Hediyeler her zaman güzeldir. Benim için en anlamlı hediye her zaman kitap olmuştur. Kitap, konser bileti ve branş fark etmeksizin Fenerbahçe maçlarına bilet, baktığım zaman birilerini hatırlatacak hediyeler her zaman favorim.
Bu kitaplar birkaç saat önce geldi. 24 Eylül doğum günüm dü 36 yaşına girdim. İş arkadaşlarım güzel bir sürpriz yapıp D&R dan hediye çeki yapmışlardı, kitaplar indirime girmişken bunları aldım. İdari izinim nedeniyle şuan yanlarında olamasam da, varlıklarını sevgilerini her zaman hissetiğim güzel dostlar. Hazır evdeyken hafta da 1 kitap hedefimi gerçekleştirmeye çalışacağım benim küçük kurbağalardan fırsat buldukça. Yeni alıntılarda görüşmek üzere..
09 Ekim 2020
En güzel doğum günü hediyesi
Tezer Özlü'den Leyla Erbil'e Mektuplar (Alıntılar)
Geçen yazımda bahsetmiştim bu kitapla ilgili düşüncemi, bunun üzerine Lady Wednesday'in yorumu geldi. Onun için kitapta altını çizdiğim alıntıları paylaşmak istedim. Lady gibi Tezer kitaplarını okumamış yada okumak isteyenlerin Tezer hakkında bir fikri oluşur belki diye.
İyi okumalar
Önsöz- Leyla Erbil 1994
Tezer Özlü ile iki konuda birbirimize söz vermiştik.
İlki evlilik kurumunu, kocaları, daha çok eşlerimizi anlatacak birer roman yazmaktı. Ben sözü Mektup Aşkları'yla yerine getirmeye çalıştım. Yazık ki Tezer, kendininkini yazmaya fırsat bulamadan, benimkini de göremeden hayata veda etti.
İkinci sözümüz ise, mektuplarımızı yayınlamaktı.
Hepimizin hayatında karşılaşmaktan, dostluk etmekten pişmanlık getirdiğimiz insanlar olmuştur. Hayatımızı güzelleştiren karşılıklı olarak yüreklerimizi değiştirdiğimiz insanlar da. Tezer Özlü benim yaşamımda, ne şanslıyım ki sayıları pek de az sayılamayacak derin dostluklar kurabıldığım bir kişi olarak yerini aldı.
Özverinin, kardeşlik duygusunun silinip, kullanmanın, çıkar ilişkilerinin egemen olduğu bir dünyada dostlar olmadan ne yapardık bilemiyorum.. (s.7. Önsöz- Leyla Erbil 1994)
"Bu adam benim ölümüm Leyla" diye tanıştırıyor sevgilisini. "Bak bak bu benim ta kendim! Kafatasım bu; kendi ölümüm!" (s.11)
Türkiye, aslında aşığı olduğu bu topraklar acılarına acı katmıştır Tezer'in.
Din kökenli ilkellik, resmi ideolojinin sarmalında özgür aklı boğmuştur bu ülke.
Buyurgan, yasakçı, ataerkil toplumun yatışmak bilmez gizli şiddeti, sadece on yılda bir sıkıyönetim dönemlerinde değil, sivil yönetimlerde de insan ilişkilerinin tüm alanlarını kaplamış, yurttaşların tümünü hasta etmiş, cehemmene çevirmiştir yaşamı. Hele Tezer gibi kozmopolit kültür sahibi insanlarınkini.. (s.13)
Sabah
görüştüğümüzde bir kez daha bu ülkeyi terk edeceğine yemin ediyor.(Tezer Özlü)
Mücadeleyi sürdürme lafları ediyorum ben, o ise, "burası bizim yurdumuz
değil ki, burası bizi öldürmek isteyenlerin yurdu!" diyerek sürekli
yineliyor... Hâlâ da öyle değil mi? (s.14)
-Mektuplar-
21 Haziran 1982 Berlin
Sevgili Leyla
Bundan sonra bana hangi insan ne verebilir, diye düşünüyor ve Türkiye'de tanıdığım insanları bir anda kafamdan geçiriyordum. Zaten bana orada bir şeyler veren tek dostum Leyla, diyordum kendi kendime, senin yanına bir kişi koymaya, bulmaya çalışıyordum. O sırada Deniz senin mektubunu getirdi.
