Samuel Butler neden "Akıllı adamlar asla kadınlar hakkındaki fikirlerini söylemez" der? Görünüşe bakılırsa akıllı adamların başka bir şey dediği yok.

İnsanın aptalca bir kibri vardır.


Kadın bedeninde kısılı kalmış bir şairin kalbindeki tutku ve şiddeti kim ölçebilir ki?

Bir kadın olarak, ülkem yok. Bir kadın olarak, bir ülkem olsun istemiyorum. Bir kadın olarak, bütün dünya benim ülkem.

En iyi yetiştirilmiş kadınlar zihinleri en uygar olanlardır.

Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!

Kadının varlığına katlanamayan zihniyet; elbette onun yazmasına, okumasına, düşünmesine de karşıdır.

Sekiz çocuk büyütmüş temizlikçi kadın, dünya için yüz bin sterlin kazanmış avukattan daha mı az değerli?

İsterseniz kütüphanelerinizi kilitleyin ama zihnimin özgürlüğünü kilitleyebileceğiniz hiçbir kapı, kilit, süngü yoktur.

İrkilmeyin. Yüzünüz kızarmasın. Burada biz bizeyken, bazen böyle şeylerin olduğunu itiraf edelim. Bazen kadınlar kadınlardan hoşlanır.




13 Ekim 2021

Lou Andreas-Salome / Arayışlar (Alıntılar)


Sorun önyargıların aşılması, bağışlanabilir bir düşüncesizlik veya basit anlamda bir hata olsaydı; ah, sorun keşke böyle olsaydı! Yersiz kuşkulara kapılmayan sen, her şeyi anlayan ve hissedebilen sen bu yüzden hayatımdan kaybolup gitmezdin. (s.2)

Güzel insanlara her zaman hayranlık duymuşumdur ve bugün sanatçı beğenimle artık o zamankinden farklı bakıyor olsam da. (s. 5)

Artık onun sevgisine eskisi gibi çocukça bir güven duymuyordum. (s.12)

Eski tutkum, insanın tamamen uyandıktan sonra hatırlayamadığı bir rüya gibi gölgelere gömüldü. (s.13)

.. annem aslında ne bir dişi aslandı ne de geleneksel yoldan çıkan biriydi; dünyaya bakışı çoğununkine fersahlarca uzak olan yalnız , yaşlı bir kadındı sadece. (s.20)

Eğer dedikodular haksız yere yaılıyorsa ve senin gizli kuşkuların da öyleyse, sen bunu hak ediyorsun demektir. Belki de sen beni uzun süre bazı konularda işe yaramaz hale getirdin bana getirdiği sert şarabınla. Diğer bütün sarhoşluklara baskın geldin. (s.22)

Ayrıca bir kez şöyle adamakıllı aşık olamıyorsam suçlu ben değilim. Bu yeterince tuhaf zaten. (s.22)

Sevgi değildi; daha yoğun, daha dürtüsel, daha tekinsiz bir şeydi. (28)

En küçük memurundan tut, subay çevrelerine kadar hala hepsi kibirli, azametli ve dar görüşlü. Konumlarına göre görüntü değişiyor sadece, içerik aynı. Bizim artık annelerimiz ve büyükannelerimiz gibi düşünmediğimiz İçlerinden birinin bile aklına geliyor mu sanıyorsun? 'efendim aşağı efendim yukarı' diye etraflarında dört dönüp duran kadınlardan değil de artık kendi kendimizin efendisi olduğumuzun, kısacası eski kölece anlayışları rafa kaldırdığımızın farkındalar mı sence? (s.32)

İnsanlar sırf bana acıdıkları için yetişkinlik yaşına gelinceye kadar gelişimimi sürdüreceğimi ve herkes gibi olacağımı söyleyerek o kadar canımı yaktılar ki. Fakat yaşım ilerledikçe  -şimdi otuz yaşındayım- beni kandırdıklarını daha iyi anladım, fakat bunu kimseye fark ettirmeye ve karşı çıkmaya cesaret edemedim. Çünkü acınası olarak biri yaşamak ölüm gibi bir şey, öyle değil mi? (s.38)

Şimdiye kadar ona hiç, hiç bir zaman insani anlamda, halden anlayarak, bu denli yakın olmamıştım; fakat aynı zamanda bir kadın olarak ondan hiç bu kadar uzak olmamış, bu kadar uzaklaşmamıştım. (s.45)

Belki en başında birbirimizle başka türlü kaynaşabilirdik, mücadele etmeden, çekinmeden, birimizin veya diğerimizin üstün ya da aşağı olması söz konusu olmadan! Sadece gençliğimizin tazeliğiyle, duyduğumuz sevinç ve esrimeyle! Evet, belki! Belki böyle bir aşk vardır, mümkündür ve güzeldir. (s.45)

Bir insan, bizim onda kendimize uygun bulduğumuz yanlardan çok farklı değil midir aslında? (s.48)

Yapmamız gereken tek şey yolumuza devam etmektir; bize ait olan birlikte gelir, bizimle beraber yürümeyeninse, bizi durdurmasına izin vermemeliyiz. (s.50)

... havailikle delilik arasında salınırcasına bu iki duygu kutbu arasında gidip geliyormuşum gibi hissediyordum. (s.61)

Kendi mutluluğunu engelliyorsun: Hayattan ve insanlardan çok fazla şey bekliyorsun. (s.62)

Hayatta her şeyin bir bedeli var, en fazla da mutluluğun. (s.62)