05 Şubat 2024
Altı Çizili Kitap Cümleleri - 33
İnsan yeryüzünün döküntüsüdür..
-Oruç Aruoba-
Kelimeler, albayım, bazı anlamlara gelmiyor.
-Oğuz Atay-
Kesin olan bir şey var: bir zamanlar ne olduğumu hatırlayabiliyor olmasam, şu anki bene katlanamazdım.
-Fernando Pessoa-
Sakinim ben. Dinginim. Korkunç bir fırtınadan önceki dinginlik bu.
-Sylvia Plath-
Tüm kusur bende. Hiç bir konuda hiç kimseye güvenmemem gerektiğini böylece bir kez daha öğrenmiş oldum!!
-Tezer Özlü-
Zevk, tabiatın seciyesidir. Zekanın yaratıcı bir kuvvet olmaktan çıkması, vücudun arzularına muhalefet etmesinden ileri geliyor. İstediğin herşeyi yap ve yapabileceğin şeyi iste, hiçbir kaideye kulak asma. Yaşamanın sırrı budur!
-Peyami Safa-
Ne kadar da çok severmişiz birbirimizi
Sahi ne kadar da çok severmişiz
Yıllarca, yüzyıllarca öpüştük
Sigaralar tuttuk, içkilerin en iyisini sunduk
İstersen bu gece burada kal, dedik
Sağlığımızı sorduk, bir sürü ilaç adları saydık
Sık sık görüşelim, olmaz mı, dedik
İyi bildiğimiz ne varsa yaptık, ayrıldık
Ortada
Her zamanki gibi bir karanfil kaldı.
-Edip Cansever-
Öyle zaman olur ki, sorumluluğumuzun bir başkası tarafından üstlenilmesini isteriz. Bazen ise bir diğer insanın sorumluluğunu üstlenmemiz gerekir. Bir başka deyişle, arada bir çocuk olur ya da çocuk olma ihtiyacında olan bir yakınımızın ana ya da babası oluruz. Dengeli bir biçimde olmak koşuluyla böylesi dayanışmalar yaşamın doğal bir parçasıdır. Çünkü aslında kimse kendi kendine yeterli olamaz. İnsanlara gereğinde "hayır!" diyebilmek ve bundan ötürü suçlanmamak kadar, onlardan bir şeyler isteyebilmek ve beklentilerimizi hissettirebilmek de kendimize karşı sorumluluğumuzun bir parçasıdır. İnsanlara verebilmek de öyle!
-Engin Gençtan-
Sen bulanık bir gölgeden, sert bir kayıtsızlık çekirdeğinden, bakışlardan kaçan nötr bir bakıştan başka birşey değilsin.
-Georges Perec-
Başlangıcımız ve sonumuz arasında ne fark var! İlkinde arzunun çılgınlığı ve tensel zevkin coşkunluğu söz konusu; ikincisinde ise bütün organların tahribatı ve cesetlerin küflü kokusu. Doğumdan ölüme giden yol iyilik ve hayattan zevk alma anlamında hep aşağıya doğru gidiyor; mesut şekilde hayal kuran çocukluk, neşeli gençlik, zahmetli yetişkinlik, kırılgan ve genellikle acınası yaşlılık, son hastalığın işkencesi ve sonunda ölümün acısı. Varoluş, sonuçları yavaş yavaş daha da belirgin hale gelen yanlış bir adım gibi görünmüyor mu?
-İrvin D. Yalom-
Şu ki, geçmiş yıkımlarına bir göz atan bütün insanlar gelmekte olan yıkımlardan kaçınabilmek için kökten yeni bir şeye başlayabilme gücünde olduklarını hayal ederler. Kendi kendilerine görkemli bir vaatte bulunur ve kaderin onları batırdığı o vasat uçurumdan çıkartacak bir mucize beklerler. Ama hiçbir şey olmaz. Herkes aynı olmaya devam eder. sadece hepsine damgasını vurmuş olan o düşkünlük temayülünün sivrilmesiyle değişirler. Etrafımızda yoğunluğu azalmış ilham ve coşkulardan başka şey görmeyiz. Her insan her şeyi vaat eder; ama her insan, kıvılcımının dayanıksızlığını ve hayattaki deha noksanlığını öğrenmek için yaşar. Bir varoluşun aslına uygunluk derecesi kendi yıkımından ibarettir.
-E.M. Cioran-
04 Şubat 2024
Altı Çizili Kitap Cümleleri - 32
Kitaptaki insanları, sokaktakilerden daha çok sevdim.
Dünyanın ahlaksız diye nitelendirdiği kitaplar, dünyaya kendi utancını gösteren kitaplardır.
-Oscar Wilde-
Kendimi beyaz kadranlı, romen rakamlı bir duvar saatindeki saniye çubuğu gibi hissediyorum. Sadece dönüyorum. Zamanın kendisiyim. Geçiyorum.
-Hakan Günday-
Herkesin kendine yakın bulduğu, diğerlerine tercih ettiği konuşmalar vardır. Ve çok defa beklenmedik bir anda, unutulmuş ıssız bir köşede rastlanılan bir insan, sıcacık konuşmasıyla insana benliğinin bozuk yollarını, sığınılacak bir köşeciği, zamanı, insanların aptallıklarını, yalancılıklarını unutturabilir.
-N.V. Gogol-
Öfkeliydim, kendime karşı öfkeli. Hep böyle olurum. Aylarca sessiz kalırım, neredeyse konuşmayı unutacak kadar, sonra birden baraj yıkılır ve ne varsa; neyi tutmuşsam her şeyi koyuveririrm, bitmez tükenmez bir gevezelik başlar ve daha susmadan pişman olurum.
-Amin Maalouf -
Yorgunum! Önce gerçeğimi kendime kabul ettirirken yoruldum! Sonra gizlerken… Daha sonra yüzleşirken… Kendim olmaya hakkım olduğunu anladığımda… Kendimle barışırken… Gerçeğimi başkalarına kabul ettirmeye çalışırken… Benim gibi binlerce, on binlerce insanın var olduğunu öğrenirken… Yoruldum!'
-Ayşe Kulin-
Aslında benim ne istediğimi biliyor musun? Hepinizin canı cehenneme! Rahatlık, sakinlik istiyorum! Kendi huzurum için bütün dünyayı beş paraya satarım ben. Beni kıyametin kopmasıyla çaysız kalmam arasında bir seçime zorlasalar, dünyanın batmasını umursamaz, çayımdan vazgeçmeyeceğimi haykırırdım.
-Fyodor Dostoyevski-
( Söz konusu çay ise gerisi teferruattır :) )
Eğer onun gözünde yoksam ne kadar yokum diye düşünmeye başladım. Bunun derecesini tayin etmeye çalıştım. Bütünüyle mi yoktum acaba, yoksa kısmi bir yokluk muydu benimki? Dünyada iki kişi kalsak mesela, arar mıydı? Aramazsa herhalde kati surette yok sayılırdım onun gözünde.
-Emrah Serbes-
Bizi bir araya getiren şey, acı çekmemizdir, sevgi değil. Sevgi, akla boyun eğmez; zorlandığında da nefrete dönüşür. Bizi birleştiren bağ, seçilebilir bir şey değil. Biz kardeşiz. Paylaştığımız şeylerde kardeşiz. Hepimizin tek başına çekmek zorunda olduğu acıda, açlıkta, yoksullukta, umutta biliyoruz kardeşliğimizi. Biliyoruz, çünkü onu öğrenmek zorunda kaldık. Bize birbirimizden başka kimsenin yardım etmeyeceğini, eğer elimizi uzatmazsak hiçbir elin bizi kurtaramayacağını biliyoruz. Uzattığınız el de boş, tıpkı benimki gibi. Hiçbir şeyiniz yok. Hiçbir şeye sahip değilsiniz. Hiçbir şey sizin malınız değil. Özgürsünüz.
-Ursula K. Le Guin-
Dostoyevski epilepsi hastası, homofobik ve iflah olmaz bir kumarbazdı. Oğuz Atay sevdiği kadına yakın olabilmek uğruna karısından boşanıp sevdiği kadının kocasıyla arkadaş oldu evlerine daha sık gidebilmek için. Salinger yaklaşık kırk yıl evinden dışarı adım atmadı, tek bir kare bile fotoğrafı çekilemedi. Yusuf Atılgan Türk Edebiyatının kilometre taşları sayılabilecek iki büyük eseri yazdıktan sonra (Anayurt Oteli ve Aylak Adam) insanlara küstü, bir köye yerleşip otuz yıla yakın neredeyse tek bir satır bile yazmadan çiftçilik yaptı. Althusser elli yıldır birlikte olduğu ve taparcasına sevdiği karısı Helen’i bir sabah yanıbaşında uyurken elleriyle boğdu, bu boktan hayata daha fazla katlanmasına seyirci kalmaması için. Stephan Zweig’de tıpkı Althusser gibi yaptı, tek farkla, o tabanca kullandı karısı ve kendisi için. İnsan ırkına duyduğu güvensizlik Walter Benjamin’i Fransa sınırında kendi kafasına sıkmaya zorladı. Hemingway yalancının tekiydi, Jean Genet gasptan tecavüze kadar bulaşmadık suç bırakmadı ve ömrünün yarısını hapiste geçirdi. Kierkegaard çok sevdiği nişanlısı Regine Olsen’i terk etti, çok sevdiği için. Ömrü boyunca hep acı çekti bu yüzden ama soranlara da yaptığının doğru olduğunu söyleyip durdu. O kadar çok seviyordu ki Regine’i ve o kadar nefret ediyordu ki kendisinden, evlenip onun kendisine ‘maruz kalmasına’ izin veremezdi!.. En sevdiğim yazarlardan bir kaçının kısa yaşam öykülerini anlatmaya çalıştım. Bir yerlerde bir terslik var ama nerede bilemiyorum..
-Ali Lidar-
03 Şubat 2024
Altı Çizili Kitap Cümleleri - 31

Tanımlamak istiyorum kendimi,
uzun uzun ve yakından bakılmış
bir resim gibi,
anladığım bir sözcük,
su içtiğim testi,
annemin yüzü,
en korkunç fırtınalarda
beni taşıyabilmiş
bir gemi gibi.
-Rainer Maria Rilke-
Doğrusu evet! Önce kadınları, sonra hayvanları sevdim, şimdi de taşları seviyorum. Taşlar da insanı hayvanlar ve kadınlar kadar oyalar. Onlar gibi kalleş de değiller.
-Victor Hugo-
Varıp dayandığımız sonuç: En iyisi hiçbir şey yapmamaktır. Bir köşeye çekilip, seyirci kalmaktan iyisi var mı? Onun için yaşasın yeraltı! Ah, şimdi şuraya yazdıklarımın bir bölümüne bari inansam başka ne isterdim! Yemin ederim ki, beyler, şu çiziktirdiklerimin bir sözcüğüne bile inanmıyorum. Daha doğrusu belki inanıyorum, ama bir yandan da nedense her sözümün yalan olduğunu hissediyor, kuşkular içinde kıvranıyorum.
-Fyodor Dostoyevski-
Ben anlatmak, filan falan demek istemiyorum. Sonum geldi Olric.. Kendime yeni bir önsöz yazmak istiyorum. Yeni bir dil yaratmak istiyorum. Beni kendime anlatacak bir dil.
-Oğuz Atay-
Biz insanlar, sırlarımızı kendimize saklar, en yakınımızla bile paylaşmamayı prensip sayar, kendimizle övünürüz, ama zaman olur yeni tanıdığımız birine tüm sırlarımızı açmaktan hiç çekinmeyiz. ( Kesinlikle doğru ve neden öyle??)
-Honore de Balzac-
Okunsun diye değil, dokunsun diye yazılır bazı şeyler.
-Franz Kafka-
Eğer bir şeyden eminseniz, buna bir de başka bir açıdan bakmaya zorlayın kendinizi. Aptalca veya yanlış olduğunu düşünseniz bile, yapın bunu. Bir şey okurken yalnızca yazarın düşüncelerini dikkate almakla kalmayın, bu konuda kendinizin de ne düşündüğünü tartın. Kendi benliğinizin sesini bulmaya çalışmalısınız çocuklar. Ve buna başlamak için ne kadar çok beklerseniz, onu bulmanız o kadar güçleşir. Thoreau demiş ki: ‘İnsanların çoğu sessiz bir umutsuzluk içinde yaşamlarını sürerler.’ Neden buna boyun eğelim? Yeni yollar aramaktan asla kaçınmamalısınız.
-N.H. Kleinbaum-
Kimseyle yarışmıyorum ve ölümsüzlüğe dair düşüncelerim de yok. Umurumda bile değil. Hayatta iken devinmek önemli olan. Gün ışığında kapılar açılır ve atlar ışığın içine fırlar ve cokeyler; parlak ipek giysilerinin içinde küçük şeytanlar, zorlayarak, sapına kadar. İhtişam devinimde ve hodri meydan diyebilmektedir. Ölümün canı cehenneme. Herşey bugün, bugün, bugün. Evet.
-Charles Bukowski-
Kadınları çok seviyorum. Bütün felaketim de budur.
