6 Temmuz 2014 Pazar

yeni bir "ben" ..


Hayatımı hep ironilerle hep bir kızgınlıkla anlık kararlarla geçirdim, fazla gözü karaydım doğru yanlış farketmek sizin o an içimden ne geliyorsa onu yaşadım hissettim söyledim. Bir süre sonra yoruyor bu durum, yıllar yıllar sonra anlıyorsun kendini anlamsız bir savaşa soktuğunu, gereksiz saçma sapan insanlar konular için yıprattığını değer verdiğini, kendini sevdiklerini üzdüğünü. Hep anı yaşadım, ne derler ne düşünürler demedim seviyorsam seviyorum, aşıksam ben sana aşığım, sevmiyorsam uzak dur dedim, o yüzden adım hep deli çılgın yada sorunlu oldu, umurumda mı hayır. Hiç plan program yapmadım kimsenin nasihatını sözünü dinlemedim, hiçte pişman değilim büyüklerimin sözünü dinlemediğim için. Bazı mevzularda haklı olsalar da o bana büyük bir tecrübe oldu ama pişman değilim belki bu yüzden hep güçlü hissettim kendimi, hoş sonra o güç denilen şeyinde bir bok olmadığını anlıyorsunuz.

5-6 yaşındayken bile aileme kendimden büyüklere kafa tutar hayır o niye öyle ben kabul etmiyorum diyen başına buyruk öfkeli bir kız çocuğuydum. Kızımında öyle olmasını istiyorum, doğru yanlış her konuda itaatkar değil kendini hakkını savunabilen, yanlış gördüklerini benim yüzüme vuracak hey dur orada diyecek bir birey. Bence insanın karakteri doğuştandır, sadece yaşadıklarımız gördüklerimiz öğrendiklerimiz hamur misali ne olduğumuzu kişiliğimizi şekillendirir bize yön verir. Hayatım hep sorgulamakla geçti, bu sorgulamalardan çok şey öğrendim çok bilgi edindim, bazı şeyleri de kaybettim inancım gibi.. Biz Terazilerin en büyük özelliğidir adalet hak duygusu, fecidir gelemeyiz haksızlığa, o niye böyle, bu niye böyle ama haksızlık.. Biri yere çöp atsa ardından kaldırır çöpe atardım, bana göre yanlıştı ha kimsede öğretmedi tembihlemedi, bana göre yanlıştı ve o çocuk aklıyla dünyayı tek başına düzeltebileceğime inanırdım o yanlışları düzeltmeye çalışarak. Ormanlık bir yerde köylüler ağaçları kesiyordu sinirimden ağlamıştım inşallah altında kalır ölürsünüz ne kesiyorsunuz diye, canım yanardı o ağaçlar devrildikçe, yıllar sonra biri o ağaç kesme mevzusunda öldü oda amcamın oğlu idi. O zaman öğrendim kimseye beddua etmemem gerektiğini. Ağzımızdan çıkan her sözün, kalbimizden geçen her niyetin dönüp dolaşıp bizi bulacağını. Eskiden beni tanıyanlar şuan karşılaştığım yada konuştuğumuzda ne kadar değişmişsin diyor. Artık daha çok susup daha çok gülümsüyorum, eskiye göre kendimi daha pozitif mutlu huzurlu hissediyorum. Kendimde değişimler hissediyorum büyük değişimler, zaten kendini değiştirmeyen insan sıkıcıdır, 10 yıl boyunca aynı saç, aynı sakal aynı düşünceler aynı müzikler aynı yemekler sıkar sıradanlaştırır insanı. Yeni bir şeyler öğrenmiyor yeni yerler yeni yemekler müzikler kitaplar keşfetmiyorsan, aklına kalbine ruhana yeni birşeyler eklemiyorsan ot gibi yaşıyorsundur..
30'a merdiven dayamamın ve yaşadığım sağlık sorunlarının da etkisi var sanırım, olgunlaşmak denilen şey bu olsa gerek zamanla ne kadar eksik yönüm olduğunu fark ettim, sanki bir yarışa girmiş gibi o eksikleri doldurmaya çalışıyorum, daha çok sessizlik sakinlik istiyorsun. Çok eskiden kitaplarla aram hiç yokken şimdi yılda en az 40 kitap okuyorum, bazen günde 2 kitap okuduğum zamanlar oluyor, sürekli okuma yeni yerler yeni bilgiler keşfetme araştırma peşindeyim. Artık insanları da ayrıştırıyorsun, vazgeçilmez sandığın insanları gözün kapalı silebiliyorsun, hatta tiksinmeye başlıyorsun. Tiksindiklerine olan öfken zamanla geçiyor umursamıyorsun, her hangi biri oluveriyorlar etkisiz eleman, bağışlamak insanı özgür bırakır sözünde olduğu gibi. Sonra gerekli insanlar gereksiz insanlar, menfaatçiler, iyi gün kötü gün dostları, samimiyetsizler. Seni çok iyi tanıyan insanların yaptıkları kırıyor bazen, ama geçecek zamanla her şeyin geçtiğini biliyorsun çünkü, samimiyetler daim olursa tüm kırgınlıklar geçer. 