Tabi sende, ya da bende sana benzeyen çok yönler var. Mektubunu okuduktan sonra otobüs beklerken bunları düşündüm. erkeklerin beğendiği istediği bir kadınsın. Hep sevildin. Güzelsin, temizsin. (Pis kadın olur mu diyeceksin.) Ama kimlerin pis olduğunu sen de çok iyi biliyosun. Sonra senin, benim gibi ( Galiba kendimi çok koydum bu işin içine) eleştirici yanın çok güçlü. Sonra cin gibisin, bir kere kendikendini iyi gözlüyorsun. Bu gariban insanlar ne kendilerinin, ne yazdıklarının farkındalar. Zaten farkında olsalar bunları yazmazlar. Cahil insanlar. (s.29)
Bizim D., E. gibi (düşünürlerimiz) Türkiye'yi o denli tanıtmamış ki, herkes bizi şalvar giyer, başını örter, yazsa yazsa geri kalmış bir toplumun geri, egzotik öykülerini yazar diye düşünüyor. (s.30)
9/10 Ekim 1982 Berlin
Sevgili Leyla'cığım
Sana ne kadar uzun süredir yazamadım.
....
Sevdiğim kitapları yeniden okumak, sözcükler, dünyayı sözcüklere çevirerek algılamak. Bunun dışında her birey bana çözümlenmeyecek bir dünya gibi görünüyor. Bu korkular birer fantazi gibi tabii. (s.33)
Burada kapitalist gelişimin bunalımını yaşayan insanların çıkmazı ve sorunları bizden daha mı güç bilemiyorum. Bu açıdan dönecek bir yerimin olması beni çok mutlu kılıyor. Dönecek yeri düşünürken, döneceğim yerdeki değer ve mutlulukları
düşünürken de, senin yerin ne denli büyük bilemezsin. Sana günlerce
anlatabileceğim gözlemlerim var. (s.34)
Artık ikiyüzlü ilişkileri yürütemeyeceğim. Geçmiş ola. (s.34)
Türkiye'de edebiyat cahillerin elinde. cümle kurma estetiği olmayan, düşünceleri de bunamayı kanıtlayan herkes tuttu. Şaşılacak şey. Oysa Can Yücel gibi büyük bir şairin adını bile geçirmiyorlar. (s.35)
Artık bir kent insanı değilim. doğayı, sessizliği ve küçük kasabaları seviyorum. (s.44)
22 Mayıs 1984
Sevgili Leyla'cığım
Mektubunu aldığımdan beri, kafamda sana yazıp duruyorum, ayrıca bu büyük sevinci, sana yazmanın mutluluğunu belki bilinçli olarak biraz sakladım durdum.Yaşamımda birlikte olmaktan hiçbir an sıkılmadığım ender insanlardan biri sensin, bir ikincisi var mı, bilmiyorum. Sıkılmak bir yana, tam aksine içim direnç ve yaşam sevinciyle dolmuştur, beni hep coşturmuşsundur.
