21 Eylül 2021

Matt Haig / Gece Yarısı Kütüphanesi (Alıntılar)

 




Buraya kadardı işte. Artık kimsenin ona ihtiyacı yoktu. Nora evren için gereksiz bir detaydı. Nora eve girince sessizlik gürültüyü bastırdı. (s.20)

Kara deliklere fazla yaklaşırsanız , yer çekimi kuvvetiyle sizi kendi karanlık, kasvetli gerçekliklerinin içine çekerler. (s.21)

Zaman içinde mutlu anlar da acıya dönüşebiliyordu. (s.21)


Kendi ihmalkarlığım ve talihsizliğim yüzünden, hayat benden kaçtı durdu ve artık mantığım benim de ondan kaçmam gerektiğini söylüyor. Kalmanın mümkün olduğunu hissetsem, kalırdım. Ama hissetmiyorum. (s.23)

"Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var"dedi. "Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider. Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansı sunar sana. Farklı seçimler yapmış olsan, şu an nasıl bir hayatın olacağını görürsün... Pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı, bazı konularda farklı davranır mıydın? (s.29)

Ölüme gidilmez. Ölüm sana gelir.(s.29)

Tanıdık bir histi bu. Hemen her bakımdan yetersiz olma hissi. Tamamlanmamış bir insan yapbozu. Yetersiz bir hayat ve yetersiz bir ölüm. (s.29)

Ne kadar çok olasılık varsa, o kadar çok hayatın vardır. Farklı seçimler yaptığın hayatların vardır. Yaptığın farklı seçimler farklı sonuçlara yol açar. tek bir şeyi bile farklı yapmış olsan, farklı bir yaşam öykün olacaktı. (s.31)

Buradaki bütün kitaplar, kütüphanedeki her kitap- biri hariç- senin hayatının birer versiyonu. (s.33)

Babam ölmeden önce onu sevdiğimi söylemediğime pişmanım.(s.34)


G
ençken daha çok eğlenmediğim için pişmanım. (s.35)

Nasıl daha mutlu olabileceğimi öğrenmediğime pişmanım. Bu kadar fazla suçluluk hissettiğim için pişmanım. (s.35)

Aşktan korkmak yaşamdan korkmaktır ve yaşamdan korkan herkes dörtte üç ölmüş demektir. (s.36)

İnsanlar şehir gibiydi. Bazı kötü yönleri var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. Sevmediğiniz yanları, birkaç tane tehlikeli ara sokağı ve mahallesi olabilirdi ama bir şehri yaşanır kılan şey iyi yönleriydi. (s.47)
Benim burada ne işim var?" diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de, her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi hissettiğiniz? Üstelik dışarı çıkmanızı sağlayacak birçok yol olduğunu da biliyorsunuz çünkü labirentten çıkmayı başarmış, dışarıda gülüşüp oynayan insanların seslerini duyuyorsunuz. Çalı çitlerin arasından arada bir görüyorsunuz onları. Yaprakların arasından gelip geçen şekiller halinde. Öyle mutlu görünüyorlar ki onlara değil, bu işi onlar gibi yapamadığınız için kendinize kızgınsınız. Oldu mu hiç? Yoksa bu labirentte kalan bir tek ben miyim? (s.59)

Bir odaya girip oraya neden gittiğini hatırlamadığın olmadı mı hiç? Az önce ne yaptığını hiç unutmadın mı? Yaptığın şeyi tamamen unuttuğun ya da yanlış hatırladığın olmadı mı? (s.61)

Bazı pişmanlıklar yalnızca.... Bok yemektir. (s.66)

..bazen öğrenmenin tek yolu yaşamaktır. - Çok acımasızca. (s.66)

Pişmanlıklar kaybolup gitmezdi. Sivrisinek ısırığı gibi değildiler. Sonsuza kadar kaşınırlardı.

Çok okuyan biri olarak, sözcüklerini hiç de özenle seçmiyorsun. (s.65)

Kedimi özledim. Çok yorgunum. (s.87)

Olmadığınız bir şeyi hedeflerseniz, başarısızlığa mahkumsunuz. Kendiniz olmayı hedefleyin. Kendiniz gibi bakmayı, davranmayı ve düşünmeyi hedefleyin. Kendinize en sadık versiyonunuz olmayı hedefleyin. Kendiniz olma haline kucak açın. Kendinizi onaylayın. Sevin. Bunun için çok çalışın. İnsanlar sizi küçümsediğinde ve sizinle alay ettiğinde, onlara kulak asmayın. Dedikodu çoğu zaman üstü örtük bir kıskançlıktır. Oyalanmayın. Direnme gücünüzü koruyun.(s.92)