Hayatta o kadar büyük sorunlar sıkıntılar varken, bizi yıpratan yoran mutsuz eden şeylerin üzerine gitmek aynı yanlışı defalarca yapıp farklı sonuç beklemek ne kadar aptalca imiş. Kendimi çok akıllı sanırdım meğersem çok aptalmışım bunu farkettim, bunu düşündükçe de sinir olurdum takardım ama eski salaklıklarıma anlık öfkelerime takılmıyorum artık, beni ben yapan şeyler onlardı çünkü, insan yanlışı görmeden doğruyu bulamıyor inanmıyor malesef. Şimdilik ben sevdim bu olgunluk sürecini, daha dinginim daha mutluyum, hayatımda sahip olabileceğim en muhteşem bir eşe ve evlada sahibim. Sahip olduğum güzelliklerle mutlu olmak varken artık sahip olamadıklarım için kafa yormuyorum, hiç mi sorunumuz sıkıntımız üzüntüm yok, var elbet ama olmuyorsa olmuyordur elimden gelene rağmen olmuyorsa vardır bir eksiklik yada gereksizlik.. Bugün okuduğum bir röportajda yer yüzündeki en harika insanlardan biri ve benimde idollerim arasında olan duayen Betül Mardin aynen şunu diyordu.. "Hayatını sen şekillendir yoksa senin yerine bir başkası yapar!"
Kırmızı Ruh
06/07/2014

Aşağıda hayatı nazi kampında geçen ailesini soykırımda kaybetmiş ama hayatında asla nefret ümitsizlik duygusuna kapılmamış, muhteşem bir hayat ve insanlık örneği var, izlemenizi tavsiye ederim..

Kayıtlı olmayan okuyucular yorum yapabilmek için, yorumlama biçiminden "Anonim"i seçerek yorum yapabilir..

3 Temmuz 2014 Perşembe

Olgunlaşmak


Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım.

İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.

Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık.

Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi.

İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var.

'Ben demiştim', 'ben bilirim', 'ben zaten anlamıştım' sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun.

İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun.

İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum.

Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor.

Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken.

Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine.

Kestirmeleri de öğrendim gide gele.

Boş geçen her saniye değerli artık.

Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.

Gerektiğinde 'HAYIR' demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.

Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum.

Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor.

Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.

Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.

Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor.

Yasamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece.

Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.

Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.

Modaya uymak adına popumun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim .

Ayıp, günah yada ne derler korkuları çoktan geride kaldı.

Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor.

Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.

Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.

İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.

Yasamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.

Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.

İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.

Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.

Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum..

Can Dündar

27 Nisan 2014 Pazar

O'an

Çocuklara tiyatroya gidecekleri söylenir ve ünlü fotoğrafçı Alfred Eisenstaedt hayatında ilk kez o gün tiyatroya giden çocukların o anını çeker.. Paris 1963