Düşümcelerimi dilediğim doğrultuda yönlendirebildiğim günlerde herşeyle çok mutlu oluyorum. (s.47)
İnsanın kendisi kadar duygulu bir insanla bir sevgiyi bölüşmesi, birbirine sevgiyi aktarması ve o insanla bir arada yaşaması ne kadar güzel, ama o kadar zor ki. (s.49)
16 Temmuz 1984 Zürih
Biz, Türkiye olarak gerçekten yalnız kalmış, batılılaşma sürecinin de artık içinde boğulmuş bir durumdayız, ama bu durumdan belki sıyrılırız. (s.53)
20 Temmuz 1984
Burada 100 yaşını bulan, 20 yıl bitki gibi yaşayan insanlar var. Yoğun yaşayıp, ölebilmek de güzel. (s.55)
27 Ağustos 1984
Özlediğim sessizliğe kavuştuğum için mutluyum. Ama bu sessizlik de koşullu, her olgunun içerdiği çelişkiyi sen çok iyi bilirsin, yaşamışsındır, sürekli yaşarsın. Senin gibi bir yakınuım olduğu için mutluyum. (s.59)
3 Ocak 1985 Zürih
Burada en çok seni arıyorum. Ne önemli, yeri doldurulamaz bir doşlukmuş, dostlukmuş...
Aslında memnunluk ya da rahatsızlıklarımızın tümü kendi içimizden kaynaklanmıyor mu? Türk edebiyatında çığır açmış bir yazar olmana karşın, çağdaşlarının geriliği nedeniyle cahillerin baskısı altında kaldın. Ama bu, yalnız sana özgü bir durum değil, tüm ülkelerde örneği var. seni anlayan, seven, değerini bilen mutlak önemli bir kesim var, bu kesimde hiç de küçük değil. Zamanlara dayanacak bir öncüsün. Senin gibi bir kadın - kadın olmasın, kadın demeyeyim, insan- kiminle yaşarsa yaşasın, sorunlar olacaktır. Bizler belki de kendi kendilerine yaşaması gereken, ama belkide toplulumumuz buna el vermediği için evlilikler yapan kadınlarız... Paris, New york gibi kentlerde olsaydık, belki başka türlü yaşardık... bilmiyorum. Ama İstanbul'da da çok derin yaşadığımızı, içten insanlar bulduğumuzu... burada daha iyi algılıyorum. (s.60)
İlk kez çocukluğumdan uzaklaşıyorum. Kendi zamanım içindeyim. (s.61)
İnsanların birçoğu depresif. Burada depresyon çok yaygın. O yüzden ben de kendimi uzak tutuyorum. (s.63)
13 Ocak1986
Sevgili Leyla'cığım
Kendim de hastalığın neden olduğu depresyon ve üzüntüleri yenmeye çalışıyorum. Zaman geçerse iyi olacak. Okuyorum, yürüyüşe çıkıyorum. İstanbul'da sizlerle olsam daha mutlu olurdum, burada hep yalnızım. Yalnız olunca insan acı düşüncelere saplanıyor. ama iyi olacağıma inancım büyük. Gözlerinden öperim. (s.69)
Bu Tezer özlü'nün son mektubuydu, iyi olacağına umudu vardı fakat 18 Şubat 1986'da eşi Hans Peter'in kollarında kansere yenik düştü. Işıklar içinde uyu Tezer.
06 Ekim 2020
Günlükler mektuplar anılar
Son bir kaç yıldır günlüklere, mektuplara anılara sardım. Sevdiğim beğendiğim hatta hayranlık duyduğum isimlerin anılarını, ilişkilerini, aklından geçenleri, üzüldüğü sevdiniği öfkelendiği şeyleri okumak kitaplarını okurkan farklı bir anlam katıyor. Yazara farklı bir pencereden bakmama ne demek istediğini altını çizmesede anlamamı sağlıyor. Benzeyen yönlerimi içimden geçenleri gördüğüm zamansa hayranlığım daha çok arttığı gibi neden tanışmadık diye üzüntümde çoğalıyor.
Bunun ilk örneği Tezer Özlü. Tezer Özlü'den Leyla Erbil'e mektuplar kitabı, bu türlere sarmamın fitilini ateşledi. Tezer Özlü'nün tüm kitaplarını okudum fakat ona ait anıları ve arkadaşı ile mektupları hayata edebiyata, bazı yazar arkadaşlarına, ülkeye siyasete bakış açısı eleştirisi o kadar tanıdık ve benimde içimden geçen şeylerdi ki, onu neden sevdiğimi bir kez daha anladım. Keşke daha uzun olsaydı dedim, Tezer Özlü'nün vefatı ile son bulan güzel mektuplar.
