16 Kasım 2012 Cuma

Sabahattin Ali/İçimizdeki Şeytan

Bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret falan değil.. İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile. Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğu mu hissediyorum. Kafamda hiçbir şeyle değişilmesi mümkün olmayan muazzam hayaller, bana her şeylerden daha kuvvetli görünen fikirler birbirini kovalıyor. Fakat sonra birden bire etrafımda bana yakın birini arıyorum. Bütün bu beynimde geçen şeyleri teker teker uzun uzun anlatacak birini. Sokağa fırlıyorum. Bir tek çehre görsem de yanında yürüsem, hiç ses çıkarmadan yürüsem diyorum. Halbuki ara sıra karşılaştığım ahbapları görmemezliğe geliyorum. Hiçbiri bana bu anda yardıma çağrılacak kadar yakın görünmüyor. Bilmem beni anlıyor musunuz?



11 Kasım 2012 Pazar

Umay bir röportajında diyor ki..

Kızıyordum, artık kızmıyorum. Bir şey oldu epey önce, kimsenin beni öldüremeyeceğini fark ettim. Affedilmeyecek ihanetlere tanık oldum. Affetmeyeceğim. Affetmenin, ne büyük uyum isteği ve palavra olduğunu fark ettim. Çok uyumsuz muşum. Azıcık uyayım diye, ne fedakarlıklar yaptım, geçmiş olsun, affedemiyorum, etmeyeceğim de. Korku kendi cehenneminde debelensin, benim cehennemim başka..

22 Ekim 2012 Pazartesi

Hayırsever bi kitap evi kitaplarda %50 indirim yapmış, bende bu iyiliği karşılıksız bırakmadım.. :)

17 Ekim 2012 Çarşamba

:)

Kızıma dedim ki. Annecim sen büyüdüğünde hayırlı bir evlat mı olacaksın hayırsız mı?
Küçük hanımın yanıt, "ben mutlu olacam" :)
Bu yaşımıza geldik 3 yaşındaki sıpanın verdiği yanıtı hiç vermedik hatta aklımıza bile gelmedi..



6 Ekim 2012 Cumartesi

Cem Adrian / Yalnızlık yasaklanmasın!

Özellikle son 4 gündür sürekli bu şarkıyı dinliyorum. Bu ülke için fazla bile, olmazsa olmazım tek geçerim dediğim 3 sesten biridir Cem.. (Şebnem Ferah, Cem Adrian, Jehan Barbur)..
Klip gayet şarkıya uygun, şarkı ve Cem zaten standart üstü ama gel gör ki "kendini bilmez" yasakçı zihniyet yine iş başında. Beğenmiyorsan izleme dinleme, onu sevenlere emeğine saygı duy!! Facebook sayfamda bu klibi yayınladığımda, herkesin ortak yorumu umarım yasaklanmaz diye yayınlamıştım ve ertesi günü twitterda yasaklansın kampanyası. Her ne kadar izlemesemde Behzat Ç. dizisinde bira şişesi bile yasaklanmışsa artık, mastürbasyon ya da klipte travesti oynatmak kıyamet alameti olarak nitelendirilmesi "ee ne bekliyordun ki dedirtiyor"..

Her akşam milletin ağzını ayırarak izlediği cılkı çıkmış dizilerde, millet baldızını üvey kızını en yakınını götürürken alani sevişme sahnelerine rağmen gıkı çıkmayanların, ya da bilmem ne hoca ağına düşürdüğü boya kovasına düşmüş cariyerleriyle tv de maşallahlı inşallahlı saçma salak muhabbetler yaparken bunlara sesi çıkmayan yasaklatmayanlar, kalkmış belli belirsiz bir mastürbasyon sahnesi ya da bir travestiden rahatsızlık duyup klipte kıyameti koparıp ahlak edep nutukları atması trajikomik hatta içler acısı.. Biz zaten bu kadar salak bir millet miydik yoksa giderek salaklaşıyor muyuz?! Eğer bu sahneden senin ahlakın bozulacaksa, sende zaten bozulacak bir ahlak yoktur! Tv de biri adam öldürünce sende mi öldürüyorsun ya da her gün annene kardeşine sevgiline hatta kendin o dizileri izlerken bozulan ahlak zihniyet benim mi?!
Hoşumuza gitmeyen konularda durumlarda, neden en cahil en hoşgörüsüz anlayışsız, en çağ dışı şekilde, 3. dünya ülkesi gibi tepkiler veriyoruz?! Benim gibi ülkesine aşık biri bile artık ülkesine yabancılaşmış hatta gitgide soğumuş ülkesinden soğutulmuşsa sonumuz iyi değil.. Sadece bu değil hiç bir konuda düzgünce kendimizi fikrimnizi savunmuyor, karşıdakine saygı duyarak tartışmıyoruz.. Senin 10 kızla yatman, ya da 10 adamla yatman kimseyi ilgilendirmediği gibi, Cem Adrian ya da kliptekilerin cinsel kimliği kimseyi ilgilendirmez!!
Futbolda siyasette ya da LGBT lerle ilgili konularda, hep hakaretler küfürler tehditler, kimse kimsenin özeline kutsalına saygı duymuyor, anlayış hoşgörüden uzak barbarca tepkiler yaklaşımlar.. Belki abartı gelebilir ama bakın çevrenize ve 3 maymunu oynamaktan vazgeçelim..

Kayıtlı olmayan okuyucular yorum yapabilmek için, yorumlama biçiminden "Anonim"i seçerek yorum yapabilir..

İyi ki varsın Cem Adrian


15 Eylül 2012 Cumartesi

UmayUmay.Net hakkında..

Bir kaç gün önce duyurusunu yaptığım, Umay Umay sitesi ile ilgili bazı durumlar oldu, o yüzden açıklama yapma gereği duydum.. 
1 haftadır siteyi hazırlıyorduk, Herşey Umay hanımın izni bilgisi dahilinde gerçekleşti. Hoş bazı sayfa ahalisi "sen kim Umay Umay'la konuşmak kim" dese de, kendisiyle sürekli iletişim halindeydim. Site için kaynak bizzat Umay hanımın kendisiydi, herşey onun onayına sunularak yapıldı. Yayınevi, kitaplarının orjinal kapağını gönderdi, sonra kendi kaleminden biyografisi, fotoğraflar, çalışmaları, defterleri vs olacaktı.. Site pazar ya da pazartesi akşamı açılacaktı, herşey planlandığı gibi gidiyordu taa ki cuma öğle sonuna kadar.. 
Cuma ya kadar herşey yolunda giderken, bir anda telafisi mümkün bazı konularda bakış açısı farklılığı yanlış anlamalar ve bunun sonunda anlam veremediğim bir gerginlik meydana geldi. Konular olaylar çok başka yerlere kaydı ve kendisi sitenin açılmasını iptal etmemizi istedi ve yapılan tüm tasarım çalışmalar durduruldu. Bununla ilgili siteden de mini bir yazı geçmekte ve site kendisinin diğer hesaplarına yönlendirildi..
 Hoş biraz sap gibi ortada kalmış olsamda, kendisine içtenliği sohbeti ve duyarlılığı için çok teşekkür ediyorum. Hatam kusurum olduysa sürç-i lisan ettiysem affola.. Kitaplarından daha derin, daha özel, inanılmaz harika bir yüreğe beyine sahip ve yılbaşından önce çıkacak olan yeni kitabı "Cevapsız Ağrı" yı heyecanla bekliyoruz.. Seviliyorsun Umay Umay..

Özetle : Umay Umay’ın izni ve katkısı doğrultusunda planlanan site  projesi, yine kendisinin talebi doğrultusunda iptal edilmiştir.. Kendisini kişisel twitter ve deviantART hesaplarından takip edebilirsiniz...... Kırmızı


Kayıtlı olmayan okuyucular yorum yapabilmek için, yorumlama biçiminden "Anonim"i seçerek yorum yapabilir..

Umay Umay & Mete Özgencil / Düşmedim Daha

7 Eylül 2012 Cuma

...

Cehalet bizi boğuyor artık.. Eskiden zalimin zulmü vardı, şimdi cahilin zulmü! Yalnız cehalet değil, cehalet ve kötü niyet karması, bu ülkedeki her vicdanlı, iyi niyetli, kaliteli insanı boğuyor artık. Bir yanda körkütük cahil kötü niyet, bir yanda hoyratlık, sevgisizlik, düşmanlık ortamı.. Bir şey oldu bu insanlara, kimse kimseyi sevmez oldu. Sinsi, bir tür nefret başını çıkardı bütün duyguların arasından. Alaycılık bütün üslupların arasında belirginleşmeye başladı. Sadece ezberletilen şarkıları söyleyebilenler ortalıkta. Sevmeden aşık olanlar, kavga etmeden yenenler, cin olmadan adam çarpanlar yeni kurallar koydular sanki ve kaptırdı insanlar kendini bu düzene.. (Meral Okay)

Gülümse bebek. Gün gelecek, herkes sana sadece insan diyecek..


14 Ağustos 2012 Salı

İç dökme & nadas

Şimdi okuyacaklarınız "My Brightest Diamond" şarkıları eşliğinde yazılmış mini bir 'iç dökme & nadas' yazısıdır.. En başta Kadir Geceniz mübarek olsun, dualarımızın kabul olup günahlarımızın affolması ve daha güzel bir dünya ümidiyle..

9 Ağustos 2012 Perşembe

...

Düşünmekten kaçıyorum uzun zamandır, saklıyorum yüzümü. Gözlerimde bir acı var görmek istemiyorum, aynalara göstermiyorum yüzümü. Nedir bu kadar karanlık olan? Dile gelmeyen bir türlü. Yalnızlık mı ölüm mü? Neyin yası bu sürüp duran?
Hareketlerim yavaş, sanki her kasım ayrı bir acı çekiyor. Şehir hareketsiz. Fırtınanın kopmasını bekliyor sabırla. Bu şehir artık etkilemiyor beni. Sokaklar insanlarla dolu. Ama tanımıyorum hiçbirini. Bana öyle uzaklar. Köşe başında bir tanıdığı görmekten korkar gibiyim. Ama eski bir dosta sarılmanın özlemi var içimde.
İnsanlara bakıyorum, pürüzsüzler,güzeller, umursamazlar..Korkuyorum biri yaralarıma dokunacak. Karanlıkta beni bulacak.Kimseye göstermiyorum yüzümü. Ağlamak istiyorum,ağlayamıyorum.niye başım dönüyor?
Uyumak istiyorum...
Ve rüyamda bir dünya görmek..
Yalnızca bana ait..

(birikinti'den)


8 Ağustos 2012 Çarşamba

İnsanlıktan afaroz


 Sonları düşünerek yazıyorum, yarım kalmış hayatlar umurumda değil ya da aciz acınacak insanlar, hayatın hiçliğinde ben de onlardan biriyim belki, ya da daha üstünüm diyemeyeceğim ne de olsa yok oluşumun yıldönümündeyim hiç varolmayı istemeden orada kalmaya devam ederek... Artık acımıyorum kimseye ve üzülmüyorum yaşanılanlara. Ucuz cümleler duymaya, kaybeden insanlarla sohbetlere alıştım, en büyük kaybeden ben kazanan insanları arıyor gözlerim artık ve kazanmanın mübah olmayan yollarına gidiyor zihnim.. Hayata tutunuyorum hala ama artık ne iyi taraftayım ne de iyi olma çabasında, kötülükse her daim kazanan ve mutlu olmayı başaran ben, neden hep kötüklerle sevgiliyim en sonunda...

7 Ağustos 2012 Salı

hâlâ saflığımdan gol yiyorum

Ben hâlâ saflığımdan gol yiyorum ya ona yanıyorum. Ben bu hayatta çok çelme yedim Ahmet, hem de en sevdiklerimden lan. Sıradan insanlar değil yani. Hani dönüp de böyle "Napıyosun lan sen napıyosun lan sen!" diyemeyeceğim kıyamayacağım insanlardı kardeşim. Ben bazen böyle kör olacak kadar çok seviyorum napim. Göremiyorum ki hiçbir şeyi. Karşımdaki canavarlar gözüme o kadar sevimli gözüküyorlar ki kardeşim. Sen onlara bir de benim gözümden baksan..
Oğlum ben geçen seneye kadar dünyada gerçekten kötü bir insan olabileceğine inanmazdım ya. Yemin ediyorum bak. Ama işte gözümle gördüm, ikna oldum. Sen şahitsin. İnsan işte gerçekten kötü olabiliyormuş kardeşim. Sebep sonuç ilişkisi aramana gerek yok Ahmet. Olabiliyormuş. Aga, canımızı yakarlar kardeşim kendine dikkat et bak. Bunu yaparken de o kadar büyük zevk alırlar ki var ya. Sen ben dönüp orta hakeme bakmayız bile. Niye biliyor musun? Çünkü bizim için o apaçık penaltıdır. Ama onlar oynamaya devam ederler işte.