Özgürlüğün temelinde itaatsizlik yatar. İtaat edenlerden ancak köle olur. (s.102)

Kendime yalnızlıktan daha iyi bir dost bulamadım. (s.124)

Her şeyi kabullendiğini hayal etti. Doğayı kabullendiği gibi. Bir buzulu, kutup martısını, denizde sıçrayan bir balinayı kabullendiği gibi. Kendini doğadaki muhteşem garipliklerden biri olarak gördüğünü hayal etti. Elinden geleni yapan duyarlı bir hayvan gibi. Böyle böyle, özgür olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal etti. (s.141)

Nelerin ilgimi çektiğini tam olarak bilemeyebilirim ama nelerin çekmediğinden kesinlikle eminim. (s.151)

Hayat çok garip. Her şeyi bir arada yaşamamız. Dümdüz bir çizgide. Ama resmin tamamı bu değil. Çünkü hayat yalnızca yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da oluşur. Ve yaşadığımız her an... bir çeşit dönemeçtir."

Bazı yolların daha kolay olacağını düşünmek işimize geliyor bence,” dedi, bir şeyi ilk kez fark ederek. “Ama belki de kolay yol yoktur. Yalnızca yollar vardır. (s.177)

Kötü deneyimlerin bile bir nedeni var, hâlâ göremiyor musun? (s.184)

Nora şiddetin olmadığı bir dünyada yaşamayı isterdi ama yaşayabileceği bütün hayatlarda insanlar da vardı maalesef. (s.194)


“Ahlakın temelinde merhamet yatar,” demişti filozof Arthur Schopenhauer iyi bir gününde. Belki hayatın temeli de buydu. (s.195)

Hayatını acı çektiği için değil, acıyı dindirmenin bir yolu olmadığına kendini inandırdığı için bitirmek istediğini anlamıştı. (s.212)


Yalnızca algılayabildiğimiz kadarını biliriz. Deneyimlediğimiz her şey, en nihayetinde algılayabildiklerimizden ibarettir. Neye baktığın değil, ne gördüğün önemlidir. (s.215)

Hayatta ne kadar dürüst olursan ol, insanların ancak kendi gerçekliklerine en yakın olan şeyleri görebildiğini Nora artık anlamıştı. (s.237)

"Hayat," diye yazmış Sartre bir zamanlar, "umutsuzluğun öte yanında başlar." (s.269)

Kaçıp gitmek istediğiniz yerin kaçtığınız yerle aynı olduğunu görmek tam bir aydınlanmaydı. (s.278)


22 Temmuz 2021

Okudukça


Selamlar, vakitsizlik nedeniyle eskisi gibi paylaşım yapamasam, okuduğum kitapların altını çizdiğim yerlerini ekleyemesemde son 6 ayda okuduğum kitapları yazmak istedim. Belki ne okusam diyenler vardır fikir verir. Beğeni sırasına göre değil aklıma geldikçe ekledim.

Jack Landon - Martin Eden

İrvin D. Yalom - Nietzsche Ağladığında

Jose Saramago - Körlük

Bedia Ceylan Güzelce - Soyka

Büşra Sanay - Kardeşini Doğurmak

Tess Gedrritsen - İkiz Bedenler

Franz Kafka - Dava

Semih Gümüş - Okumak ve Yazmak

Jodi Picoult - Yap Boz

Vigdis Hjorth - Miras

Jehan Barbur - Uyumsuza Notlar

Hande Altaylı - Kahperengi

Hande Altaylı - Delice


15 Mayıs 2021

Zümrüdü Anka Misali

 Selamlar, üç aylık bir kayboluşun ardından herkes bıraktığım gibidir umarım, hatta daha da iyisinizdir. Ara vermek gibi bir niyetim yoktu aslında, ne bloga ne kitap çalışmalarına ama bana da sürpriz olan bazı sebeplerden dolayı öyle olması gerekti. Biraz herşeyden herkesten elimi eteğimi çekip kendimle kalıp, kendime ve insanlara dışarıdan bakıp analiz yapmam gerekti. Eksikleri yanlışları görmek adına. Sonu Anka kuşu gibi oldu, kendi adıma çok memnunum.

Neler kaçırdım bir bakayım dedim güzel insanlar neler paylaşmış, kim neler okumuş, neler izlemiş ne düşlemiş diye. Biraz saygısızlık oldu kendi başlattığım Kelime Oyununa bile hiç ilgilenip bakmamam ama sağolsun Deeptone her zaman olduğu gibi herşeyi en güzel biçimde organize edip devam ettirdi. Çok çok kalp Deep..  
Seviyorum ben bu blog ortamını diğer platformalar gibi değil. Her okuduğum dinlediğim şeyde kendimden birşeyler bulduğum, bana kendimi iyi hissettiren insanları bilmek güzel. Saatlerce sohbet edip içinizi rahatça açık edebildiğiniz insanlar. Samimiyetsizliğin olmadığı, göründüğün gibi olan, içindeki neyse dışındaki de o olan insanların varlığını bilmek güzel.

Bu üç ayda sadece kitap okudum, şuan standartım hafta 1 bazen 2 kitap.. Yine kolilerce kitap aldım sayabildiğim kadarıyla 625 ti en son. Çocuklarıma en büyük emanetim mirasım onlar olacak, umarım kıymetini bilirler. Okuduklarımdan sonra altı çizili diziler o kadar çok birikti ki hangisinden başlasam alıntı için bilmiyorum.Onu yapmakta başlı başına zaman ve dert. 

Yazdığım kitap konusunda da biraz değişiklik oldu, şuan aynı anda iki kitabı birden yazıyorum. Biri kısa hikayelerin denemelerin olduğu, diğeride tek bir hikayenin olduğu roman. Deneme ve öykü olanı bu sonbahara yetiştirim ama roman olan biraz zaman gerektiriyor.

Bende durumlar böyle, şahane kitapların, melodilerin olduğu, sağlıcakla huzurla güzel günlere..



10 Şubat 2021

Kitap Hazırlığı


 Merhaba. Yaklaşık 5 haftadır blogdan ve her şeyden uzak kaldım. Haliyle blog arkadaşlarımı izleme okuma imkanım pek olmadı, çok şey kaçırdım ama fırsat buldukça kaçırdığım etkinliklere yazılara göz atıp yorumlamaya çalışacağım.
Günlerim kitap hazırlığıyla geçiyor, tabi işten kalan az zaman da. Bazen kısır döngü bazen verimli. Bu süreçte en büyük itici güç sevgili DeepTone 💖, gerek kitap konusunda gerekse kendi hayatımızla ilgili yapılan uzun sohbetlerde beni ayakta tutuyor, çok fayda sağlıyor. Ona bir kez daha teşekkür ediyorum varlığı, yardım severliği ve güzel kalbi için.

Blogdan uzakta olduğum günlerde çok güzel kitaplar okudum zamanla alıntılarla paylaşacağım. Film dizi incelemeside yapacağım arada. Akşam, Ateş Böceği Yolu dizisine başladım, daha başlarında sayılırım ama Tully Hart karakterine bayıldım. Ahh Tully o kadar bensin ki. Umarım ilerleyen bölümlerde saçmalamaz :)
Sevgiyle ve sağlıcakla kalın görüşmek üzere..





02 Ocak 2021

Joanne Greenberg / Sana Gül Bahçesi Vadetmedim (Alıntılar)

 

Bir gün, hastalığın olduğu kadar sağlığın da nerede olduğunu bize gösterecek bir test yapmalıyız. (s.24)

Suskun bir insanın yardım çığlığı olan o, intihar girişimi... (s.34)

Yıllarca, beyniyle komut vermeyi hiç akıl edemediği sözcükler öylece ağzından çıkıvermişti hep. Kimi zaman, içini bir duygunun sardığı olurdu. Bu duygu söze dökülür, ama altında yatan ve dünyayı ikna etmeyi sağlayabilecek mantık suskun kalırdı. (s.36)

Bir çocuğun bağımsız olması, kimi ana babaların kırılgan dengesi için çok büyük tehlikeydi. (s.39)

Bir keresinde kendine korkunç işkenceler yapan bir hastam olmuştu. Ona neden böyle şeyler yaptığını sorduğum zaman "Bunları bana dünya yapmasın diye." karşılığını vermişti. Sonra "dünyanın neler yapacağını görmek için biraz bekleseniz" demiştim. O da "Anlamıyor musunuz? Eninde sonunda oluyor bunlar, bu şekilde hiç olmazsa kendi yıkımımı kendim yönetiyorum." diye yanıt vermişti. (s.48)

Sevdiğiniz insanları korumak için hiçbir zaman dünyayı yeniden kuramayacağınızı anlatmaya çalışıyorum size.. (s.49)

Benim düşmanım, ne nefret edebileceğim ne de bağışlayabileceğim bir insan. (s.52)

