11 Mart 2012 Pazar

Hakan Günday / Kinyas ve Kayra

"..ve kafam, il olma izni alabilecek kadar kalabalıktı."


Yaşayarak intihar etmeyi seçenlere yardım edilemez..

Ruhumdaki düğümler fazlasıyla sıkı.


Kimsenin onları çözecek kadar ince tırnakları yok.
Bense çoktan vazgeçtim tırnaklarımı uzatmaktan..


"Varlığıma nedensizlikten delirdim ben. Hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan hepsini giydim. Hiçbiri olmadı, hepsi dar geldi. İnansaydım herhangi birine, uğruna gerekirse dünyayı kan gölüne çevirirdim.."


Hayat her bölümünde ayrı bir hikayenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bir filmdir..


"Sorarlarsa, "ne iş yaptın bu dünyada?" diye, rahatça verebilirim yanıtını: "yalnız kaldım. kalabildim! altı milyarın arasına doğdum. ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından."

Her şeyi bildiğim için vasiyetim tek bir cümle olacaktı: 
"Beni yüzüstü gömün. Çünkü yeterince gördüm."

Her aldığım nefes boğazımı yakıyor. Ben çok zor yaşıyorum, doğduğumdan beri ölüm döşeğindeymişim gibi yaşıyorum. Onun için bir restoranda oturunca masayı kendime doğru çekiyorum, sandalyemi oynatmadan..

Ben sadece fazlasıyla ciddiye almıştım, küçükken babamın bana birini üzdüğümde söylediği o sözü."kendini karşındakinin yerine koy." Ve ilk başlarda bunu o kadar çok yapmıştım ki, bir gün dönüş yolunu yanı "kendimi" bulamadım..

Kimsenin bilmediği kuralların işlediği bir felsefedir uykusuzluk. Her uykusuzun kendine ait teorilerle dolu bir evreni vardır. İçinde hiçbir misafir bulundurmayan bir evren. Yaşarken ölmeyi, ölerek yaşamayı sadece uykusuzlar bilir. Gözlerinin altında biriken her küçük torba gördükleri hayallerle doludur. O her torbada ayrı bir hayal saklıdır, uyanıkken görülen..

Kim kimi kurtarabilmişti şimdiye kadar? Beni kim kurtaracaktı? “Kurtuluş” dedim “Ankara'da bir mahalle.” fazlası değil. Belki bir de Bob Marley'in en iyi şarkısı. Daha fazla düşünmeye gerek yok. Adı her yerde, kendisi yok. Kurtulmaya gelmiyoruz bu dünyaya, daha da saplanmak için buradayız. Dibine kadar. Onun için çürüyor bedenlerimiz ölünce..

Terk ettiklerimi dikiz aynalarında aramak artık acıtmıyordu beni, ama birden farkettim ki ne ben, ne de başka birisi hiçbir yere ait değildi. Aidiyet bir kandırmacaydı küçük çocuklara anlatılan. hiçbir yerde hiç kimse beklemiyordu beni. Nasıl bu hale geldim? nasıl bu kadar insanlıktan çıkabildim? seyrettiğim filmlerdeki kahramanların gerçek olabileceklerine nasıl inandım? Romanların, tuvalette okumak için yazılmış olabileceklerini nasıl düşünemedim? Bir sabah hayallerimden uyanıp hiçbir şey hatırlamayacağım, korkmaya gerek yok! günahlarınızı ben unuturum, siz işlemeye devam edin..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder