05 Ekim 2021

Oğuz Atay / Günlük (Alıntılar)

 


"-Kimseye söylemeden, içimde kaldı, kayboldu- dediğim düşüncelerin, duyguların aynası olsun. Kimse dinlemiyorsa beni- ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda,bana, bunu da yaptınız.


"
Bilmedi ki ben her şeyi hem görüyor, hem de ümitsizce öyle olmadığının söylenmesini bekliyordum."

"Güçlü olmak zorundayım. Bunu da becermek çok zor, gerçekler ağır geliyor. İlk günler hafif ve dayanılır gelen şeyler, şimdi biraz ağırlaştı. Fakat hüküm vermemeliyim. O kadar sık değişiyorum ki."

"Bir başka nokta daha: öyle bir yarım yamalaklığımız var ki, bizim dramımız, trajedimiz, akıl almaz bir biçimde gelişiyor. Ayrıca, bir trajedinin içinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Çok güzel yaşayıp gittiğimizi sanıyoruz."

"Ben ne yapmışsam iyi yapmak kastıyla yaptım; Muvaffak olamadıysam bunun kabahati niyetimde değildir.."

"
Hayal gücü bir yerde beylikleşiyor. Gerçek hayattaki insanların çoğu da öyle. Verilen rolü oynayıp duruyorlar."

"Durup dururken seviyorum işte, sevip duruyorum."

"
Çaresizlik yüzünden her şey anlamını kaybediyor. Sen olmadıktan sonra sana yazılan mektup ne işe yarar?"

"Hata yapmayan insan hiçbir şey yapmıyor demektir, çamurlu yolda yürürsen elbette ayağın kirlenecek".

"Ölsem demiştim ya geçen gün. Siz insanlara inanmayın. Şimdi hiç ölmek istemiyorum."

"Kendini parçalayan adam; kişiliğini parçalayan adam."

"
Gülümsemenin içindeki sevgiyi anlatamıyorum demek ki”

"İnsanın içinde ifade edilmez bir eksiklik duygusu kalır. Her şey başka türlü olabilirdi sanki. Bütün bu oyunlar bu kadar kötü oynanmayabilirdi."

"Çok az vaktim kaldı, anlamıyor musun? Artık cesur olmam gerekiyor, hiç olmazsa düşüncelerimi yaşamalıyım."

"Ölüm gözümüzün önünde olsun, hiç hatırımızdan çıkmasın, her an ölebileceğimizi unutmayalım. Ölüm geldiği zaman boş bulunmayalım."

"
Ölümün anlaşılmaz yok ediciliğine katlanamıyorum."

"Sonra hiçbir şey olmamış gibi kaldığım yerden yaşamaya devam ediyorum."

"Geleceğini kaybet­mek, yaşanan zamanı da boşlaştırıyor. Ne yapalım, henüz biraz da ayakla durma gücüm var; deneyelim, sonuç almaya çalışalım."

"Fakirlik kültüründe yaşayanlarda büyük acı çekme ve boşluk duygusu vardır. Uzun süreli tatminler sağlamak zordur. Gerçekte fakirliğin kültürü, kültürün fakirliğidir."

"
Belinsky önce dünyayı olduğu gibi kabul ediyor. Kendi acılarına da aynı sessizlikle boyun eğiyor. Herkes kendi acısına katlansın. Dünyanın mantığı böyle) Fakat başkalarının acı çekmesini kabul eden insan, aynı güçle sürdüremez yaşantısını. Ve eğer insan başkalarının acı çekmesini kabul edemiyorsa dünyada haksız olan bir şey vardır ve tarih bu noktada mantıkla bağdaşamaz."

"Perşembe günlerini sevmem. Sabah sekizden akşam beşe kadar demek istiyorum. Yüz kere, bin kere alt alta yazmak istiyorum: perşembe günlerini sevmem. Sonunda insanlar anlasın ne demek istediğimi de sormasınlar gerisini. Can sıkıcı anılarımdan kurtulmak için daha iyi bir yol bilmiyorum. Perşembe günlerini sevmem. Daha ne istiyorsun benden? Sevmiyorum işte. Neyi seviyorum ki?"