Sonrasında Mina Urgan, keşke oturup sohbet edebilseydim dediğim diğer isimlerden biri. Bir Dinozor'un Anıları ve Bir Dinozor'un gezileri okuması çok keyifli. Hepsine tek tek sırayla geleceğim, vaktim olursa alıntılayabilirim ama az önce yaptım cidden çok meşakkatli.
Pandemi döneminde deyim yerindeyse eve kitap stokladım, baya abarttım diyebilirim. Bu türden okuduğum diğer kitaplar belirttiğim gibi zamanla alıntılayacağım.
Huzursuzluğun kitabı ve Yaşama Uğraşı okuduklarım.
Bulantı ve Sylvia Plath Günlükler okumak için sırada bekleyen kitaplar.
Şuan İtalo Sevivo / Zeno'nun Bilinci'ne başladım bitince görüşürüz.
Jules Payot / İrade Terbiyesi (Alıntılar)
Uzun zamandır elimde olan fakat tembelliğim nedeniyle anca okuma imkanı buldum İrade Terbiyesi'ni, Fransız Pedagog Jules Payot tarafından 1893 yılında yazılmış. Bu kitabı almamı sağlayan en büyük etken kapağında ki Cemil Meriç'in "Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim" sözüdür. Bu aralar çok ihtiyacım var disipline toparlanmaya. Bazı bölümleri çok sabit fikirli, tutucu bulsam da genel olarak sıkılmadan okudum diyebilirim. Bu arada basım, çeviri yayın evi farklılığı olabilir, benim elimde ki kitap sonsöz kısmıyla 176 sayfa. Normalde 208 miş.
Altını çizdiğim alıntılar.
İyi okumalar..
...tüm başarısızlıklarımızın neredeyse tek sebebi vardır. O da irade zayıflığı. Çaba göstermekten ve özellikle süreklilik gerektiren bir çabadan korkarız. Rahata düşkünlüğümüz, tembelliğimiz gibi insani huylar tıpkı yer çekimi kanunu gibi doğaldır. (s.13)
Gerçek şu ki kararlı bir iradenin karşısında ancak devamlı bir güç durabilir. Tutkularımız ise doğası gereği geçicidir; ne kadar şiddetli olursa bir o kadar kısa sürer. Takıntı haline gelen ihtiraslar haricinde tutkuların sık oluşu düzenli bir çabanın yerini tutabilecekleri anlamına gelmez. (s.13)
Ancak hantallık, rehavet, tembellik veya aymazlık diye adlandırılan huylarımız süreklilik arz eder. Bu huylarımıza karşı yapılacak düzensiz mücadele, mücadeleyi tekrar etmekten başka bir şeye yaramaz, sonunda başarılı da olunmaz. (s.13)
Mücadele etmeden mutlu olunmaz, her mutluluk az çok bir çaba ister. Kitap okumak, müze ziyareti, ormanda dolaşmak hep bir teşebbüs gerektiren zevklerdir. Ayrıca tembelin kendini mahrum bıraktığı zevkler istediğiniz kadar tekrarlanabilen ve çaba gerektiren etkinliklerdir. Tembeller yumruklarını sıkmadıkları için mutluluğun avuçlarının içinden kaçıp gitmesini seyrederler. (s.15)
Birçok öğrenci koşuşturmacaya üniversitede de aynen devam eder. Hatta
daha hızlı. Ek olarak modern hayat şartları ruh dünyamızı yok etmeye ve
zihnimizi meşgul etmeye gayret eder. İletişimin kolaylaşması, seyahat
sıklığı, gezme alışkanlığı düşüncelerimizi dağıtmaya sebep olur. Okumaya
zaman bile bulamayız. Coşkulu ama bir o kadar da boş bir hayat
yaşıyoruz. (s.20)
Günlük gazetelerin yaydığı sahte telaş, dünyanın dört bir yanından
gelen üçüncü sayfa haberleri yığını, bazı insanları okumanın ne kadar da