Lanet olası aptallar çocuklara yalan söylememeyi ne zaman öğrenecek bunlar! (s.53)

Niye hepiniz böyle kötü yalanlar söylüyorsunuz? (s.53)

Sinirli değilim ben; kaçığım. (s.54)

Kadın ufak tefek, siyah saçlı ve üzgün görünümlü biriydi. Ama bir başkasının korkusunu görebilecek kadar kendi dışına bakabilmişti. (s.59)

Sen hiçbir zaman onlardan biri olmadın, hiçbir zaman. Tamamen farklısın sen. (s.60)

Kimseye ait değilim ben! Ne size ne de dünyaya. (s.72)

Biliyor musun.. akıl hastası olmanın en kötü yanı, hayatta kalabilmek için ağır bir bedel ödenmesi. (s.73)

Her yerde olduğu gibi, burada da saldırganlar saldırıya uğrayanlardan üstün tutuluyordu. (s.77)

Cehennem’in eşiğine gelmiş kişilerin şeytandan ödü kopuyordu; zaten cehennemin içinde olanlar içinse şeytan özel biri değildi, yalnızca başka biriydi, o kadar. (s.77)

Hiç durmadan ummadığım yönlerden darbe yemek acı veriyor. (s.80)

Eskiden nasılsam şu anda da öyleyim, -içim yanardağ olan devinimsiz bir dağ. (s.87)

Bütün hasta insanların hastanelerde olduğunu mu sanıyorsun sen? (s.103)

Birisi seni kırdığı zaman hiç ağlama, gül. Seni üzdüklerini bilmelerine asla izin vermemelisin. (s.105)

Gurur, sanki her gün yapılan bir şeymiş gibi, soylu bir biçimde üzüntüden ölme yetisi anlamındaydı. (s.105)

Deborah, akıl hastaları ile dindar fanatikler arasındaki benzerlik konusunda düşündürücü bir takım gözlemlerde bulunuyordu. (s.106)

Anılar biçim olarak değişmeyebilir, ama yıllar boyu önemlerinin vurgulanması onlara korkunç boyutlar kazandırabilir. (s.107)

Bütün hasta insanların hastanede olduğunu mu sanıyorsun sen? (s.108)

Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim. Ve hiç bir zaman huzur ya da mutluluk vadetmedim. Sana ancak bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım. Ve sağlıklı olmak, gücünün yettiği kadarıyla, bu savaşımı kabul edip etmemekte özgür olmak demektir. Ben yalan şeyler vaad etmem hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır... Üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur.
(s.115)

Adalet uygulanmıyorsa, namussuzluk örtbas ediliyorsa ve inançlarını koruyan insanlar acı çekiyorsa, sizin gerçekliğiniz ne işe yarıyor peki? (s.121)

Bütün bu şeyleri öğrenebiliyorsam dedi Deborah, okuyup öğrenebiliyorsam, neden hâlâ her şey bu kadar karanlık? (s.130)

Bir şeyi övmek bir başka şeyi kötülemek anlamına gelmez. (s.141)

Coşkuları baltayla parçalamayın. (s.171)

İnsanlar karşı-ateşler yakarlar, bir yangını söndürmek için bir başka yangın çıkarırlar.
(s.175)

Kapayın çenenizi! Düşüncelerimi duyamıyorum.. (s.175)

Vazgeçmiş değilim; yalnızca yorgunum, o kadar. (s.175)

Dünyada bile aynı dilden konuşan iki insan yok muydu hiç? (s.195)

Birbirimizle geçinemedik, işte o kadar. Birbirimizden hoşlanmadık. Galiba birbirimize çok fazla benziyorduk… (s.215)

Yaşamak savaşmak demektir. (s. 244)

Okuduğu bütün kitaplar ona kesin ifadeler kullanmamasını, tartışmamasını ve duygularını belli etmemesini, neşeli ve yardımsever olmasını söylüyordu. (s.260)

Hiçbir şeye ilgi duymuyordum ve bu bana bir çeşit huzur veriyordu. (s.276)



01 Ocak 2021

Lou Andreas-Salome / Feniçka (Alıntılar)

 
- Bir gece uyumamak sizi zorlamayacak belli ki.
- Buna alışkınım, geceleri kitapların başında oturmayı tercih ederim. Ortalık o kadar sessizken…

Ben kitaplara gömülmekten daha yeni kurtuldum.. Ve siz.. kendinizi gönüllü olarak teslim ediyorsunuz.