"Sevgi propagandası yapan nefret dolu insanlar."

"Ben insanı hayatını sarsan büyük fırtınalar içinde tanımak isterim."

"
İçimize düşenlere ilgisiz bir düşmanlık besliyoruz. Bizi kimse anlamadı, biz de kimseyi anlamıyoruz."

"Şimdi, dedim; uyusam ve ameliyatta ölsem, hiçbir şey duymayacağım , hepsi bu kadar. Çok kötü hissetmedim."

"Artık kafamın bulanıklaştığını ve saçma­ladığımı düşünsünler istemiyorum."

"Düşüncem geç gelişti, biraz geç başladım; biraz da erken bırakmak durumunda kalıyorum."

"
Öyle bir çıkmazdır ki düzenden yana olanın da, düzene karşı olanın da ayni sularda çırpınmasıdır. Haksız olana karşı çıkanın da haksız olduğu bir ortamdır."

"..meselenin içinden çıkamadığı için ülkesinden kaçar, hayatı boyunca her şeyden kaçmıştır."

"Ey talih! Beni kendi ülkemde bir yabancı gibi yalnız bıraktın. Bütün ümit kapılarını yüzüme kapadın. Bunu neden yaptın bana?"

"Anlatmak istediğimi tam -ya da hiç- veremiyorum demek ki. Ya da öyle bir şey işte anlattıklarım. Yaşarken unutulup gitmek. Bense neler düşündüğümü sanıyorum. Bu yüzden bu ülkede herkese kafa tutuyorum."

"Para vererek kitaplarını bastırıyorlar önce: Sonra isim yapıyorlar ve ülkenin başına belâ oluyorlar."

"Herkes, yarı yolda bıraktığı herkes, o yolda bir yere varıyor. Hikmet, herkes namına, hepsinin yaşantısını öldüresiye sıkıcı buluyor. Onların yaşamadığı sıkıntıyı, sanki onlar adına Hikmet duyuyor. Bu nedenle bitiremiyor belki yaşantılarını ; sonuna kadar yaşayamıyor . Belki de değil. Belki bir yaşantıyı sonuna kadar sürekli izlemenin, bitirmenin bir çeşit ölmek olduğunu hissediyor. Yarım yaşantılar sürdürerek, bütün ölümlerden kaçıyor."

"Bu dünya geçicidir. Bu dünyada elde etmek ve korumak bir insan için sadece kısa ömrü için gereklidir. Bunu unutmamalıyız. Mezarlıklar bu nedenle gözümüzün önünde bulunmalı. Evimizin bahçesinde, sokağın köşesinde tek mezarlar yer almalı. Her şey geçicidir. Belgeler gereksizdir , unutulacak ayrıntıları yazmak anlamsızdır. Belki de unutmak esastır. Öğrenmek, kendini tanımak mutsuzluktur."

"İnsan bazı olayları yaşamanın heyecanını kaybedince, aynı olayları tekrar yaşarken daha ustalaşıyor; yaşamanın akışına kapılmadığı için daha üstün bir yaratıkmış gibi görünüyor başkalarına. Oysa duyarlık bitmiş."

“İnsanlarımızın ilgisizliği,uzaklığı da canımı sıkıyor.”

"Galiba evde oturmaya o kadar alışmışım ki sanki evden çıkınca gerçek bir dünyada yaşamıyorum. Evin dışında her yer sanki aynı, sanki bütün insanlar birbirine benziyor. Ne acıklı değil mi?"

"Neden öldü? Kalpten öldü elbette. Yaa kalbi mi vardı. Evet, kalbi olduğu için öldü. Oyunları çok ciddiye aldığı için öldü. Ciddi olmayan başka biri hiç olmazsa bir baygınlıkla filan yetinebilirdi. Coşkun'un kötü huyu: her olayı büyütürdü."