17 Kasım 2013 Pazar

S'ayık'lamalar

Mumlarla aydınlatılmış loş bir oda, kitaplarım, sıcak çikolatam, fonda Melody Gardot, Norah Jones, tüm duygulardan arınmış nirvanaya 5 kalayım. Cama vuran yağmur damlalarının ıslaklığını ruhumda hissediyorum, üşüyorum, uykusuz ve duygusuzum ama aldığım keyiften de memnunum. Şaşkın şaşkın ayak parmaklarımı seyrediyorum, saçımla oynuyor o kitaptan diğerine geçiyorum, sakinim birazdan ruhumu kabuğundan soyup tüm hüznü huzuru mutluluğu geceyi arta kalanları da ekleyip “ ne olur geri gel” diyerek güvercin gibi havaya fırlatacağım. Arada göz ucumla aynada bana bakan yarı tanıdıkla göz göze geliyorum, yalvaran gözlerle birşeyler anlatmaya çalışıyor sanki. İçimden bi siktir çekip ayak parmaklarımı seyretmeye devam ediyorum, kendimi Broadway danscısı gibi hissediyorum, hey Melody sakın susma, unutmadan hala makyaj ve etekten nefret ediyorum.

Gece kendi içinde çığlık çığlığa ama kimseden çıt çıkmıyor, saatin tik takı kötü birşeylerin habercisi gibi, pencereyi açıyorum yağmur yaz toprağı gibi kuruyup çatlamış ruhumu serinletiyor, saatin tik takı daha hızlandı sanki, korku filmi sahnesinde gibiyim etrafı kolaçan ediyorum kalbim daha hızlı atıyor, sonu olmayan karanlık bir koridordayım sağa sola çarparak koşuyorum. Uzaklardan bir müzik sesi, dar koridorda koştukça sese yaklaşıyorum bir durgunluk sonra birden gözümü açıyorum. Bacağım uyuşmuş hareket ettiremiyorum, erimiş mumun kokusu odayı sarmış, öfkeyle çıkarıp atılmış tişört gibi yatağın bir kenarında fırlatılmış iki büklüm kıvrılmışım, fonda CocoRosie, üzerime bir kitap kaçıncı sayfasında olduğumu hatırlamadığım..

Kırmızı Ruh / S'ayık'lamalar
19 Mart 2013

Kayıtlı olmayan okuyucular yorum yapabilmek için, yorumlama biçiminden "Anonim"i seçerek yorum yapabilir..

26 Mart 2013 Salı

Bir kadın..

Karşı kaldırımda bir kadın, adı yok gözleri yaşlı yüzünde binbir acı, eliyle diğer kolunu sıkıca sarmış, sanki hayatında hiç kimse ona böyle sarılmamış. Bir kadın, belki Güldünya, belki Gülşah öğretmen kaldırımda boş gözlerle yola bakıyor, çizgilere basmadan yorgun adımlarla yürüyor kimseye çarpmamak için özen gösteriyor, dokunsalar görünen görünmeyen tüm yaraları acıyacak kanayacak. Bir kadın gözlerinden ne hikayeler ne şiirler ne şarkılar dökülüyor. Bir kadın gözleri yaşlı, belki işinden ayrıldı, belki boşandı, belki sevdiği terketti, belki yıllar sonra kendini öldürecek bir adama aşık oldu, belki de ümitsizce kendi gibi bir kadına aşık oldu. Bir kadın, belki şehit, belki cumartesi annesi, yüzünde yüzyıllık bir özlem ve hüzün. Bir kadın, sevilmeye özlemli itilen bir travesti belki.
Kadınlar artık sahip olunmak değil insan yerine konulmak istiyor, kadınlar artık sevgi adı altında ölmek değil insanca yaşamak istiyor.. Kadınlar, hırpalanmış kırılmış, vurulmuş incinmiş sevgisizlikten çatlamış yerlerinizden öperim kadınlar ..  -Kırmızı Ruh-
Cinsiyet farketmeksizin her türlü şiddete karşı sessiz kalma..
Kayıtlı olmayan okuyucular yorum yapabilmek için, yorumlama biçiminden "Anonim"i seçerek yorum yapabilir..

7 Mart 2013 Perşembe

Dünya Harikaları

Colarado Nehri / Amerika


Buz Kanyon / Grönland


Sanyou Mağrası / Çin

Skaftafeli / İzlanda

Alesund / Norveç


Amerika'nın Oregon eyaletinde, 150 yıl önce Mazama dağının yıkılması sonucu oluşan krater göl

Tanah Lot / Bali


Aiguille du Midi dağı / Fransa

Four Seasons Oteli / Bora Bora

Çakal Tepeleri / Arizona (Amerika)

Plitvice / Hırvatistan

Socotra Adası / Yemen

2 Mart 2013 Cumartesi

İdil'e


Tanıdığım en güzel insanlar; yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş, romantik ve anarşist olan insanlardır. Bu kişiler, yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doludurlar. "Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar; onlar, oluşurlar." demiş, Elisabeth Kubler Ross.