tatsız bir şey olduğu duygusuna sevk eder. (s.20)
Peki bunca dikkat dağıtan olay karşısında eğitim sistemimizin vasatlığı da göz önünde bulundurulursa bu durumdan nasıl kurtulmalıyız? Ayrıca bizi bu hâlden çıkaracak olan irade terbiyesine eğitim sistemimizde yer verilmemesi de ne acı değil mi? (s.20)
İrademizi güçlendirmek için yapılması gerekenleri yapmıyoruz. Beynimizi depolamakla meşgulüz. Zihnimizi çalıştırırken irademizden de istifade edeceğimiz için onu beslememiz gerek. Buğday ekip büyütmek gibi canlandırmaktan bahsediyorum. Gençler bugünün ötesini göremiyor. Günümüzde öğretmen baskısı, arkadaş alayları, bir taraftan cezalar, diğer taraftan ödül, iltifatlar. Yarın ise uzak olmasına rağmen lisans eğitimi, sınavlar, hatta en tembelin bile kolaylıkla başarabileceği ezberci baro ve tıp sınavları. İrade terbiyesi pek ciddiye alınmaz ancak insanı insan yapan, hayatını düzene koymasını sağlayan bu değil mi? En parlak yetenekler dahi özgüven olmazsa sönmez mi? İnsanlığın büyük başarılarında en büyük pay sağlam iradelerin değil midir? (s.20-21)
Tüm önemli fîkriler için geçerli olan bir kuraldır. Fikir sadece içimizden geçip giderse hiçbir kıymeti olmaz ve vuku da bulmaz. Fikre düzenli itina, hassasiyet, samimi bir dikkat göstermek gerekir. Tek başına yaşayabilmesi için Özel ilgi göstermek, saklamak, sahiplenmek gerekir. Onu uzun süre bilincinde canlı tutmak, ara sıra üzerinde düşünmek gerekir. Böylece Fikirlerin uyuşumu diye adlandırdığımız çekim gücü sayesinde güçlü duygularla yaşam kaynağını bularak kendine çekecek ve kendine mâl edecektir .(s.24-25)
... "bir harem dolusu kadındansa akılcı, gözlem yeteneğine sahip bir kadının varlığı düşünür için daha değerlidir." (s.38)
Kendini beğenmişlik, kendini gösterme peşinde olmak eziklik göstergesidir. Çalışarak başarmanın verdiği onurun yanına yaklaşmaz. (s.50)
Arkadaş dediğimiz figürün arkasında geleceğimizin en azılı düşmanı olabilir. (s.52)
Paris'te
yaşamanın küçümsenemeyecek tek avantajı şehirdeki güzel sanatlardır.
Müzik, resim, heykel, hitabet gibi sanatsal etkinlikler birçok taşra
şehrinde eksik olabilir ancak oralarda da zihni çalışma imkanı açısından
sayısız fırsatlar sunulur. Zaten taşralı olmak köyde, kasabada oturmak
anlamına gelmez. Paris'te yaşayıp taşralı olabilirsiniz. Manası da
yüksek zevklerden uzak olmaktır. Taşralı olmak anlam itibarıyla boş
dedikodularla ilgilenmek, sadece yemek, içmek, yatmak, para kazanmak
gibi şeylerle meşgul olmaktır. Sigara içmekten başka zevki olmayan,
iskambil oynayan, kendi akıl seviyesindeki insanlarla oturup kaba saba
espriler yaparak gülen kişiyi kast eder. Ancak doğa sevgisi olan, büyük
düşünürlerin eserlerini okuyan genç, sırf taşrada bulunmakla bu
sıfatların hiçbirini hak etmediğini bilir.
Büyük şehirlerden
uzaklaşmak için daha hangi nedeni sayalım? Bazı yazarlar küçük şehirleri
manastıra benzetirler. Doğrusu sükunet, sakinlik açısından benzerdir.