"Ben ne zaman canım sıkıldığı için evden çıksam, yolda güzel bir fikir gelir aklıma. Galiba hep acele ettim."

"Sevgi propagandası yapan nefret dolu insanlar."

"Insanın geliştiği filân yok. Yalnız kusurlarına alışıyor, o kadar."

"İnsan, her an kendini parçalayarak, kendi etinden kanından vererek yaşayabilir mi? Gerçeği aramak bu mudur?"


02 Ekim 2021

Anais Nin / Minotor'u Kışkırtmak (Alıntılar)

 




Ben oldum olası taşkın, abartılı biri oldum zaten, çünkü tek başıma, bana uyan bir iklim yaratmaya çalışıyordum. (s.14)

Bütün maceraperestlerin sonu felakettir. Belki de geçiş işlemini, zihnin yaşamını duyuların yaşamına dönüştürme simyasını becerememişlerdir. (s.14)

Sen özgür ve hasarsız görünüyorsun, hayat dolu ve yarasız beresiz. (s.17)

Bir insanı, bir yeri, bir ruh halini, geçmiş bir yaşamı aklımızdan silmiş gibi görünebiliriz, oysa bu arada aynı dramın yeniden sahnelenmesi için yeni bir oyuncu kadrosu seçmekte, unutmaya çabaladığımız dostun, aşığın ya da kocanın benzerini, en yakın suretini aramaktayızdır. Sonra, bir gün gözlerimizi açarız ve kendimizi aynı kalıbın, aynı desenin içine kıstırılmış, aynı öyküyü yinelerken buluruz. Başka türlü olabilir miydi zaten? Desen, şablon bizim içimizden geliyor. Dahili, içsel bir şey o. (s.18)

Bilinmeyenin içindeki bilineni keşfedinceye dek huzura ermeyeceksin. Bu gezginler gibi etrafta dolanıp duracak, sana memleketi anımsatan lezzetleri arayacaksın; tekila yerine coco cola’nın, papaya yerine mısır gevreğinin özlemini çekeceksin. İşte o zaman uyuşturucunun, narkozun etkisi yok olacak. Ten rengindeki, törelerdeki ya da dildeki bir avuç farklılığın dışında, hâlâ aynı tür insanla ilişkide olduğunu keşfedeceksin, çünkü her şey senden, senin içinden kaynaklanıyor; örümcek ağını ören sensin. (s.18)

Bedenini anılardan arıtmak, kendini geçmişinden yıkamak ister gibi, yeniden suya daldı. Tekrar göründüğünde ışıl ışıl parlıyordu, pürüzsüzdü ama özgür değildi. Sözcük içine işlemiş, göğsünde oksijen azlığının yol açtığı türden bir çarpıntı yaratmıştı. Gerçeği aramak, bir kâşifin derin denizlere dalması ya da olmayacak yüksekliklere tırmanması gibidir. Her iki durumda da sorun oksijendir; ister çok yukarıya çık, ister çok derine in. Bildik, yansız dünyanın dışındaki her dünya soluk alma güçlüğü yaratır. Mistiklerin, sufilerin soluk alıp vermenin başka yollarına inanmalarının, her farklı deneyim alanı için farklı bir soluma tekniği uygulamaya çalışmalarının nedeni budur. (s.28)

Bazı anılar ete saplanır, birer kıymık gibi. (s.29)

Belki de sadece arka plan değişmiştir. (s.30)

Korkular onlara gülünmesine dayanamaz. Bütün korkularını, teker teker ele alıp bir listesini çıkarsan, onlarla yüzleşip onlara meydan okumaya karar versen, çoğu uçup gidecektir. (s.33)

Görünüşte özgürdü. Peki ama neyden özgür? (s.44)

İnsan benliğini asla terk etmez, yalnızca eylemlerini, davranışlarını açıklamanın yeni yollarını bulur.(s.51)

İnsanları kabullenmek istemedikleri özleriyle yüzleştirmek tehlikelidir. (s.59)

İnsanın hayatında düşüncelerine, kafasından geçenlere tam anlamıyla, yüzde yüz sadık kaldığı bir sohbeti sürdürebileceği biri olmalıydı. Belli bir noktada kendimizi örtmeye, maskelemeye başlıyorduk. Anahtar sözcük -saydamlık- idi. (s.81)

Yaşam rüyada görülendir, yaşam bir karabasandır; uyanabilirsin ve uyandığın an, canavarların kendi kendilerini yarattığını anlarsın. (s.97)

Rüya hep önümde koşuyordu. Onu yakalamak, bir an onunla uyum içinde yaşamak, işte mucize buydu.