Tanıdığımı en özel en güzel varlıklardan biri "İdil Çağatay". Konuşmaların sohbetlerin sonunda kafamda canlandırdığımdan çok daha özel çok daha güzel biri olduğunu gördüm, Kırmızı grubunun beyni kalbi, kırmızının iltifat gibi yakıştığı tılsımlı güzel kadın. Tesadüflerle tanıdığım, kendini kalbime, suretini sırtıma, koluma işlediğim tanrının en güzel lütfu.

Ruhuma ve bedenime işlediğim o Kırmızılı kadını göreceğim, yoluna çiçekler dizip Araf'a hayat veren güzel ellerini öpüp, sevgimi hayranlığımı tutkumu avucumda sunup, önünde saygıyla eğileceğim..
Çok seviliyorsun İdil Çağatay..

Kayıtlı olmayan okuyucular yorum yapabilmek için, yorumlama biçiminden "Anonim"i seçerek yorum yapabilir..

17 Ocak 2013 Perşembe

Umay Umay / Cevapsız Ağrı

11 yıl sonra yeni şiirleri yeni kitabıyla Umay Umay.. Cevapsız Ağrı 13 Şubat'ta kitapçılarda..

Senin sırtın uyandığımda yanımda olmayacaksa, rüyaların anlamı ne?
(Cevapsız Ağrı'dan)

13 Ocak 2013 Pazar

Pelin Batu / Sen Olmak

Fukara bir asker olmak istiyorum- bilmediği dağlarda, ovalarda sigara tüttüren.
Gülşah öğretmen olmak istiyorum- sevgilim, kocam, babam tarafından ölesiye sevilen, kesilen.
Memleketi uzaklarda bırakmış bir mülteci olmak istiyorum- bir yük gibi görülen, denize dökülen.
Eşcinsel olmak istiyorum- ruhumu, aşkımı, benliğimi dünyadan gizleyen.
Depremzede olmak istiyorum- çadırdan kışı izleyen.
Sokakta bir köpek olmak istiyorum- bırak yağsın kar, saklanacak yer bulurum nasılsa.
Tutuklu olmak istiyorum- iyot kokusunu, çocuk kokusunu, taze ekmek kokusunu özleyen.
Dünyada bir kiracı olmak istiyorum- kavanozda yüreğim, ağzımda 5 kuruşluk kelimeler.
Talebe olmak istiyorum tekrar- değiştirebilirim seni cesur yeni dünya.
Karanfilli kadın olmak istiyorum- oğlumun kabrinde, arkamda polis, bağıran.
Alevi olmak istiyorum- istedikleri kadar fişlesinler.
Engelli olmak istiyorum- bırak yükseltsinler kaldırımları, beni görmesin, bilmesinler.
Tersane işçisi olmak istiyorum- ölüm hala ucuz, unuttunuz galiba?
Hrant olmak istiyorum- var olmak için düşmana mı ihtiyacınız var? 
İmam olmak istiyorum- tevazunun ehem-miyetini anlatan.
Travesti olmak istiyorum- vücu-dumdan başka sermayem olmayan.
Kız çocuğu olmak istiyorum- kurban edilip kefensiz bırakılan.
Kuş olmak istiyorum- betonlar içinde su arayan.
Balık olmak istiyorum- deryaları göremeden avlanan.
Memur olmak istiyorum- üç ayrı işte çalışan.
Köylü olmak istiyorum- varsın boğsunlar nehrimi, sesimi kısmayacağım.
Meteliksiz şair olmak istiyorum- ayazı kızıl kelimeler yaratıp ısıtacağım.
Peygamber olmak istiyorum- çarmıha gerildikçe öteki yanağımı uzatacağım.
Rahatı kaçan ağaç olmak istiyorum- söz veriyorum, karanlığı kötülemeyeceğim bu defa...
Empati kurma yetimizi geliştirdiğimiz
Birbirimizi dinlediğimiz bir zamanı hayal ediyorum
Hayalperest deyin bana.
Ağzımda gümüş kaşık, altımda kadife yastık
Gerçeklerden uzak deyin bana.
Ama biliyorum, yalnız değilim
Biliyorum, güzel şeyler olabilir, olacak.
Hepinize Mutlu Yıllar...