“Bakış açımızı genişleten, hayatı önümüze seren ve bizi bağımsızlaştıran kitaplar niye bir cephe hizmeti olsun ki ,” diyerek şaşkınlıkla ona baktı kız .” Bu dünyada bizi özgürlüğe yaklaştıran tek bir şey varsa o da zihinsel çalışmalardır.”

Düşünceleri bambaşka bir yerdeymiş gibi dağınık bir hali vardı.

Hiçbir şey talep etmeden bahşeden bir kraliçe gibi seviyor beni. Kadın gururunun en inatçı türü.

.. kendimi gerçekten de toparlanma dönemindeki bir hasta gibi hissediyorum; o zaman insan çok farklı yaşıyor, daha edilgin, sezgileri daha açık, almaya hazır.Tam olarak tetikte değilsiniz, fakat uykuda da değilsiniz..

"Gökyüzünün sonsuzluğuna yükselmek istiyorum,
Denizin derinliklerine gömülüyorum,
Sana bütün dünya nimetlerini vermek istiyorum!
Yeter ki sev beni! Sev beni!

İnsan kadınları ister idealize etsin ister şeytanileştirsin, her durumda erkeğe bağlı değerlendirip basitleştiriyordu.

- Aşkın size verebileceği en değerli şey nedir peki?
- Huzur!

Benim onurum için başka insanların endişe etmeleri son derece nahoş ve ben buna alışık değilim. Ayrıca onur kırılgan bir şey ola bilir, ama ben değilim!

Benim duyduğum en aşağılayıcı şey, insanın yürekten inanarak yaptığı bir şeyi saklamak veya inkar etmek zorunda kalması. Sevinmeniz gerekirken utanç duyuyorsunuz!

Erkekler meseleye böyle bakabilir, onlar ki, her şeye hakları vardır ve bir şeyi gizlemeleri için içsel nedenlerinden başka bir gerekçe söz konusu değildir. Fakat bizim için durum çok farklı.

Ama bütün bunların hepsi boş laf aslında. İki âşık için önemli olan her zaman dünyaya değil, birbirlerine nasıl baktıklarıdır.

Büyük kuramlar geliştiriyoruz, ruhen uyumlu olmak istiyoruz, her şeyi kılı kırk yararcasına sınamak istiyoruz, ama sonunda başka hiçbir işarete bakmadan anın bahşettikleriyle seçiyoruz birbirimizi.

Karşınıza bir şey çıkıyor ve sizi teslim alıyor, siz de kendinizi bırakıyorsunuz, artık hesap kitap yapmıyorsunuz, hiçbir şeyden çekinmiyorsunuz ve artık yarım kalan bir şeyle yetinmiyorsunuz, hiç düşünmeden, hiç kuşkuya kapılmadan, hatta ayrımına varmadan alıyor ve veriyorsunuz; tehlikeye gülerek, kendinizi unutarak bakıyorsunuz; takatten kesilen bir akıl ve yoğunlaşan bir ruhla ilerliyorsunuz, ilerliyorsunuz...

Odamda kalmaya katlanamıyorum. Ama dışarıda olmaya da katlanamıyorum. Korkunç kaygılar içindeyim.. 

Sonuçta siz kadınlar çok farklı hissediyorsunuz - daha duyarlı, daha derin. Bunları inanarak söylüyorum. Aslında siz kadınlar süreklilik ve tam bir aidiyet istiyorsunuz, inan bana; bunları beni seven kadından biliyorum.

Hasta değilim. Sadece öyle sanılmak istiyorum. Dışarı çıkmak, bir yere gitmek, insanları görmek şimdi katlanamayacağım şeyler..

Ona șunu söylemek, ondan șunu rica etmek istiyordum: lütfen uzaklaș benden, beni tümüyle bırak ve git! Fakat ona söylediğim șu oldu: Benimle kal! Benimle kal!

Kadınları salt insani zenginlikleri içinde kavramanın, hep cinsiyetleri açısından bakmaktan, hep yarı şematize ederek görmekten kaçınmanın bu kadar zor olması ne tuhaf.

Belli ki birinin onun arkasında durması,sorumluluğunu alması, korumak veya savunmak için önlemler düşünmesi Fenya’ya sıkıntı vermişti...ansızın kırılacak eşya muamelesi görmek kıza herhalde hem rahatsız edici hem de gülünç gelmişti.

Dostluğun içimde aşka kadar yükselmesini bekledim. Ara sıra yükseldiği de oldu, giderek daha yukarılara doğru, fakat aşka ulaşmadı, yükseldikçe inceldi, sivrildi ve her defasında günün birinde ucundan kırılıverdi.