Zaman, bir insanı sevme gücü olmayan zaman, o insanı hemen, çabucak defterden siler. Onun kederleri, acıları ve ölümü, ya kollektif tarihe gömülür ya da buharlaşır ve turistlerin, kırık sütunların üzerine oturarak, fotoğraf makinelerini boş, yağmalanmış mezarlara çevirerek yakalamaya çalıştığı şiirsel anlara karışır. Bu gezginlerin hiçbiri, yıkıntıların ve yankıların arasında asıl neyi öğrendiklerinin farkında değildir: bir insanı önemsizleştirmeyi ve kendilerini, kendi yok oluşlarına hazırlamayı öğrenmektedirler.

Senden ne beklediğimi bilmiyorum, Lillian, ama bu bir mucize beklemekten farksız senden her şeyi talep edeceğim, hatta imkânsızı bile, çünkü sen güçlüsün. (s.131)

Kendi dünyamı bulmaktayım. Belli bir var oluş durumu, yalnızca benliğe ait bir evren; kişinin bir bitki gibi, içgüdüsel bir biçimde yaşadığı bir yer. İrade yok. Hırs yok muhteşem bir kayıtsızlık, tıpkı içindeki tohumların çiçeklenebilmesi için kendini edilgenleştiren Hindu’nun yaptığı gibi. Avrupalı’nın iradesiyle, doğulunun karması arasında bir şey. Ben yalnızca aydınlanmanın mutluluğunu istiyorum, dünyada gördüklerimden aldığım mutluluğu. Titreşimler almanın sevinci, yaşayan her şeye karşı duyarlılık. Olduğu gibi kabullenmek. Bütün canlıları hissetmek, onaylamak. Yalnızca var olmak. (s.134)

Her şeyi oluruna bırakmayı, yalnızca seyirci kalmayı öğrenmek için uğraşıyorum. (s.134)

Yaşam, genişleyip yayılmaktadır ve biz, işgal ettiğimiz noktanın aslında daracık bir köşebaşı olabileceğini algılamaya başlarız; o köşeden bakıp gözümüzde korkuyla büyüttüğümüz şey, katı, kıpırtısız, Parmenides’vari boğazları, daracık geçitleriyle boğmaya, öldürmeye hazır bir geleceğe yönelmiş benlik parçacıklarımızdır yalnızca. Çünkü içimizde bizi genişlemeye, yaşam akışıyla birlikte yayılmaya, yaşam kasırgasının ölü merkezinden mümkün olduğunca uzaktaki noktalara yerleşmeye zorlayan bir şey vardır; akan özlere dönüşmemizi, özgürleşmemizi ve gerçek, temel durumumuzla barışık olmamızı isteyen bir şey. (s.157)



26 Eylül 2021

Cho Nam-Joo / Kim Jiyeong, Doğum: 1982 (Alıntılar)


“Jiyeong her seferinde başka biri oldu. Bazen halen hayatta olan biri, bazen çoktan ölmüş biri. Tek ortak noktaları hepsinin de Jiyeong’un tanıdığı kadınlar olmasıydı. Ne şaka yapıyordu ne de insanları kandırıyordu. Gerçekten, baştan ayağa, kusursuz bir şekilde, o kişi oluyordu.”

Kim Jiyeong oğlan olsun istenirken kız doğandır.
Kim Jiyeong sokakta tacize uğradığı için babasından azar yiyen genç kızdır.
Kim Jiyeong çalışkan bir öğrencidir ama stajyerlik için başka meziyetler de gereklidir.
Kim Jiyeong örnek bir çalışandır ama terfi almak öyle kolay iş değildir.
Kim Jiyeong evlenip iş kariyerine veda etmek zorundadır, nihayetinde artık o da bir anne olacaktır.
Kim Jiyeong tuhaf davranmaya başlamıştır.
Kim Jiyeong depresyondadır.
Kim Jiyeong delidir.
Kim Jiyeong kimdir?



Arka kapağında bunları görünce çok merak ettirmişti beklentim çok yüksekti, beklentim kadar olmasa da kesinlikle boş bir kitap değil. Hatta okurken baya şaşırdım. Güney Kore'de kadınların bu kadar ikinci sınıf muamelesi gördüğünü düşünmemiştim hiç. Sanırım tüm dünyanın ortak sancısı bu. Ne kadar eğitimli olursa olsunlar zihniyet değişmedikçe bir şeylerde değişmiyor. Tüm o yaşadıklarına rağmen başardıkları şeyler sonunda Jiyeong'u delirten şeylere dönüştü. Ülkemizin doğusundan batısına her gün maruz kalan kadınları anımsadıkça, heleki bu dönemdeki Afganistan'da ki kadınları düşündükçe gerçekten içim acıyor.



21 Eylül 2021

Matt Haig / Gece Yarısı Kütüphanesi (Alıntılar)

 




Buraya kadardı işte. Artık kimsenin ona ihtiyacı yoktu. Nora evren için gereksiz bir detaydı. Nora eve girince sessizlik gürültüyü bastırdı. (s.20)

Kara deliklere fazla yaklaşırsanız , yer çekimi kuvvetiyle sizi kendi karanlık, kasvetli gerçekliklerinin içine çekerler. (s.21)

Zaman içinde mutlu anlar da acıya dönüşebiliyordu. (s.21)


Kendi ihmalkarlığım ve talihsizliğim yüzünden, hayat benden kaçtı durdu ve artık mantığım benim de ondan kaçmam gerektiğini söylüyor. Kalmanın mümkün olduğunu hissetsem, kalırdım. Ama hissetmiyorum. (s.23)

"Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var"dedi. "Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider. Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansı sunar sana. Farklı seçimler yapmış olsan, şu an nasıl bir hayatın olacağını görürsün... Pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı, bazı konularda farklı davranır mıydın? (s.29)

Ölüme gidilmez. Ölüm sana gelir.(s.29)

Tanıdık bir histi bu. Hemen her bakımdan yetersiz olma hissi. Tamamlanmamış bir insan yapbozu. Yetersiz bir hayat ve yetersiz bir ölüm. (s.29)

Ne kadar çok olasılık varsa, o kadar çok hayatın vardır. Farklı seçimler yaptığın hayatların vardır. Yaptığın farklı seçimler farklı sonuçlara yol açar. tek bir şeyi bile farklı yapmış olsan, farklı bir yaşam öykün olacaktı. (s.31)

Buradaki bütün kitaplar, kütüphanedeki her kitap- biri hariç- senin hayatının birer versiyonu. (s.33)

Babam ölmeden önce onu sevdiğimi söylemediğime pişmanım.(s.34)


G
ençken daha çok eğlenmediğim için pişmanım. (s.35)

Nasıl daha mutlu olabileceğimi öğrenmediğime pişmanım. Bu kadar fazla suçluluk hissettiğim için pişmanım. (s.35)

Aşktan korkmak yaşamdan korkmaktır ve yaşamdan korkan herkes dörtte üç ölmüş demektir. (s.36)

