23 Mayıs 2012 Çarşamba

Tersine giden gün

 Dün İstanbul sonunda sıcağı güneşi gördü, hazır güneşi bulmuşken temizlik yapayım dedim camları sildim perdeleri yıkadım, dinleneyim diye oturdum cort diye kuş mıçtı cama :) el kadar kuştan o kadar şey nasıl çıktı onuda anlamadım ama, ne yapmalı sayısal oynamalı mı ? Kuşun sıçmığından bile medet uman bir milletiz..

Şimdi ben temizlik yaptımya göyaa, halıları yıkatmaya vermişim tertemiz olmuş, camlar silinmiş perdeler yıkanmış ev his gibi bahar kokuyor ya. Önce sildiğim cama kuş sıçtı, sonra benim hiperaktif ötesi kızım (2,5yaşında) yeni yıkanmış ve serileri 1 saat olan halıya nar ekşisini döktü :) akşamda feci bir yağmur ardından dolu yağdı.. Temizlik yaptım göya ev şuan daha beter battı..

Sonraa hayatımdan def ettiğim, sözde dost arkadaş, sevdiğim insanlar kategorisindeki bir sürü gereksiz, midesiz güvenilmeyen ahlaksız ve utanma duygusu olmayan iğrelti insancıkların ardından. Az ama öz dostum dediğim her derdimi sıkıntımı paylaştığım 3-4 kişiden biriyle uzunca bir sohbetimiz oldu, duyduklarım aslında beklediğim bildiğim çokta şaşırmadığım şeylerdi ama yine bir kez daha gördümki, insanlar ne kadar bencil nankör, ne kadar çıkarcı ve insanlık yoksunu.. aklıma "Dogville" filmindeki bir replik geldi.

"Bazı insanları eğitemezsiniz, onları kötülük etmemeye ikna edemezsiniz. Kötülüklerini suratlarına vurunca sadece inkar etmez, sizden daha da nefret ederler.! Onları görmezden de gelemezsiniz, cezalarini haketmişlerse haketmişlerdir. Merhamet her zaman en doğrusu değildir, en güzeli ve en ahlaklısı da değildir. Size kötülük edenleri mazur görmek, onlara anlayış göstermek, onların içindeki şeytanı ancak besler, büyütür. Affetmek belki de o insana yapabileceğiniz en büyük kötülüktür"..
(Dogville)

20 Mayıs 2012 Pazar

Ben MİM sanıyordum değilmiş (:

Facebook ustası blogger acemisi biri olarak, bu "mim" denilen şeyi uzun süre anlamadım çözemedim ki hala çok kavramış değilim. İlk başta faceteki etiket zımbırtısı gibi birşey sandım, sonra biraz araştırmayla azda olsa kavradım.. Siftahı yapalım o zaman..

The Melpomene : Yıllardır blogları takip ederim ama hiç bir blog bana, evet ya sende el atmalısın becerebildiğim kadar diyerek beni yüreklendirmemişti. Elif'in eski blogunu takip ederken inanılmaz bir heves merak oluştu, bana bu duyguları uyandırıp, içimdeki şeytanı dürtüklediğin ve harika blogun için teşekkürler ve  biraz düşününce ilk mim sanırım sana daha uygun olurdu (: 

deeptone : Gece konseri adlı yazısında Prag gözlemlerini paylaştıktan sonra oda bendim içimdeki şeytanı dürtükledi, kendi kendime, evet gitmelisin buradan başka ülkelere başka kültürlere gitmelisin dedim. Önerileri gözlemleri ve iletişim gücüyle blogunu şöyle bir kokladığınızda "hey ben bu işi biliyorum keyifle yapıyorum, bana kulak ver" diye hoş bir koku alabilirsiniz.. Ha söyleyim öyle bir söylemi  yoktur siz o keyfin kokusundan anlarsınız, ama aklın yolu birdir görünen köy klavuz istemez, mimlendiniz efendim :) [ rövanşı alırım demiştim :) ]

Kuulumsu Kadın : O aslında gördüğünüz cool kadın değil, ama Avrupa yakasındaki Şahika deyimiyle, tavrıyla asaletiyle yazılarıyla döver paralar cool'luğunuzu :) Eğlenceli gözlemleri yazılarıyla çok gülümsetmiştir ama son zamanlarda 2 yazısıyla, kendi olmayan günlüğümü okuyorum hissi verdirmiştir. Aklınızdan içinizden geçipte söylemeye üşendiğiniz şeyleri başkasından duymak keyifli, pencereden kendimi izlemek hoştu teşekküler Kuulumsu ve miminiz :) 

Levent : Bay Kafka, mim konusuna benim gibi Fransız kalmış, "ulan nedir bu mim" diyen blogculardan :) Öylesine karaladım dediği ama hiçte öylesine olmayan harika yazıları vardır. Bazen kendisi yazının ortasına geldiğinde sıkılıp yazıyı bırakıyor, bırakma Levent okunuyor hepsi, kendinden bir şey katan insanların blogu ilgimi hep çekmiştir. Bir kitaptan filmden alıntı yapmakla bir kişinin kaleminden bir şeyleri okumak çok başka.. Hala Fransız mısın bu mim olayına bilmiyorum ama mimlendiniz efendim :)