-Kemal Tahir-
Türkiye'de insanlar genellikle kendileri için değil, başkaları için yaşarlar. Aslında güzel bir evde oturmanın ya da iyi bir otomobil kullanmanın vereceği zevk, başkalarının bu eve ve otomobile nasıl özlemle ve gıptayla bakacağını bilmenin vereceği keyfin yanında solda sıfır kalır. Servet sahibi olanların, her gün servetlerini medyada sergilemeleri bu yüzdendir. Makam ve mevki için de böyledir durum.
-Zülfü Livaneli-
Hayvanlara bakıyorum da Ben de hayvanlaşıp onlar gibi yaşayabilirim diyorum, hepsi kendi aleminde, huzur içinde. Durumlarından sızlanmazlar, kan ter dökmezler, Karanlıkta gözleri açık oturmuyorlar ve ağlamıyorlar günahlarına, Tanrı'ya olan borçlarını konuşup midemi bulandırmıyorlar, Hepsi hoşnut, hiçbirinin mal hırsıyla gözü dönmüş değil, Ne biri diğerinin önünde diz çöker, ne de binlerce yıl önce yaşamış kendi türünden birinin, Hiçbiri dünyanın en mutsuzu değildir ya da en saygıdeğeri.
-Walt Whitman-
Senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. bırak gecemle başbaşa kalayım. Sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim, o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumu ötesinden bana seslenirsin,’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’ çünkü cehennemimi görmeni istemem. Alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. Senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi. Bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.
-Halil Cibran-
01 Şubat 2024
Altı Çizili Kitap Cümleleri - 30
Cehennem boş, bütün şeytanlar burada.
-William Shakespeare-
Kafamda susmaları için yalvardığım sesler var.
-Ali Lidar-
Fevkalade zaferlerim olmayabilir, fakat içinden sağ çıkmayı başardığım yenilgilerimle sizi şaşırtabilirim.
-Anton Çehov-
Zaten muhitimden uzak duruşumun, vahşiliğimin bir sebebi de kitaplarda
tanıştığım ve benimsediğim insanları muhitimde bulamayışım değil miydi???
-Sabahattin Ali-
İlginç insanların sayısı neden bu kadar az? Milyonlarca insanın içinde neden sadece birkaç kişi? Bu kasvet verici ve cansız türle yaşamaktan başka çare yok mu?
-Charles Bukowski-
Sizi bilmem; ama ben dünyada en çok cehaletten korkarım. Çünkü cehalet,
kendi bildiğinin dışında bir bilgi ve düzey olduğunu farketmeyen bir kör
karanlıktır. Zehirli tutkular ve fanatik öfkeler üretir. En kötü yanı
da cahilin, cahil olduğunu bilmemesidir.
-Zülfü Livaneli-
Bir erkeğin ancak zekası tahrik edebilir beni, içimde oltaya yakalanan balık gibi çırpınıp durması değil.
-Aytuğ Akdoğan-
Herkesin kalbinin çizildiği bir yer var. Orada görünmez bir duvara
çarpıyorsun. Daha öteye gidemiyorsun. Bütün dünyan o çakıldığın yerden
uzanabildiğin yere kadar oluyor artık. Ben de o günlerde bir yerde çakıldım işte. Ama tam nerede bilemiyorum. Hiçbir zaman da bilemeyeceğim bunu.
-Emrah Serbes-
İnsanlık pagandır. Asla hiçbir din içine işlemedi onun. Sıradan insanın
ruhunda, ruhun ölümsüzlüğüne inanma gücü bile yoktur. İnsan ne nerede ne
de niçin uyandığını bilmeden uyanan bir hayvandır.
-Fernando Pessoa-
Daracık dünyamda, insanlardan kopuk, manevi olarak çürümüş, yeraltında
sahip olduğum kinimle başa baş nasıl boğuştuğumu anlatmak pek de hoş
olmasa gerek. Üstelik romanların bir kahramanı olur, bense bir
kahramanın taşımaması gereken tüm özellikleri taşıyorum. Bizim gibi
insanları anlamanın en kolay yolu budur. Bizler, yaşama yabancılaşmış,
zorla yürüyen insanlar olduğumuzdan dolayı bu yazdıklarım etkili
olacaktır. Üstelik gerçek hayata öyle yabancılaşmışız ki, adını bile
duymak istemeyiz. Bunda da o kadar ileri gideriz ki, gerçek hayatı
kitaplardan öğrenebileceğimize inanırız.
-Fyodor Dostoyevski-
Pandora'nın kutusu açılıp, Zeus'un içinde sakladığı bütün kötülükler
dünyaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin
haberi olmamıştı: Umut! O zamandan beri yanlışlıkla kutuyu ve içindeki
umudu iyi şans olarak yorumladık; fakat Zeus'un arzusunun, insanların
kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Umut,
kötülüklerin en kötüsüdür; çünkü, işkenceyi uzatır.