Ben bu kadının aklına, ruhuna naifliğine hayranım..

16 Kasım 2012 Cuma

Sabahattin Ali/İçimizdeki Şeytan

Bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret falan değil.. İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile. Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğu mu hissediyorum. Kafamda hiçbir şeyle değişilmesi mümkün olmayan muazzam hayaller, bana her şeylerden daha kuvvetli görünen fikirler birbirini kovalıyor. Fakat sonra birden bire etrafımda bana yakın birini arıyorum. Bütün bu beynimde geçen şeyleri teker teker uzun uzun anlatacak birini. Sokağa fırlıyorum. Bir tek çehre görsem de yanında yürüsem, hiç ses çıkarmadan yürüsem diyorum. Halbuki ara sıra karşılaştığım ahbapları görmemezliğe geliyorum. Hiçbiri bana bu anda yardıma çağrılacak kadar yakın görünmüyor. Bilmem beni anlıyor musunuz?



11 Kasım 2012 Pazar

Umay bir röportajında diyor ki..

Kızıyordum, artık kızmıyorum. Bir şey oldu epey önce, kimsenin beni öldüremeyeceğini fark ettim. Affedilmeyecek ihanetlere tanık oldum. Affetmeyeceğim. Affetmenin, ne büyük uyum isteği ve palavra olduğunu fark ettim. Çok uyumsuz muşum. Azıcık uyayım diye, ne fedakarlıklar yaptım, geçmiş olsun, affedemiyorum, etmeyeceğim de. Korku kendi cehenneminde debelensin, benim cehennemim başka..

22 Ekim 2012 Pazartesi

Hayırsever bi kitap evi kitaplarda %50 indirim yapmış, bende bu iyiliği karşılıksız bırakmadım.. :)

17 Ekim 2012 Çarşamba

:)

Kızıma dedim ki. Annecim sen büyüdüğünde hayırlı bir evlat mı olacaksın hayırsız mı?
Küçük hanımın yanıt, "ben mutlu olacam" :)
Bu yaşımıza geldik 3 yaşındaki sıpanın verdiği yanıtı hiç vermedik hatta aklımıza bile gelmedi..



6 Ekim 2012 Cumartesi

Cem Adrian / Yalnızlık yasaklanmasın!

Özellikle son 4 gündür sürekli bu şarkıyı dinliyorum. Bu ülke için fazla bile, olmazsa olmazım tek geçerim dediğim 3 sesten biridir Cem.. (Şebnem Ferah, Cem Adrian, Jehan Barbur)..
Klip gayet şarkıya uygun, şarkı ve Cem zaten standart üstü ama gel gör ki "kendini bilmez" yasakçı zihniyet yine iş başında. Beğenmiyorsan izleme dinleme, onu sevenlere emeğine saygı duy!! Facebook sayfamda bu klibi yayınladığımda, herkesin ortak yorumu umarım yasaklanmaz diye yayınlamıştım ve ertesi günü twitterda yasaklansın kampanyası. Her ne kadar izlemesemde Behzat Ç. dizisinde bira şişesi bile yasaklanmışsa artık, mastürbasyon ya da klipte travesti oynatmak kıyamet alameti olarak nitelendirilmesi "ee ne bekliyordun ki dedirtiyor"..