Sen tevazu yaparsın, onlar gerçek zannederler. Sen, aman efendiliğimi bozmayayım onca yaşanmışlık var dersin, onlar pısıyorsun zannederler. Dedim ya kardeşim onlar için bu sadece bir oyun ya. Ama senin benim için öyle değil ki oğlum ya. Bu bizim hayatımız bu bizim gerçeğimiz lan. Haliyle işte ben de herkese karşı önyargılıyım kardeşim gitti bitti işte oğlum. Etrafımda 3-5 tane adam kaldınız lan ben de o yüzden size sıkı sıkıya sarılıyorum işte. Kardeşim gözünü seveyim bak kendine dikkat et Ahmet sen benim için çok değerlisin ya yemin ediyorum bak. Kardeşim diyorum oğlum daha ne diyeyim amına koyayım..

3 Ağustos 2012 Cuma

Doğrusu, kendimi sorunlarla oynaşan, sonra da kolayca yorulup sıcak bi hayal şehrin ana kalorifer kazanının yanına uzanıp uyuyan tembel ve hantal bir kediye benzetiyorum. Dr bir koridorun ebruli karanlığında, aslında olmayan, var olmadığını çok iyi bildiğim dört ayaklı bir ciğeri kovalayacağım..
(Küçük İskender)

Calogore/Danser Encore (Çoban Yıldızı)

23 Temmuz 2012 Pazartesi

öylesine

Ramazan davulcusunun gürültüsü eşliğinde sahur sofrası hazırlanır, hafif bir uyku ve yorgunluk hali. Fonda Jazz'ın en güzelleri, bir yandan mis gibi ıhlamur yudumlanır. Ezandan sonra sanki doymamış gibi açlığa dayanamayacakmışsın gibi bir hisse kapılırsın, ama gün içinde ne yemek ne su aklına gelir. Sonra garip bir durgunluk alır, etrafa boş anlamsız gözlerle bakınılır. Sonrasında özenli bir sessizlikle yatılır.. Bitti bu kadardı, iyi sabahlar...

8 Temmuz 2012 Pazar

?

Ruhuyla yiğitliği eşit olan iki kişinin, yaşamları boyunca en azından bir kez, ta içlerinden gelerek. Birbirinin önünde çırılçıplak, ön yargılardan, özel çıkarlardan, geçindikleri yalanlardan arınmış olarak birbirleriyle konuşabileceklerine inanıyor musun?
(Albert Camus)

 Dinle bak ne diyor Şebnem Ferah..

21 Haziran 2012 Perşembe

Mim zımbırtısı

Mart ayından bu yana buralardayım ve blog konusunda uyuz olduğum tek şey "mim zımbırtısı". Çok gereksiz birşey bence ama arada denk geldiğim bazı ahalinin bu mimlemek ve mimlenmek konusundaki hevesini ve ego fırtınasını anlamadım hala.
- canikom mimlendinnnnnn.
- ay böbeğim teşekkürler utandırdın benii şekerimm..  diyen acayip insanlar topluluğu.. (hepsi değil elbette!)

Sevgili Deeptone, sanırım 4-5 kez izah etti bana, keza Levent'te ama cıks sarmadı bu mim muhabbeti. Deeptone'nin bir dene demesi üzerine. Kuulumsu'nun blogtan arakladığım, Kuulumsu Kadın, Cherry, Beyza, Deeptone'nin oluşturduğu mim şeysi.. Umarım gene ağzıma yüzüme bulaştırmam, değilse Deep embesil olduğumu düşünecek :) ben düşünürdüm valla :)

                             1. Kendini seviyor musun?

Bazen evet bazen hayır. Hem kendime hayran, hemde kendimle çok kavgalı biriyim. Terazilerin tipik özelliği hak adalet takıntısı, kararsızlık ve sıkılganlık. Doğru karar veremediysem tercihim bana zarar verdiyse, heleki başkalarına haksızlık yaptıysam off kendi kendimi itin götüne sokarım. Hem kendimi hem insanları eleştirmekte çok acımasızlaşabiliyorum.. Kendimi bildim bileli genelde bana denilen şey; Sevdiklerine bu kadar gözü kapalı güvenme ve onlara gösterdiğin ilginin alakanın anlayışın sevginin saygının yarısını kendine göster duy.. (farkındaydım ama gözüm yeni yeni açılıyor, hep haklıydıar)

                         2.Yapmaktan hoşlandığın şeyler nelerdir?

Susmak, hayal kurmak, insanları uzaktan seyredip gözlemlemek.. Müzik eşliğinde boş boş tavanı izleyerek planlar yapmak.. Müziksiz bir hayat düşünemiyorum, 24 saatin 18 saati ayaktaysam rahat 13 saat o müzik hiç kapanmaz. Yalnızlığı ve sessizliği seviyorum, kalabalığa ve boş gevezeliklere katlanamıyorum. Beni sevseler bile gereksiz kalabalık yapan baş ağrıtan insanları sevmiyorum, gereksiz gürültüdense kendi yalnızlığımın sesini dinlemek daha huzurlu. Arada bana cinnet geçirtsede, evdeki gürültü bakanı, hiperaktif zeka küpü kızımla boğuşmayı onunla beyin fırtınası yapmasını seviyorum.
Facebookta sayfa ahalisiyle laflamayı orada vakit geçirmeyi seviyorum. Bu aralar Simone de Beauvoir'e ve kitaplarına sardım. Müzik aşığıyım demiştim, cd koleksiyonum var arşiv yapmayı seviyorum, sevdiğim müzik türlerinden oluşan 1500'ü aşkın cd.. Sıkıcı asosyal ve antihümanistim ben ya bu sorudaa çeşit çok olmaz.. (şimdilik aklıma gelen bunlar)

                              3. Hedeflerin nelerdir?

Yapmak istediklerimin çoğunu yaptım, ya şanslıydım ya da ne istediğini bilen tuttuğunu koparan hırslı, sabırlı inatçı bir tiptim ondan. Doğum sonrası kısır döngüye girdim haliyle ama geri kalanlar içinde uğraşıyorum, eskiye oranla kendimle alakalı hedefim pek yok. 