-İrvin D. Yalom-
Bazı kadınlar yakalanamaz, durdurulamaz ve kimseye ait
olamazlar. Onlar zaten kendilerine bile ait değildir de, o karmaşık bir mesele.
O kadınlara yalnızca yakın durulabilir, yakalanıp durdurursan, kendine ait
kılarsan... Ölüverirler. Çünkü onlar kuş gibidirler. Böyle uçucu kadınlar,
tepeden aşağıya inen bir bisiklet gibi, fren yaptıklarında düşeceklerini pek
iyi bilirler. O yüzden belki de hayat boyu kendilerini en sevdiklerinden bile
korumak mecburiyetindedirler. Kendilerini durdurup öldürüverecek şeylere karşı
dikkatli olmaları gerektiğini –her nasılsa- bilirler. Onlar, insanı ancak
frensiz bir seyahate davet edebilirler. Zira fren yaparlarsa artık onlar, o
kadınlar değiller. Bozulmuş bir oyuncak gibi kıymetsizler. Kanatlarının altına
rüzgârı aldığında uçabilen kuşlar gibi, rüzgârsız kaldığında bir lokma ete
dönüşen kadınlar... Ve adamlar, ekseriyetle, kadınları eğitilebilecek kuşlar
sanırlar. Bilir misiniz? Eğiticiler, eve dönsünler, uzaklara uçmasın diye önce
kuşların kanatlarını biraz kırarlar... Ama kimi kuşlar ve kadınlar, gökyüzü
kadar uçmayacaklarsa ölüvermeyi tercih ederler.
-Ece Temelkuran-
Söyleyecek fazla bir şeyim hiçbir zaman olmadı. Ben de sustum...
-Albert Camus-
Simone De Beauvoir / Mandarinler (Alıntılar)
“Herşey değiştiği oranda birbirine benziyordu.” (s.16)
“Bu bir masal değildi. Deniz kızı bendim. Tanrı ise gökyüzünün derinliklerinde soyut bir kavrama dönüşmüştü. Sonra da tüm gücümle sildim bu kavramı. Tanrı'yı hiçbir zaman aramadım; benden dünyevi yaşamımı çalıyordu. Ama birgün ondan vazgeçmekle kendimi ölüme mahkum ettiğimi anladım.” (s.31)
".. yaşama, ölüme, dünyaya ve dünyanın tüm korkunçluklarına uyum sağladım. Bu, benim işte! Ben, yani hiç kimse!" (s.43)
“Kendi ölümüme veya onunkine boyun eğmeye hazırım; ama umutsuzluğuna asla! Hayır! Ufukta kocaman bir tehdidin belirdiğini bilerek yaşamaya, her sabah güneşin doğuşunu bu duyguyla karşılamaya tahammül edemem. Hayır! Bazı gerçekler ve inançlar vardır ki alt tarafı sizi ölüme götürür.” (s.62)
“İnsanın kendi kendini tanımlaması ve sınırlarını belirlemesi zordu. İçtenlik! Hedeflemesi gereken tek özgünlük bu olmalıydı. Kendine koyacağı tek kural…” (s. 64)
“Paylaşamadığımız acılar bizde suçluluk duygusu yaratır.” (s.88)
“Bazı insanlar vardır, onları gördüğünüz zaman kendilerine nasıl tahammül ettiklerini düşnürsünüz. Beyinleri sulanmadıysa eğer, kendilerinden nefret etmeleri gerek.” (s.89)
“Geriye dönüşü olmadan biten o kadar çok şey vardı ki!” (s.90)
“Bir erkek, insanı sağlığına kavuşturacak bir alet değildi. Bunu geç de olsa anlamıştım.” (s.93)
“Ve birden geçmişimin bana neden zaman zaman bir başkasının geçmişi gibi göründüğünü anladım: Şu an da bir başkası olduğumdan!” (s.98)
“Acaba onu artık sevmemekle alçaklık mı ediyorum diye düşünüyordu. Yoksa onu bir zamanlar sevmiş olmak mı bir suçtu?” (s.100)
“-Senin özgürlük dediğin bana acı çektirmek mi?
-Eğer her istediğimi yaptığımda acı çekeceksen, seninle özgürlüğüm arasında bir seçim yapmam gerekecek!” (s.104)
".. Yapmak isteyip de yapamadıklarınızı düşünün bir. Kaçırılan tüm o fırsatlar. Nedense o an düşünüp bir atılım yapamıyor insan. Açık olacağına anlaşılmaz davranıyor.."