Her akşam milletin ağzını ayırarak izlediği cılkı çıkmış dizilerde, millet baldızını üvey kızını en yakınını götürürken alani sevişme sahnelerine rağmen gıkı çıkmayanların, ya da bilmem ne hoca ağına düşürdüğü boya kovasına düşmüş cariyerleriyle tv de maşallahlı inşallahlı saçma salak muhabbetler yaparken bunlara sesi çıkmayan yasaklatmayanlar, kalkmış belli belirsiz bir mastürbasyon sahnesi ya da bir travestiden rahatsızlık duyup klipte kıyameti koparıp ahlak edep nutukları atması trajikomik hatta içler acısı.. Biz zaten bu kadar salak bir millet miydik yoksa giderek salaklaşıyor muyuz?! Eğer bu sahneden senin ahlakın bozulacaksa, sende zaten bozulacak bir ahlak yoktur! Tv de biri adam öldürünce sende mi öldürüyorsun ya da her gün annene kardeşine sevgiline hatta kendin o dizileri izlerken bozulan ahlak zihniyet benim mi?!
Hoşumuza gitmeyen konularda durumlarda, neden en cahil en hoşgörüsüz anlayışsız, en çağ dışı şekilde, 3. dünya ülkesi gibi tepkiler veriyoruz?! Benim gibi ülkesine aşık biri bile artık ülkesine yabancılaşmış hatta gitgide soğumuş ülkesinden soğutulmuşsa sonumuz iyi değil.. Sadece bu değil hiç bir konuda düzgünce kendimizi fikrimnizi savunmuyor, karşıdakine saygı duyarak tartışmıyoruz.. Senin 10 kızla yatman, ya da 10 adamla yatman kimseyi ilgilendirmediği gibi, Cem Adrian ya da kliptekilerin cinsel kimliği kimseyi ilgilendirmez!!
Futbolda siyasette ya da LGBT lerle ilgili konularda, hep hakaretler küfürler tehditler, kimse kimsenin özeline kutsalına saygı duymuyor, anlayış hoşgörüden uzak barbarca tepkiler yaklaşımlar.. Belki abartı gelebilir ama bakın çevrenize ve 3 maymunu oynamaktan vazgeçelim..

Kayıtlı olmayan okuyucular yorum yapabilmek için, yorumlama biçiminden "Anonim"i seçerek yorum yapabilir..

İyi ki varsın Cem Adrian
video


15 Eylül 2012 Cumartesi

UmayUmay.Net hakkında..

Bir kaç gün önce duyurusunu yaptığım, Umay Umay sitesi ile ilgili bazı durumlar oldu, o yüzden açıklama yapma gereği duydum.. 
1 haftadır siteyi hazırlıyorduk, Herşey Umay hanımın izni bilgisi dahilinde gerçekleşti. Hoş bazı sayfa ahalisi "sen kim Umay Umay'la konuşmak kim" dese de, kendisiyle sürekli iletişim halindeydim. Site için kaynak bizzat Umay hanımın kendisiydi, herşey onun onayına sunularak yapıldı. Yayınevi, kitaplarının orjinal kapağını gönderdi, sonra kendi kaleminden biyografisi, fotoğraflar, çalışmaları, defterleri vs olacaktı.. Site pazar ya da pazartesi akşamı açılacaktı, herşey planlandığı gibi gidiyordu taa ki cuma öğle sonuna kadar.. 
Cuma ya kadar herşey yolunda giderken, bir anda telafisi mümkün bazı konularda bakış açısı farklılığı yanlış anlamalar ve bunun sonunda anlam veremediğim bir gerginlik meydana geldi. Konular olaylar çok başka yerlere kaydı ve kendisi sitenin açılmasını iptal etmemizi istedi ve yapılan tüm tasarım çalışmalar durduruldu. Bununla ilgili siteden de mini bir yazı geçmekte ve site kendisinin diğer hesaplarına yönlendirildi..
 Hoş biraz sap gibi ortada kalmış olsamda, kendisine içtenliği sohbeti ve duyarlılığı için çok teşekkür ediyorum. Hatam kusurum olduysa sürç-i lisan ettiysem affola.. Kitaplarından daha derin, daha özel, inanılmaz harika bir yüreğe beyine sahip ve yılbaşından önce çıkacak olan yeni kitabı "Cevapsız Ağrı" yı heyecanla bekliyoruz.. Seviliyorsun Umay Umay..

Özetle : Umay Umay’ın izni ve katkısı doğrultusunda planlanan site  projesi, yine kendisinin talebi doğrultusunda iptal edilmiştir.. Kendisini kişisel twitter ve deviantART hesaplarından takip edebilirsiniz...... Kırmızı


Kayıtlı olmayan okuyucular yorum yapabilmek için, yorumlama biçiminden "Anonim"i seçerek yorum yapabilir..

Umay Umay & Mete Özgencil / Düşmedim Daha