Sürekli çevreden etkilenmeden düşüncelerimizi olgunlaştırabiliriz.
Kafanız rahat olur, iç dünyanızda yaşarsınız. Düşünmekten mutlu
olursunuz. Sükunet içindeyken en derinlerdeki düşüncelere ulaşmak mümkün
olur. Fikirlerimiz git gide gelişir, olgunlaşır ve amaçlarına göre
netleşir. Hatıralarımız yeniden canlanır. Şehirde yavaşlayan, ket
vurulan beyin burada kendine gelir, hızına kavuşur. (s.61)
Israr etmenin bir anlamı yok. Yetenek dışarıdan, tepeden inen
bir şey değildir. Gelişim de dışarıdan içeriye doğru değil, içeriden
dışarıya doğru olur. Dış etkenler sadece bir aksesuardır. (s.62)
Yunan filozof Epiktetos olayları ikiye ayırır: Bizden
kaynaklananlar ve bizden kaynaklanmayanlar. Bizden kaynaklanmayanların
da acılarımızdan, hayal kırıklıklarımızdan kaynaklandığını söyler.
Tembelin mutluluğu sadece başkalarına bağlıyken, çalışmaya alışık olan
işiyle meşgul olarak mutlu olur. (s.66)
Bir çoğumuzun tercihlerini eğitimimiz, arkadaşların ve ya kamuoyunun eleştirileri, özlü sözler, telkinler şekillendirir. Çok azımız hangi limana gittiğimizi, ne zaman nerede demirleyip kendimizi toparlayacağımızı biliriz. (s.90)
Küçüklüğümüzden itibaren bize bazı şeylerin iyi, bazı şeylerin kötü
olduğuıu öğretilir. Bunları konuştuğumuz insanların düşüncelerinden,
hareketlerinden anlarız. Oysa o kavramları gerçek anlamlarıyla değil
insanların ona yüklediği anlamlarla öğrenmiş oluruz. (s.93)
Bizim arzuladığımız sükunet insanı faydasız işlerden uzaklaştırıp içimizde olumlu duyguları uyandırmaya yetecek bir dinginliktir. Bunun için her gün veya her hafta biraz zaman ayırıp iç dünyanıza gezintiye çıkarak içinizdeki şevki ve isteği uyandırmak kafidir. (s.94)
Çocukların, kadınların veya erkeklerin davranışlarına dikkatlice bakılırsa anlık tepkilerle yaşadıklarını, anlık kararlarla hareket edip daha sonra oluşan durumu adapteolmak zorunda kaldıklarını görürüz. Toplum içinde prensip olarak saygı koruma adına daha kontrollü oluruz. Kendimizi sakin ve naif biri gibi gösterme eğilimine gireriz. Oysa toplum nezdinde ortalığı karıştıran kişi olarak görünmemek için değil kendi yanlışlarımızı görebilmek için tefekkür etmemiz faydalı olur. (s.94)
Ortalığı birbirine katanlar, politikacılar, kahramanlar, tarihi saçmalıklarıyla dolduran heyecanlı tipler insanlık adına sadece basit, vasat bir basamak oluştururlar. (s.94)
Kargaşadan uzak durmak, tefekkür etmek, içimizi dinlemek, faydası olacak kitaplar okumak, notlarımızı tekrar tekrar okumak ve hangi davranışın nasıl bir tehlike yaratabileceğini somut olarak derinlemesine düşünmek akıl yürütürken bize yardımcı olacak en önemli adımlardır.