Bundan sonraki hayalim hedefim kızım üzerine hep, kısmetse onu çok parlak bir gelecek bekliyor. 27 eylülde 3 olacak inanılmaz zeki bir çocuk, 2 yaşına girmeden 10'a kadar saymayı öğrenen, oyun hamurundan bana yemekler yapan. Sürüyerek sandalye getirip yetişemediği için birde bez paketini koyup tüm kapı kilidini sürgüsünü açıp parka kaçan. Zeka testlerinde yaşıtlarına fark atan, eşim açım dediğinde annecim kocana yemek versene diyen çakal böcek :)
Onunla ilgili en yakın planım 4 yaşına girdiğinde, gitar dersi ve başta İngilizceyi anadili gibi konuşabilmesi için yabancı dil eğitimi verdirmek..

                              4. Kendini bir cümleyle anlatabilir misin?

Tanımsızım, yani bunu bana değil çevremdeki insanlara sormak daha doğru olur, insan kendini ne kadar doğru objektif anlatabilir tanımlayabilirki.. Hakkımda bölümünde yazdıklarımın dışında, başkaları ekleme yapsın derim..

                                  5. Nefret ettiğin şeyler nelerdir?

 Benim gibi antihümanist agresif biri için banko soru, yaz yaz bitmez :) Dünya üzerindeki tüm siyasetçilerden nefret ediyorum, onların o soktuğum egosu petrol para hırsı kendi çıkarları için aldıkları kararlar yüzünden bu dünya bu kadar boktan. Çocuk istismarcıları, çocuklarına eşine şiddet uygulayan tacizci tecavüzcü irkek müsveddelerinden ve sözde annelerden nefret ediyorum. İkizler burcundan nefret ediyorum. Narsist, gösteriş budalası yüze başka ardından başka oyuncu yalancı tiplerden nefret ediyorum. Aptal yapışkan laftan anlamaz asalak tiplerden nefret ediyorum. Kalabalıktan geveze insanlardan ve anlayışsız hep banacı hiplerden.
Adımın yanına sarı kelimesinin gelmesinden, arabeskten heleki arabesk rapten iğreniyorum. Necip Fazıl ve şiirlerinden, Türk dizilerinden. Sigara dumanından, Vodka hariç tüm alkol türlerinden ve kokularından, pembe renkten nefret ediyorum. Zor uyayabilen ve uyanınca geri uyuyamayan biri olarak yok yere uyandırılmaktan, bekletilmekten ve yanlış anlaşılmaktan nefret ediyorum.. (şimdilik aklıma gelenler)


                 6. Favori şarkıların, filmlerin, kitapların nelerdir?

Ooo sayfalarca yazmam gerekir buna, saat sabahın 4'ü çok birşey gelmez aklıma ama buna sonra ekleme yapacağım. tür olarak yazayım
Filmler; Psikolojik, gizem, suç.
Kitaplar; Psikolojik gizem suç ve deneme türü kitaplar.  Umay Umay kadar kalemi ruhuma dokunan kimse olmadı. Bu aralar Sherlock Holmes serileri, Simone de Beauvoir'e ve kitaplarına sardım.
Müzisyenler; Şebnem Ferah, Cem Adrian, Jehan Barbur, Zakkum, Umay Umay.. Portishead, Trespassers William, Adele, Ane Brun, CocoRosie, 2:45 .. Senfonik metal, sözsüz alternatif müzikler..

                        7. İlham aldığın kişiler kimlerdir?

Imm 3-4 isim var ama içlerinden, kuşkusuz Betül Mardin. Kendisi 86 yaşında bir iş kadınıdır, Halkla İlişkilerin üstadı olarak kabul edilir. Beynine hayran olduğum 2-3 isimden biridir, mükemmel bir insandır. İş hayatına 40 yaşından sonra atılmış biridir, "lise mezunudur" ama üniversitelerde uzman olarak ders vermiştirdir. Uluslararası Halkla ilişkiler Derneğinin başkanlığını yapmış, örnek alınası başarı abidesidir..  Aynı zamanda 15 Grammy'si olan müzik yapımcısı rahmetli Arif Mardin'în ablası. Tiyatro üstadı Haldun Dormen'in eski eşi. Gazeteci Ayşe Arman'ın da kayınvalidesidir. Betül Mardin benim hayatımda dönüm noktası olan harika biridir, hiç bir yerde yazmayan ama Okan Bayülgen'in eskiden Ntv'deki programında sonrasında Cüneyt Özdemir'in programında hayatını yaptıklarını yaşadıklarını duyduktan sonra, ağzımıaçıkta bırakan inanılmaz yaşam öyküyle kıskandığım, hayran kaldığım ayakta alkışlanacak bir örnektir..

Sonraa o eşsiz sesleriyle beni besleyen ruhumun 2 terapisti tapılası varlıklar; Şebnem Ferah ve Jehan Barbur .. Kızımın isim annesi olan Şebnem Ferah gibi içten gülebilmeyi, Jehan Barbur gibi huzur veren harika bir ses tonuyla kızıma masal anlatmayı çok isterdim.. Güzel yürekleri güzel beyinleriyle neler yazıp söylüyorlar bizi dağlıyorlar..

Ve tabiki Umay Umay, Kırmızının iltifat kadar yakıştığı, bana kırmızıyı sevdiren tapılası kadın ruhumun yansıyan ışığı. Kitap çıkarsın, radyoda ya da tv de program yapsın, yapsın bişeyler yazdıklarıyla öldürsede varlığıyla oksijen gibi geliyor..


                      8. Death Note'u sen bulsaydın ne yapardın?

Güzel animem Death Note ve L   neysem hiç düşünmeden aklıma gelen 3 şeyi yazardım geberip gitmeleri için..
Dünya üzerindeki tüm siyasetçiler, özellikle çocuk istismarcıları ve masum insaanları özellikle çocukları katleden herkes..