“Varolan beş duyumuzla algıladıklarımızdan öyle çabuk sıkılır ki insan!” (s.119)
“Ah! Beni yaşamak öldürüyor.” (s.138)
“Bir insan ses tonuna, sözlerinin anlamlarından daha çok önem verirse dürüstlüğüne ne derece güvenilebilirdi?” (s.185)
“Onun yerinde olsaydım bu yaşama dayanamazdım diye düşündüm. Ama onun yerinde değildim ve o, buna dayanabiliyordu.” (s.221)
“Kendi yarattıkları kişiliklerini hep yanlarında taşıyan insanlar nedense pek sıkıcı olurlar.” (s.240)
".. İnsan birini görmekten artık haz duymuyorsa, çekip gider. Hepsi bu işte!" (s.245)
“Sınıfsız bir toplumda, insanlığın ödün vermeden kendi kendine varolabileceğine inanma ihtiyacındayım.” (s.248)
“Yeni bir hayata başlamak, bir yerde hayatta kalmak gibiydi. Ve ben, bunu becerebileceğimi umuyordum.” (s.274)
“Onu ilgilendirecek birşeyler bulmalıydı. Ama hangi konularda? Onunla konuşmaya, meraklarını ortaya çıkarmaya çalışmalıydı. Ama herhalde onu müzelere, konserlere götürecek değildi. Kitap okuyup dünyayı anlatmak da mümkün değildi. Saçlarını usulca öptü. Onu sadece sevmek gerekiyordu; kadınlarla nedense hep aynı noktaya varılıyordu. Onları sadece sınırsız bir aşkla sevmek gerekiyordu.” (s.357)
“Bedeninden başka verecek bir şeyi olmayan bir kadının duygularını anlamak hiç kolay değildi.” (s.361)
“Zenginlik her zaman ortadadır; gözler önündedir yani… Yoksulluk ise daha özeldir, daha kendine dönüktür.” (s.384)
“Bedenlerimiz birbirini hissetmedikten, bakışlarımız birbirimizin bakışlarına dalıp gitmedikten sonra, ortak neyimiz kalıyordu ki? Yo, hayır! Ondan bana uzayabilecek bir köprü asla kurulamayacaktı. Zorlukla bastırdığım bu hıçkırıklar dışında…” (s.432)
"Mutlu olman için neye ihtiyacın var?" (s.445)
"Kuşku insanların aklına gelen ilk savunma mekanizmasıdır." (s.447)
“Senin olduğun gibi değil de düşlediğim gibi olmanı istemem, kendimi sana tercih etmek gibi birşeydi. Kendini beğenmişlikti yani…” (s.484)
“Günün birinde, yaşamını tümüyle değiştirmeden birini sevmiş olmanın cezasını çekecek miydim acaba?” (s.543)
"Bir zamanlar insanlar dostlarını düşmanlarından ayırt edebilirler, birbirlerini yaşamı bitirme pahasına severler, ölesiye nefret ederlerdi. Şimdiyse tüm dostluklara belli bir yanılma payıyla bakılıyordu. Nefret o eski şiddetini kaybetmişti; kimse artık yaşamını ne bir şeyler uğruna yitirmeye ne de başkasını öldürmeye fazla istekliydi." (s.582)
"Aşk gibi duygular aldatıcıdır, dostluksa yaşam gibi geçicidir. Ama nefret, birini yakaladı mı bırakmaz ve ölüm kadar kesindir." (s.619)
“İnsanın birini sevebilmesi için onu kendi kafasında biraz büyütmesi gerekir. Rolü iki kişi karşılıklı oynarsa buna değer. Ama tek başına kalınırsa iş saçmalığa dönüşür.” (s.658)
“İnsan artık sevmek istemediği zaman, gerçekten de sevgi duymazdı… Yine de bu; insanın isteğine bağlı olmamalıydı.” (s.673)
“Ne bekliyordum ki sanki? diye düşündüm. Geçmişi tekrar yaşama umudunu çoktan yitirmiştim; o halde ne umuyordum? Yitip giden bir aşkın yerini alabilecek bir dostluk mu? Ama yerini başka duygu almışsa, aşk ne ifade ederdi ki? Bir hiç! Yo, hayır, herşey ölüm kadar kesindi. En azından ortada ölü bir beden kalsaydı diye düşündüm yeniden…” (s.676)