Alelacele konunun üzerinden geçmeyi kastetmiyoruz. düşünmek, koklamak, dinlemek ve dokunmaktan bahsediyoruz. (s.101)
Psikolojide hiçbir şey yok olmaz. Doğa ince hesap yapan bir
muhasebeci gibidir. Görünüşte hiçbir anlam ifade etmeyen eylemlerimiz
birike birike yerinden kımıldamayan davranışlara dönüşür. Kendimizi
aşmamızda önemli bir iş birlikçi olan ''zaman'' amacımız doğrultusunda
çalışmaya zorlanmazsa aleyhimize dönebilir. Çünkü zaman, alışkanlıklar
teorisi gereği psikolojimiz üzerinde lehimizde ya da aleyhimizde baskı
kurar. Alışkanlıklar sinsi bir şekilde yavaşça ilerler. (s.103)
Tüm isteksizliğe rağmen kalkıp bilmediği bir kelimenin anlamını sözlükten bakan, tembellik yapma arzusuna rağmen işini tamamlayan, can sıkıcı olsa da o sayfayı okuyup bitiren öğrencidir cesur olan. İrade de bu saymakla bitmeyen, tek başına anlamsız eylemlerin toplamının meyvesidir. (s.104)
30 Eylül 2020
Eskiye bakış
Bende anısı, anlamı olan şeyleri eski bile olsa atmayı silmeyi pek sevmiyorum. Geçen günlerde biraz nostalji yapayım dedim, döktüm eskileri baktım ne var ne yok. Pek sevmesemde nadir anlarda çekindiğim fotoğraflar. Bazısını kimin verdiğinini bile hatırlayamadığım doğum günü hediyeleri. Şuan görüşmediğimiz mektup arkadaşımla 17 yıl önceki yazıştığımız mektuplar. Gittiğim konserlerin biletleri. Rahmetli İsmet Badem'in programında hediye ettiği İmzalı Fenerbahçe basketbol forması. Sevdiğim şarkıcı ve yazarların imza günlerinden kalma kitaplar cd ler. 7 yıl önce saatlerce Fulya ile yaptığımız Facebook yazışmaları. ( Bu arada Tutunamayanlar dışında önderdiğin tüm kitapları okudum Fulya, yeni tavsiyelerini bekliyorum :) )
Facebook ta Tarihte bugün etiketiyle anılar kısmına hatırlatma geldiğinde ve arada baktığımda bu salak cümleyi ben mi kurmuşum, bunu nasıl paylaşmışım diye kendime hayıflanıp hatta küçümsüyorum. Halbuki o zaman çok akıllıca mantıklı gelen şeylerdi. Nasıl bu insanlarla arkadaş oldum, nasıl sevdim nasıl bu yalanlara inanadım bu kadar saf mıydım derken, Tüm bu eski anıları yeniden gözden geçirince, hepsini okuduğumda yaşadığım değişim yada evrimi daha net gözlemledim. Hem gerildim hem hoşuma gitti, şuan dönüştüğüm şey oldukça memnun etti. Geçmişteki insanların bıraktığı anılar toz kir halini almıştı o kirlerden arındığım için mutlu oldum. Az ama öz insanlarla, dokunuşlarıyla hayatıma anlam katan insanlarla daha da sürmesini umut ediyorum bu evrimişn değişimin.
Değişim gelişim deyince geçen perşembe 36 yaşına girdim. Eşim ve çocuklarımla keyifli bir gündü. 20 yıl önce bana evlilik ve çocuk deseler güler geçerdim, hele ki çocuk mu haha hadi canım derken hayat size bazen güzel sürprizlerde hazırlıyor. Keşkelerim iyi kilerimden daha fazla ama hayttaki en güzel iyi kilerim onlar, iyi ki doğmuşlar. Kendileriyle birlikte benide büyütüyorlar, onlarla çok şey öğreniyorum, katıksız karşılıksız saf gerçek sevgi.
Şimdilik anlatacaklarım bunlar, şuan Jules Payot - İrade Terbiyesi'ni okuyorum. Bitince altını çizdiğim kısımları ekleyeceğim. Sağlıcakla huzurla kalın..
06 Eylül 2020
Terapi
"Bir gün gelir, dünyanın bir yerinde yıllarca senin haberin olmadan yaşamış birine
tüm hayatını anlatmak istersin."
-Murathan Mungan-