            Sorular bitti ee nolacak şimdi? Deeptone, Kuulumsu yetiş   :)

14 Haziran 2012 Perşembe

eğri oturup "doğruyu" konuşalım..


Selçuk Üniversitesi Tarih Öğretmenliğinden mezun olmuş ve yıllardır öğretmenlik için atama bekleyen birine Çin Seddi'nin uzunluğunu sordum. Birden aklıma geldi acaba ne kadar dedim kendi kendime ve ona sordum, önce kem küm etti sonra önce 40 sonrada 120 km vardır dedi.
Şimdi yaptığım araştırma ise; Çin Seddinin yıkılmış olan kısımlarıyla birlikte uzunluğu 6.000 kilometreyi bulur. Bugün ayakta duran kısım Ming Hanedanı devrinden kalan 2.500 kilometrelik settir. Ancak asıl inşaat, M. Ö. 221 ile M. S. 608 yılları arasında yapılmıştır.

Eğitim sistemi gerçekten eğitmek öğretmek üzere mi sizce? 4 yıl boyunca Tarih üzerine eğitim verip Çin Seddi ile ilgili hiç bir şey öğretilmemiş bahsedilmemişse bu millete, tüküreyim böyle eğitim sistemine. Eğitim sistemimiz boktan ve öğrencilerde bu boktanlığın içinde duruma ayak uyduruyor. Doğru düzgün merak edip araştırıp okumuyoruz, kaç kişi duyduğu bir şeyden sonra ansiklopedi karıştırıp acaba bu nedir diye bakıyor acaba. Aldığımız eğitimin birikimin üstüne eklemiyoruz, doğrumu yanlış mı diye sorgulamıyoruz ve fakültelerde lisede öğrenilmiş "ezbere dayalı" yarım yamalak bilgilerle hayat boyu idare ettiğimizi sanıyoruz..

Her öğretmen öğretim görevlisi adayı için geçerli değil hepsini bağlamaz bu durum elbette, harika beyinler gençler öğretim görevlisi var. Ama  bardağın boş kısmı daha fazla, kendini dahi eğitememiş kişilere de çocuklarımızı emanet ediyoruz, tehlikenin farkında mısınız? Biz zamanında kimlere emanettik, şuan çocuklarımızı şuan kimlere emanet edeceğiz şahsen kaygılıyım..  İstiklal caddesinde en iyi barı restorantı sorsam yada bir popçu mankenin sevgili listesini sorsam şakır şakır sayanlar kendi ülke tarihi coğrafyası ile ilgili kem kümlü yanlış cevaplar vermesi "bence" vahimdir..

KIRMIZI - http://www.facebook.com/kirmizininsayfasi

7 Haziran 2012 Perşembe

Madonna'giller

Facebooku bir açtım, herkes Madonna ile ilgili bir şeyler yazmış. Kimisi aptal sarışın demiş, kimisi cahil, kimi küstah Amerikalı, kimi yok ya çeviri hatasıdır vs vs.. Madonna gerçekten Boğazı yapay göl mü sanmış bilemem, keşke gelmeden önce bir araştırma yapsaydı İstanbul hakkında aa bunu görmüştüm okumuştum derdi en azından. Kendini dinlemesemde bu gafa rağmen ben Madonna'da hiç kusur bulmam. Neden mi?

Ona göre hava hoş kırmızı halıda karşılandı, parasını alıp konserini verip gidecek. Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış misali, bu yapılan muhabbetler onun umurunda bile olmaz. Asıl kusur ülke tanıtımı deyince Bihter'i Behlül'ü Tuba Büyüküstün'ü Arap ülkelerine geziye gönderen zihniyetin kusurudur.. Ben nasıl Central Park, Özgürlük Anıtı, Piramitler, Eyfel Kulesinin seceresini biliyorsam, bizimkilerde öyle bir tanıtım yapmalı ki insanlar araştırsın merak uyandırsın, Türkiye-İstanbul denilince akla gelen yerleri görmek istesin.

Bu cahil küstah şu bu diye yorum yapanlara gelince, ellerine harita versem Kayseri'yi Karadeniz bölgesinde gösterir. Sanki kendileri ülke coğrafyasını tarihini çok biliyor muş gibi Madonna üzerinden kültür patlaması yaşıyorlar. Heleki bizim ünlüler açıklamalar şahane görsen kültür abideleri sanki. Hadi lan ordan, tencere dibi kara seninki beden kara misali der susarım :)
KIRMIZI - http://www.facebook.com/kirmizininsayfasi



5 Haziran 2012 Salı

olamaz mı? olabilir!

Seviyorum diyerek hayatlarını siktiğiniz insanların beddularını alarak yaşadığınız için, "belki de" bu mutsuzluğunuz.. 

4 Haziran 2012 Pazartesi

Facebook'taki sayfa ahalisine ( İç dökme )

  Kendimi bildim bileli hep iletişim, internet, siteler, tasarım reklam işinin içinde oldum. Normal yaşamda ağzından kelpedenle laf alınan, soğuk nevale denilen asosyal bi yaratık olsamda, teknolojik ürünler aracılığıyla iletişim gücüm hat safhada. Telefonda facebookta msn de saatlerce konuştuğun insanları karşımda görünce tek kelime edesim gelmiyor.. Rahmetli Barış Manço'nun şarkısında dediği gibi "Bir ben varki benim içimde, benden öte benden ziyade".. Kafamın içinde oluşturduğum bi dünyam var, orada daha güzel herşey, çünkü benden başka kimse müdahale edemiyor o kafamdaki dünyada efendide benim kulda. Sizlerin sayfada gördükleriniz benim kafamın içindekiler. Benim en gerçek, en kendim en doğal halim..

Peki nerden çıktı bu "Kırmızı ve Kırmızı'nın Sayfası"..  Herkesin sorduğu neden Kırmızı? 2,5 yıl öncesinde 2 arkadaş açtığı sayfada yer almamı istedi elbette dedim, isim kullanmayalım nick olsun denildi aklımda yoktu hiç bir şey. Bir sohbet esnasında saç rengin Kırmızı ve Kırmızı renginin özelliklerini taşıyorsun seni anlatıyor o renk, senin adın Kırmızı olsun dedi bir arkadaş ve nickim öyle kaldı, özel bir sebebi ve hikayesi yok, isim annem bile ben değilim yani.. O sayfada çok uzun soluklu kalmadım, 3-4 ay anca durdum. Müzik zevkleri edebi zevkleri, hayata bakış açısı birbirinden farklı kişiler ve üyeler vardı, açıkcası hem keyif alıp hem boğuluyordum orada. Beni sevende çoktu sevmeyende, sevende aynı sebepten seviyordu sevmeyende. Başlarda çokta şeyimde değildi eleştiriler, ama zamanla bıktırmaya başladı, şimdiki gibi değildim çok sertti tavırlarım bu halime sert diyenlere söyleyim "bu en soft halim".. Ha buarada sayfada benden başka yetkili kimse yoktur sadece ben varım..