Mavinin Güncesi : Blogunu baştan sona incelediğim ve dolu dolu yaşamış günlerden hoş kesitler sunan, hayatı yaşayış bakış açısını inanılmaz kıskandığım, bana ot gibi yaşıyormuşum hissi verdiren insan :)  Buram buram şiir hayat ve fotoğraf kokusu aldığınız, blogda dolanırken içten içe sizde hafif bir kıskançlık uyandıracak anlar yakalaya bilirsiniz.. Mimlendiniz efendim :)

17 Mayıs 2012 Perşembe

Birsen Tezer / Çal Kapımı

bu aralar her günüm "Birsen Tezer"


Maskeler, yalanlar yala-n-cılar..


Hayatı boyunca maskelerin ardına saklanan "yalancı" insanların bazı kalıplaşmış özellikleri vardır.. Maskeleri sayesinde dünyanın en iyi en anlayışlı, en sadık, en dürüst, en ahlaklı, en bilge, en kültürlü, en cool insanları olabilirler. Kelime oyunu ve kıvırmada çok ustadırlar, her durumu arsızca kendi lehlerine çevirme konusunda ihtisas yapmışlardır. İnsanların akıllarıyla oynamayı severler, inandırıcılık, yalan konusunda çok ustadırlar ananınızı boyayıp babanıza yeni karı diye satabilirler. Haklı olduğunuz konuda sırf o pis egosuna leke getirmemek için, öyle numaralar sözlerle sizi haksız duruma düşürürler ki, siz bile yapmadığınız şeyleri yapmış gibi hisseder kendinizden şüpheye düşersiniz o kadar ustadırlar..

Kendisine yapılan hatanın yanlışın sittin sene davasını sürer her zaman yüzünüze vurur, ama kendini kusursuz sanan o varlıklar kendi hatalarını asla kabul etmezler
,Sizinle alakalı bir durumu eşeleyip burnunu sokarken, kendi yaptığı midesizliklere bakmaz ve onların üstünü kapamak geçiştirmek için türlü katakulli mevcuttur.. Hatalı olsa yanlışı ortayada çıksa, utanması gerekirken o pis egoları sayesinde yüzsüzce üste çıkar, hiç umursamıyormuş gibi yaparlar. Lakin ne mal oldukları ortaya çıktığı için içten içe kendilerini yerler gözü doymayasıcalar:) ek olarak kendi yediği naneleri kapatmak için sizin yanlışlarınızı ararlar ama bilmezlerki kendilerinin hayatları "yalan"..

Asla sevmezler, severmiş gibi yaparlar her dokunduğu teni aşk sanarlar. Aynı anda bir çok kişiyi idare etme, kendini herkese karşı çok önemli vazgeçilmez gibi gösterme meraklısıdırlar. Götlerinden element uydurmayı pek seveler, en vazgeçilmez dost rolünde ustadırlar, herkes kendilerine aşık ölüyor bitiyormuş gibi gösterirler ama insanlar onların gerçek yüzlerini görseler aynı ülkede bile yaşamayacaklarını bilmezler. Reddilmeyi asla kaldıramaz aksine yalanlarla işveyle cilveyle hırs yapıp ağlarına herkesi düşürme kapasitene sahiptirler, hatta tek marifetleride budur !  Ha birde, eğer bir konuda size dayatmalarda bulunuyor, soruyor sorguluyor, sizi bir şeyle itham edip suçluyorsa bilin ki aynı boku kendi yemiştir, kendi vicdanını susturmak kendi içinde kendini aklamak için size bok atma derdine düşmüştür..



Sonra inanılmaz nankör 'hep bana'cı tiplerdir, sorsanız hep o madur olmuştur, hep aldatılmıştır, hep ona yalan söylenmiştir, hep o vefasızlığa uğramıştır kendisi sütten çıkmış ak kaşık, hiç kendi yediği bokları dökmez. Bide yaralı parmağa işemezler pek, ama ağızlarını açınca sen ne yaptın da olur, sanki kendileri sizin için çok şey yapmış gibi :) Sonuç mu? ilahi adalet, Okşayan ellerin kıymetini bilmeyen tekmeleyen ayakları öper!


Ve ve ve yalan makinalarının en büyük özelliği, doğruluk dürüstlük nutuklarıdır, ben hayatta yalan sevmem deyip doğrusu bulunmayan tipler. Tek doğru kendilerini görürler ve kişi kendinden bilirmiş misali herkesi yalancılıkla, sadakatsizlikle, dürüst olmamakla suçlarlar ama hiç dönüpte kendine yaşadığı hayata bakmazlar, kendi yalanlarına insanları inandırmanın gurundadırlar.. Bu tip insanlarla asla karşılaşmamız selam bile vermemeniz dileğiyle, çünkü en büyük günahları masumlaştırıp sevap diye yuttururlar ve oldukça midesi mezhebi geniş varlıklardır... Bizden uzak istedikleri cehenneme yakın olsunlar...

√ KIRMIZI √