İnsanlar şehir gibiydi. Bazı kötü yönleri var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. Sevmediğiniz yanları, birkaç tane tehlikeli ara sokağı ve mahallesi olabilirdi ama bir şehri yaşanır kılan şey iyi yönleriydi. (s.47)
Benim burada ne işim var?" diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de, her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi hissettiğiniz? Üstelik dışarı çıkmanızı sağlayacak birçok yol olduğunu da biliyorsunuz çünkü labirentten çıkmayı başarmış, dışarıda gülüşüp oynayan insanların seslerini duyuyorsunuz. Çalı çitlerin arasından arada bir görüyorsunuz onları. Yaprakların arasından gelip geçen şekiller halinde. Öyle mutlu görünüyorlar ki onlara değil, bu işi onlar gibi yapamadığınız için kendinize kızgınsınız. Oldu mu hiç? Yoksa bu labirentte kalan bir tek ben miyim? (s.59)

Bir odaya girip oraya neden gittiğini hatırlamadığın olmadı mı hiç? Az önce ne yaptığını hiç unutmadın mı? Yaptığın şeyi tamamen unuttuğun ya da yanlış hatırladığın olmadı mı? (s.61)

Bazı pişmanlıklar yalnızca.... Bok yemektir. (s.66)

..bazen öğrenmenin tek yolu yaşamaktır. - Çok acımasızca. (s.66)

Pişmanlıklar kaybolup gitmezdi. Sivrisinek ısırığı gibi değildiler. Sonsuza kadar kaşınırlardı.

Çok okuyan biri olarak, sözcüklerini hiç de özenle seçmiyorsun. (s.65)

Kedimi özledim. Çok yorgunum. (s.87)

Olmadığınız bir şeyi hedeflerseniz, başarısızlığa mahkumsunuz. Kendiniz olmayı hedefleyin. Kendiniz gibi bakmayı, davranmayı ve düşünmeyi hedefleyin. Kendinize en sadık versiyonunuz olmayı hedefleyin. Kendiniz olma haline kucak açın. Kendinizi onaylayın. Sevin. Bunun için çok çalışın. İnsanlar sizi küçümsediğinde ve sizinle alay ettiğinde, onlara kulak asmayın. Dedikodu çoğu zaman üstü örtük bir kıskançlıktır. Oyalanmayın. Direnme gücünüzü koruyun.(s.92)

Özgürlüğün temelinde itaatsizlik yatar. İtaat edenlerden ancak köle olur. (s.102)

Kendime yalnızlıktan daha iyi bir dost bulamadım. (s.124)

Her şeyi kabullendiğini hayal etti. Doğayı kabullendiği gibi. Bir buzulu, kutup martısını, denizde sıçrayan bir balinayı kabullendiği gibi. Kendini doğadaki muhteşem garipliklerden biri olarak gördüğünü hayal etti. Elinden geleni yapan duyarlı bir hayvan gibi. Böyle böyle, özgür olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal etti. (s.141)

Nelerin ilgimi çektiğini tam olarak bilemeyebilirim ama nelerin çekmediğinden kesinlikle eminim. (s.151)

Hayat çok garip. Her şeyi bir arada yaşamamız. Dümdüz bir çizgide. Ama resmin tamamı bu değil. Çünkü hayat yalnızca yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da oluşur. Ve yaşadığımız her an... bir çeşit dönemeçtir."

Bazı yolların daha kolay olacağını düşünmek işimize geliyor bence,” dedi, bir şeyi ilk kez fark ederek. “Ama belki de kolay yol yoktur. Yalnızca yollar vardır. (s.177)

Kötü deneyimlerin bile bir nedeni var, hâlâ göremiyor musun? (s.184)

Nora şiddetin olmadığı bir dünyada yaşamayı isterdi ama yaşayabileceği bütün hayatlarda insanlar da vardı maalesef. (s.194)


“Ahlakın temelinde merhamet yatar,” demişti filozof Arthur Schopenhauer iyi bir gününde. Belki hayatın temeli de buydu. (s.195)

Hayatını acı çektiği için değil, acıyı dindirmenin bir yolu olmadığına kendini inandırdığı için bitirmek istediğini anlamıştı. (s.212)


Yalnızca algılayabildiğimiz kadarını biliriz. Deneyimlediğimiz her şey, en nihayetinde algılayabildiklerimizden ibarettir. Neye baktığın değil, ne gördüğün önemlidir. (s.215)