Yayınladığım şarkılar paylaştığım sözler çok aykırı ve garip geliyordu çoğuna.. Sonunda ortama ve oradaki insanlarla birbirimize fazla Fransız kaldığımız için eski adminlik yaptığım sayfadan ayrıldım. Ve orada sen varsın diye üyeyiz diyenlerin gazıyla ilk başta 70-80 kişinin desteğiyle 2 yılı aşkın bir süre önce Kırmızı Sayfayı açtım. Öylesine, hiç bir amaç ya da plan olmadan vakit geçirmek amaçlı, beni sorgulamayacak her ota boka bahane bulmayacak. Sohbet esnasında suratıma mal mal bakıp anlamış gibi yapan insanların olmadığı, sohbetlerimizle paylaşımlarla insanların günlerine eşlik etmek..

Sizlerin aslında bilmediği görmediği o kadar hoş şeylerde varki geri planda. Paylaştığım bir şarkıdan sonra beni mahvettin ağlattın yaramı deştin ya da bu şarkıda huzuru buldum sayende, yeni keşfettim harika teşekkürler diyen. Paylaştığım bir sözden etkilenip, sayfalarca yazı yazıp içini döken. Hiç tanımadığım onlarca kişinin pat diyerek mesaj atarak sana hayatımı, derdimi anlatsam dinler misin, fikir verir misin deyip saatlerce süren terapi niteliğinde sohbetler. Beni yazılarıyla mutlu eden insanlar oldu, bir konu hakkında yazdıklarım örneklerim ya da dediğim bir sözden dolayı "o dediklerin hayatımı değiştirdi teşekkür ederim" Kırmızı diyenler.. Olmak isteyipte olamadığım olmaya cesaret edemediğim kişisin, aynı ben gibisin, sanki bensin şu an aklımdan bu geçiyordu içimi okudun diyenler.. Tabi tek taraflı değildi bu durum, yorumlarıyla bana hadi be ordan diyerek beni yanıltan, benimde evet ya dediğim. Yanlış bildiklerimin aslında yanlış olmadığı, doğru sandıklarımın aslında doğru olmadığını farkettiğim durumlar, farkettiren insalar.. Arada parazitler çıksada gerek ben gerekse üyeler, birbirimizi paylaşımlarla yorumlarla besliyoruz..

Bu sayfa sayesinde çok harika insanlarda tanıdım, çok iğrenç gözümü kırpmadan kafasına sıkacağım insancıklarda. Candan dostlarım oldu her derdimi sırrımı paylaştığım sayfada tanışıp kardeşten öte olduklarım. Bunun yanında sevip arkadaşım dostum olduğunu sandığım ama türlü itham kazık ve yalanlarla hayatımın içine eden insancıklarda oldu. Sonraaa mahkemeye verdiklerim oldu, aylarca yıllarca taciz eden, her iki cinstende ilanı aşkta bulunan, bir yazıdan bir şarkıdan dolayı 7 ceddime küfür edip kin kusan oldu. Normal bir insan bu paylaşımları yapamaz kesin uyuşturucu kullanıyorsun diyen oldu, ki ne alkol ne de sigara kullanırım kendimi bildim bileli reflü ve astım hastasıyım, kaldıki uyuşturucu. İşin garibi bunların çoğuyla 2 kelime dahi etmedim, ne beni gördüler ne adımı bilirler ne de ben onları tanırım, insanların hiç tanımadıkları görmedikleri insanlar hakkında bu denli fütürsuz düşüncelerde olmasıda ayrıca garip olan.. Tabi birde kapat şu sayfayı ne laf anlatıyorsun ne uğraşıyorsun böyle laf anlamazlarla dedirten tiplerde var.. Neyse işte öyle hep siz mi bana içini döküp birşeyler anlatacaksınız bugünde sıra bendeydi..
Kendinize ve çevrenize iyi davranın ahali, seviliyorsunuz...(:

KIRMIZI

2 Haziran 2012 Cumartesi

Kürtaj meselesi

 Facebooktaki sayfa ahalisi, gerek özel mesajlarla gerekse paylaşım altında kürtaj hakkında paylaşım ve yazı beklediklerini söylemişlerdi. Sağlık sorunlarımdan dolayı geçte olsa, "kişisel fikrim"i belirtmek istedim. Konunun sosyal yönünü ağırlıklı ele aldım. Bu sadece beni bağlar kendi bakış açım ve yorumumdur.!

Kürtaj günah mıdır? evet günahtır, o bebeğin yaşama hakkı var mıdır, evet vardır burada hem fikiriz.. Peki tek oda bir evde, sağlık koşullarından uzak 3-4 çocuk doğurup onları okulda olması gereken zamanda ya da gece yarısında yollarda, elleri yüzleri kir içinde peçete satması cam sildirilmesi günah değil midir?! Parkta annesi babasıyla oynayan, alışveriş merkezlerinde şen şakrak eğlenen çocukları gördüklerinde hissettiklerini kim umursuyor? Her önüne gelen adamla olup, kürtajı adet haline getirmiş kendi bebeği için bile "piç" tabirini kullanan kadınlar, zina evlilik dışı ilişkileri sınırlamak için yapılan bu tasarı sadece onları kapsamıyor, birde diğer tarafta madur olan olabilecek hayatları söz konusu olan kadınlarımız annelerimiz var. Size göre kötülüğü yok etmek bu ise, diğer taraftan masum insanlara kötülüğün alasını yapmaktasınız.

Günahtan bahsediliyor, tabi yolsuzlukluklar hırsızlıklar devletin malını bol keseden satmak, kendilerini eleştiren gazetecileri hapise atıp soruluncada, aa bunlar tecavüzcü diyerek iftira atmak hiç günah değil :) Günahsa kul hakkı göz hakkıda günah, insanlar eşit şartlarda değil. Kredi kartı borcu yüzünden insanlar ailesini katledior cinnet geçiriyor intihar ediyor. Bir anne baba için evladı bir bisiklet bir ayakkabı istediğinde hepsini geçtim bir çikolata alamadığında o babanın ve çocuğun neler hissettiğini kimse bilemez, doğur demesi kolay.. Meclisteki aç gözlü mahluklar 2 yıl "yan gelip yatarak" emekli olup 7 milyara yakın emekli maaş alacakken, hala az diye ağlıorsa! 700 küsür lira asgari ücretle çalışan bir anne baba ne yapsın! Kaldıki aç gözlü vekiller kadar ballı değiller ki, emekli olabilmek için 60 yaşını bekleyecek.. Mutlu bir aile, mutlu bir anne, mutlu nesil demek, her günü kavgala geçen bir ailede büyüyen çocuk ne kadar sağlıklı olabilir. Birde benimde çok ağır yaşadığım neredeyse, kişiliğimi karakterimi değiştiren doğum sonu depresyonu denen bir şey var. Onu birde o çocuğu istemeyen annede düşünün, bebek içinde anne içinde çok acı bir durum bu.

Ben kürtaj yaptırır mıyım? anormal durumlar dışında(tecavüz) hayır yaptırmam. Günah olduğu için değil kendimi iyi tanıyorum, o benim hayalimden aklımdan gitmezdi acaba nasıl biri olacaktı acaba kime benzeyecekti vs vs kendimi yer dururum.. İyikide böyle düşünüyorum, 2,5 yaşında dünya harikası bir kızım var, annelik genine pek sahip olmasam çocuklarla aram pek olmasada iyiki olmuş diyebiliyorum.. Şartlar herkes için eşit değil ne yazık ki, bu çok hassas ve her yönden incelenmesi gereken bir konu. Ayrıca kadınlarla ilgili bir durum hakkında erkeklerin ahkam kesmesi ve emri vakileri akıl alır gibi değil, "kürtaj yasaklanmamalı".. Doğurmak marifet değil bakmak marifet, günahıyla sevabıyla insanların hayatı, kişilere dayatmayla onların hayatlarını dahada mahvetmenin gereği ne..

Ha birde akıl tutulmasına girmiş bazı yetkililer diyor ki, tecavüzden olan çocuğa devlet bakar! El insaf ulan, o kadının yerine kendinizi koyun, büyüdüğünde o çocuğun yerine kendinizi koyun! Siz gençlere iyi bir gelecek iş imkanı eğitim sistemi yaratında, doğmamışlardan eksik kalın bari. Kaldıki devlet 18 yaşına kadar bakıyor ondan sonra sokağa atılıyor o gençleri, o yurtlarda olanları hepimiz biliyoruz! Cinsiyet ayırt etmeksizin yurtlarda tecavüze tacize uğrayanlar, hamile olduğu anlaşılınca yurttan atılan kızlar. Sonuç erken yaşta fuhuşun ağına düşmüş ve tinerci şu cu bucu olmuş bir genç nesil.. Siz neyin kafasını yaşıyorsunuz!Çocuk sayısını belirlediniz, doğum şeklini belirlediniz uygun pozisyonlar hakkındaki emri vakilerinizi ve vaazlarınızı merakla beklemekteyiz.. İşin daha trajik yanı Kadın ve sosyal politikalar bakanın açıklamaları, kadınlığından insanlığından utan!! Ve boşbakan az önce diyorki "benim bedenim "diyenler feminist :) yok biz sadece kadınız ve insanız padişahım :)

KIRMIZI - http://www.facebook.com/kirmizininsayfasi

1 Haziran 2012 Cuma

hayaldi gerçek olacak :p

Evet gençler ve kendini genç hissedenler, padişahımız emretti en az 3 çocuk ! Durmak yok yola devam, sen Türkiye'sin böyük düşün :) Başlangıç olarak bu iyidir yakında uygun pozisyonlarıda açıklanacak, onun dışındakiler günah yapmayın (: evet boş durmak yok hadi çalışın çalışın..

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Tersine giden gün

 Dün İstanbul sonunda sıcağı güneşi gördü, hazır güneşi bulmuşken temizlik yapayım dedim camları sildim perdeleri yıkadım, dinleneyim diye oturdum cort diye kuş mıçtı cama :) el kadar kuştan o kadar şey nasıl çıktı onuda anlamadım ama, ne yapmalı sayısal oynamalı mı ? Kuşun sıçmığından bile medet uman bir milletiz..

Şimdi ben temizlik yaptımya göyaa, halıları yıkatmaya vermişim tertemiz olmuş, camlar silinmiş perdeler yıkanmış ev his gibi bahar kokuyor ya. Önce sildiğim cama kuş sıçtı, sonra benim hiperaktif ötesi kızım (2,5yaşında) yeni yıkanmış ve serileri 1 saat olan halıya nar ekşisini döktü :) akşamda feci bir yağmur ardından dolu yağdı.. Temizlik yaptım göya ev şuan daha beter battı..

Sonraa hayatımdan def ettiğim, sözde dost arkadaş, sevdiğim insanlar kategorisindeki bir sürü gereksiz, midesiz güvenilmeyen ahlaksız ve utanma duygusu olmayan iğrelti insancıkların ardından. Az ama öz dostum dediğim her derdimi sıkıntımı paylaştığım 3-4 kişiden biriyle uzunca bir sohbetimiz oldu, duyduklarım aslında beklediğim bildiğim çokta şaşırmadığım şeylerdi ama yine bir kez daha gördümki, insanlar ne kadar bencil nankör, ne kadar çıkarcı ve insanlık yoksunu.. aklıma "Dogville" filmindeki bir replik geldi.