“Dünyayı aydınlatan salt sevgidir sanır insan! Ama sevgiyi besleyen, olanca güzelliğiyle dünyadır aslında.” (s.682)
“Dudaklarımı ısırdım… Hayır, ağlamayacağım! Aslında ağlamıyorum, dedim kendi kendime: içimde titreşen sadece gecenin ışıkları… Kirpiklerimin ucunda damla haline dönüşenler, onların parıltısı. Çünkü şu an buradayım, ama asla geri dönmeyeceğim; çünkü dünya hem çok zengin hem de çok yoksul, geçmiş ise hem çok yoğun hem de çok hafif; çünkü şu güzelim anı mutluluğa dönüştüremiyorum… Çünkü aşkım öldü ve ben ona rağmen yaşamımı sürdüreceğim.” (s.686)
“Belki de hiçbir şey istemediğimiz için hiçbir şeyden yoksun değildik.” (s.688)
“Belki de yalanlara hiçbir zaman kanmadığımdan kendimi hep özgür hissettiğimi söylesem daha iyi ederim…” (s.691)
“Birini mutlu edebilmek! İşte somut olan budur. Bu sağlam duyguya insan kendini tüm içtenliğiyle verseydi, karşılığını mutlaka alırdı.” (s.698)
“Eskiden mutluluğun dünyaya sahip olmanın bir biçimi olduğuna inanırdı: Oysa bu, dünyadan korunmanın bir biçimiydi sadece…” (s.698)
“Tümüyle bağlanmak için oturup mutlak bir kusursuzluğu beklersek, ne kimseyi sevebiliriz ne de bir şey yapabiliriz…” (s.708)
“İnsanın düşlerini her şeyin üstünde tutması, aslında kendini beğenmişliktir. Ama bunun farkına bile varılmaz. Daha ölçülü olunsa da bir yanda gerçeğin, öte yanda da kocaman bir hiçin yer aldığı anlaşılır. Bence en büyük yanılgı da boşluğu gerçeğe yeğlemektir.” (s.709)
“Savaş ölüm gibidir ve ona hazırlıklı olmanın hiçbir anlamı yoktur. Ama uçak başaşağı gitmeye başlayınca, dehşete kapılmış bir yolcu olmaktansa, durumu kurtarmaya çalışan bir pilot olmayı yeğlerim.” (s.730)
“Küllerimizi karıştırmış bile olsala, biz yine de birlikte olamayacağız. Yirmi yıl boyunca birlikte yaşadığımızı sanmıştım. Ama hayır, her birimiz yalnızız! Kuruyan tenlerin altında donup kalan damarlarıyla, giderek yıpranan ciğerleri, böbrekleri ve çekilen kanıyla; içinde taşıdığı, sinsi sinsi hazırlanarak onu başkalarından ayıran ölümüyle, her insan yalnızdır.” (s.736)
"Dost edinmenin bedeli çok ağırmış." (737)
“İnsan ya kayıtsızlığa kapılıp gider, ya da etrafındaki her şeye yeniden kavuşur: Kayıtsızlığa kapılmamıştım! Madem ki yüreğim çarpmaya devam ediyor, bir şeyler için, birileri için çarpmak zorunda. Sağır olmadığıma göre yeniden çağrılar alacağım. Kim bilir belki bir gün yeniden mutlu olacağım. Belki de… Kim bilir?” (s.741)
"Dünyayı fazla ciddiye alıyorsun" (s.744)
"Diğer günlerden hiçbir farkı olmayan bir gün ve görünürde gök masmavi. Ama devasa bir boşluk bu. Her şey sessizlik içinde. Belki de kalbimin sessizliği bu. İçimde artık kimseye ve hiçbir şeye karşı sevgi kalmadı. Bir zamanlar "Dünya kocaman, zenginliklerle dolu; onları tatmak için bir ömür yetmez," diye düşünürdüm. Şimdiyse kayıtsızlıkla bakıyorum çevreme. Sanki kocaman bir sürgün alanıymış gibi. Beni asla tanımayacak milyarlarca insandan, uzaktaki galaksilerden bana ne! Benim için tek önemli olan, kendi yaşamım; o da artık önemini yitirdi. Bu dünyada yapacak hiçbir şey bulamıyorum." (s.919)
Altı Çizili Kitap Cümleleri - 29
-Ahmed Arif-
Sürekli değişen, hiç kalıcı ve samimi olmayan insan ilişkileri. Şeytan görsün hepsinin yüzünü.