Hayatta ne kadar dürüst olursan ol, insanların ancak kendi gerçekliklerine en yakın olan şeyleri görebildiğini Nora artık anlamıştı. (s.237)

"Hayat," diye yazmış Sartre bir zamanlar, "umutsuzluğun öte yanında başlar." (s.269)

Kaçıp gitmek istediğiniz yerin kaçtığınız yerle aynı olduğunu görmek tam bir aydınlanmaydı. (s.278)


22 Temmuz 2021

Okudukça


Selamlar, vakitsizlik nedeniyle eskisi gibi paylaşım yapamasam, okuduğum kitapların altını çizdiğim yerlerini ekleyemesemde son 6 ayda okuduğum kitapları yazmak istedim. Belki ne okusam diyenler vardır fikir verir. Beğeni sırasına göre değil aklıma geldikçe ekledim.

Jack Landon - Martin Eden

İrvin D. Yalom - Nietzsche Ağladığında

Jose Saramago - Körlük

Bedia Ceylan Güzelce - Soyka

Büşra Sanay - Kardeşini Doğurmak

Tess Gedrritsen - İkiz Bedenler

Franz Kafka - Dava

Semih Gümüş - Okumak ve Yazmak

Jodi Picoult - Yap Boz

Vigdis Hjorth - Miras

Jehan Barbur - Uyumsuza Notlar

Hande Altaylı - Kahperengi

Hande Altaylı - Delice


15 Mayıs 2021

Zümrüdü Anka Misali

 Selamlar, üç aylık bir kayboluşun ardından herkes bıraktığım gibidir umarım, hatta daha da iyisinizdir. Ara vermek gibi bir niyetim yoktu aslında, ne bloga ne kitap çalışmalarına ama bana da sürpriz olan bazı sebeplerden dolayı öyle olması gerekti. Biraz herşeyden herkesten elimi eteğimi çekip kendimle kalıp, kendime ve insanlara dışarıdan bakıp analiz yapmam gerekti. Eksikleri yanlışları görmek adına. Sonu Anka kuşu gibi oldu, kendi adıma çok memnunum.

Neler kaçırdım bir bakayım dedim güzel insanlar neler paylaşmış, kim neler okumuş, neler izlemiş ne düşlemiş diye. Biraz saygısızlık oldu kendi başlattığım Kelime Oyununa bile hiç ilgilenip bakmamam ama sağolsun Deeptone her zaman olduğu gibi herşeyi en güzel biçimde organize edip devam ettirdi. Çok çok kalp Deep..  
Seviyorum ben bu blog ortamını diğer platformalar gibi değil. Her okuduğum dinlediğim şeyde kendimden birşeyler bulduğum, bana kendimi iyi hissettiren insanları bilmek güzel. Saatlerce sohbet edip içinizi rahatça açık edebildiğiniz insanlar. Samimiyetsizliğin olmadığı, göründüğün gibi olan, içindeki neyse dışındaki de o olan insanların varlığını bilmek güzel.

Bu üç ayda sadece kitap okudum, şuan standartım hafta 1 bazen 2 kitap.. Yine kolilerce kitap aldım sayabildiğim kadarıyla 625 ti en son. Çocuklarıma en büyük emanetim mirasım onlar olacak, umarım kıymetini bilirler. Okuduklarımdan sonra altı çizili diziler o kadar çok birikti ki hangisinden başlasam alıntı için bilmiyorum.Onu yapmakta başlı başına zaman ve dert. 

Yazdığım kitap konusunda da biraz değişiklik oldu, şuan aynı anda iki kitabı birden yazıyorum. Biri kısa hikayelerin denemelerin olduğu, diğeride tek bir hikayenin olduğu roman. Deneme ve öykü olanı bu sonbahara yetiştirim ama roman olan biraz zaman gerektiriyor.

Bende durumlar böyle, şahane kitapların, melodilerin olduğu, sağlıcakla huzurla güzel günlere..