-Franz Kafka-
Her insanın bir başkası için sonsuz bir muamma oluşu, üzerinde düşünülmesi gereken muazzam bir hakikattir.
-Charles Dickens-
Bazen bir koku, bazen bir görüntü bir yere gitmenize imkan vermemiş miydi? Bu seferki bir ses. Kimliği belirsiz bir hayaletin sesi. Bir fısıltı halinde. Fısıltının hakkını verircesine sadece onun duyduğu. Bir çığlığı da andırdığı halde..
-Mario Levi-
Bir şeyi sadece bizden öyle beklendiği için ya da birilerini memnun etmek için veya onlardan korkumuzdan yapıyorsak eğer özgün bir şekilde yaşamaktan iyice uzaklaşırız.
- Maureen Murdock-
Yalnızca bir günlük yaşam için dünyaya geldiğimi biliyorum. Öleceğimi de biliyorum. Fakat yıldız kümelerinin sık sıralar halinde dairesel devinimlerini gönlümce izlediğim zamanlar, ayaklarımın artık yeryüzüne değmediğini hissediyorum...
-Carl Sagan-
Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar. Kimseye anlatılamaz bu dertler, çünkü herkes bunlara nadir ve acayip şeyler
gözüyle bakarlar. Biri çıkar da bunları söyler ya da yazarsa, insanlar,
yürürlükteki inançlara ve kendi akıllarına göre hem saygılı hem de
alaycı bir gülüşle dinlerler bunları.
-Sadık Hidayet-
Ben bir devrimle birlikte doğdum. Duyduk duymadik demeyin. Gün ışığını görünceye dek isyanın coşkusuyla dolup, böyle bir ateşin ortasında doğdum ben. Gün kavurucuydu ve o gün tüm yaşamım boyunca beni sarıp sarmaladı. Çocukken bir kıvılcım gibi çıtırdadım. Büyüyünce tepeden tırnağa alev kesildim. Ben bir devrimin kızıyım, buna hiç şüphe yok, bir de atalarımın taptığı ateş tanrısının.
-Frida Kahlo-
Asırlardan beri olduğu gibi, bugün de milletlerin cahilliğinden ve taassubundan faydalanarak, dini bin bir türlü şahsi maksat ve menfaatleri için alet olarak kullananlar vardır. Din her türlü masallardan ve yalanlardan sıyrılarak, bilgi ışığı altında aydınlanıncaya kadar din oyuncularına her yerde rastlanacaktır.
-Falih Rıfkı Atay-
Mayısın goncaları sert rüzgarlarla titrer,
Yaz günleri kısa bir düş gibi gelir geçer:
Bazen cehennemin ateşi tepende parlar,
Sonra altın gibi saçlar sararıp solar
Her ne kadar güzel olsan sonun değişmez;
Ne şans, ne doğa yasası sana yardım etmez.
Fakat senin sonsuz yazın hiç solmayacak,
İnce güzelliğin de hiç silinmeyecek,
Ne de ölüm seni gölgesine alabilecek,
Unutulmaz izlenimlerin ebedi sürecek..
-William Shakespeare-
Bana tutku verecek herhangi bir şeye ya da kimseye artık rastlamayacağımı biliyorum. Birisini sevmeye kalkışmak, önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. Enerji, kendini veriş, körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan. Bundan böyle artık bu gerekli sıçrayışı yapmayacağımı biliyorum.
-Jean-Paul Sartre-
...tek başımıza yaşamak için ailelerimizi terk ediyoruz, yeteneklerimiz olsa da elimizden gelen çabayı göstersek de, en olmayacak umutları beslesek de, dünyayı değiştiremeyecek kitaplar yazmak için uğraşıyoruz. Hayatımızı yaşıyor, istediğimizi yapıyor ve sonra da uyuyoruz, işte bu kadar basit ve kolay. Bazıları camdan atlıyor ya da boğularak intihar ediyor ya da hap yutuyor; çoğu kazayla ölüyor; ve çoğumuzu, büyük çoğunluğumuzu, bir hastalık yiyip bitiriyor, ya da eğer şanslıysak, zamanın kendisi. Avunacak bir şey var: Ne olursa olsun, hayatlarımızın önümüzde açılıp bize hayalini kurduğumuz her şeyi sunduğu saatler var; çocuklar dışında herkes (belki onlar bile), bu saatlerin arkasından kaçınılmaz olarak başkalarının, daha karanlık ve daha güç saatlerin geleceğini bilse de. Yine de kentin, sabahın keyfini çıkarırız; ne olursa olsun daha fazlasını umut ederiz.