"Bazı insanları eğitemezsiniz, onları kötülük etmemeye ikna edemezsiniz. Kötülüklerini suratlarına vurunca sadece inkar etmez, sizden daha da nefret ederler.! Onları görmezden de gelemezsiniz, cezalarini haketmişlerse haketmişlerdir. Merhamet her zaman en doğrusu değildir, en güzeli ve en ahlaklısı da değildir. Size kötülük edenleri mazur görmek, onlara anlayış göstermek, onların içindeki şeytanı ancak besler, büyütür. Affetmek belki de o insana yapabileceğiniz en büyük kötülüktür"..
(Dogville)

20 Mayıs 2012 Pazar

Ben MİM sanıyordum değilmiş (:

Facebook ustası blogger acemisi biri olarak, bu "mim" denilen şeyi uzun süre anlamadım çözemedim ki hala çok kavramış değilim. İlk başta faceteki etiket zımbırtısı gibi birşey sandım, sonra biraz araştırmayla azda olsa kavradım.. Siftahı yapalım o zaman..

The Melpomene : Yıllardır blogları takip ederim ama hiç bir blog bana, evet ya sende el atmalısın becerebildiğim kadar diyerek beni yüreklendirmemişti. Elif'in eski blogunu takip ederken inanılmaz bir heves merak oluştu, bana bu duyguları uyandırıp, içimdeki şeytanı dürtüklediğin ve harika blogun için teşekkürler ve  biraz düşününce ilk mim sanırım sana daha uygun olurdu (: 

deeptone : Gece konseri adlı yazısında Prag gözlemlerini paylaştıktan sonra oda bendim içimdeki şeytanı dürtükledi, kendi kendime, evet gitmelisin buradan başka ülkelere başka kültürlere gitmelisin dedim. Önerileri gözlemleri ve iletişim gücüyle blogunu şöyle bir kokladığınızda "hey ben bu işi biliyorum keyifle yapıyorum, bana kulak ver" diye hoş bir koku alabilirsiniz.. Ha söyleyim öyle bir söylemi  yoktur siz o keyfin kokusundan anlarsınız, ama aklın yolu birdir görünen köy klavuz istemez, mimlendiniz efendim :) [ rövanşı alırım demiştim :) ]

Kuulumsu Kadın : O aslında gördüğünüz cool kadın değil, ama Avrupa yakasındaki Şahika deyimiyle, tavrıyla asaletiyle yazılarıyla döver paralar cool'luğunuzu :) Eğlenceli gözlemleri yazılarıyla çok gülümsetmiştir ama son zamanlarda 2 yazısıyla, kendi olmayan günlüğümü okuyorum hissi verdirmiştir. Aklınızdan içinizden geçipte söylemeye üşendiğiniz şeyleri başkasından duymak keyifli, pencereden kendimi izlemek hoştu teşekküler Kuulumsu ve miminiz :) 

Levent : Bay Kafka, mim konusuna benim gibi Fransız kalmış, "ulan nedir bu mim" diyen blogculardan :) Öylesine karaladım dediği ama hiçte öylesine olmayan harika yazıları vardır. Bazen kendisi yazının ortasına geldiğinde sıkılıp yazıyı bırakıyor, bırakma Levent okunuyor hepsi, kendinden bir şey katan insanların blogu ilgimi hep çekmiştir. Bir kitaptan filmden alıntı yapmakla bir kişinin kaleminden bir şeyleri okumak çok başka.. Hala Fransız mısın bu mim olayına bilmiyorum ama mimlendiniz efendim :)

Mavinin Güncesi : Blogunu baştan sona incelediğim ve dolu dolu yaşamış günlerden hoş kesitler sunan, hayatı yaşayış bakış açısını inanılmaz kıskandığım, bana ot gibi yaşıyormuşum hissi verdiren insan :)  Buram buram şiir hayat ve fotoğraf kokusu aldığınız, blogda dolanırken içten içe sizde hafif bir kıskançlık uyandıracak anlar yakalaya bilirsiniz.. Mimlendiniz efendim :)

17 Mayıs 2012 Perşembe

Birsen Tezer / Çal Kapımı

bu aralar her günüm "Birsen Tezer"


Maskeler, yalanlar yala-n-cılar..


Hayatı boyunca maskelerin ardına saklanan "yalancı" insanların bazı kalıplaşmış özellikleri vardır.. Maskeleri sayesinde dünyanın en iyi en anlayışlı, en sadık, en dürüst, en ahlaklı, en bilge, en kültürlü, en cool insanları olabilirler. Kelime oyunu ve kıvırmada çok ustadırlar, her durumu arsızca kendi lehlerine çevirme konusunda ihtisas yapmışlardır. İnsanların akıllarıyla oynamayı severler, inandırıcılık, yalan konusunda çok ustadırlar ananınızı boyayıp babanıza yeni karı diye satabilirler. Haklı olduğunuz konuda sırf o pis egosuna leke getirmemek için, öyle numaralar sözlerle sizi haksız duruma düşürürler ki, siz bile yapmadığınız şeyleri yapmış gibi hisseder kendinizden şüpheye düşersiniz o kadar ustadırlar..

Kendisine yapılan hatanın yanlışın sittin sene davasını sürer her zaman yüzünüze vurur, ama kendini kusursuz sanan o varlıklar kendi hatalarını asla kabul etmezler
,Sizinle alakalı bir durumu eşeleyip burnunu sokarken, kendi yaptığı midesizliklere bakmaz ve onların üstünü kapamak geçiştirmek için türlü katakulli mevcuttur.. Hatalı olsa yanlışı ortayada çıksa, utanması gerekirken o pis egoları sayesinde yüzsüzce üste çıkar, hiç umursamıyormuş gibi yaparlar. Lakin ne mal oldukları ortaya çıktığı için içten içe kendilerini yerler gözü doymayasıcalar:) ek olarak kendi yediği naneleri kapatmak için sizin yanlışlarınızı ararlar ama bilmezlerki kendilerinin hayatları "yalan"..

Asla sevmezler, severmiş gibi yaparlar her dokunduğu teni aşk sanarlar. Aynı anda bir çok kişiyi idare etme, kendini herkese karşı çok önemli vazgeçilmez gibi gösterme meraklısıdırlar. Götlerinden element uydurmayı pek seveler, en vazgeçilmez dost rolünde ustadırlar, herkes kendilerine aşık ölüyor bitiyormuş gibi gösterirler ama insanlar onların gerçek yüzlerini görseler aynı ülkede bile yaşamayacaklarını bilmezler. Reddilmeyi asla kaldıramaz aksine yalanlarla işveyle cilveyle hırs yapıp ağlarına herkesi düşürme kapasitene sahiptirler, hatta tek marifetleride budur !  Ha birde, eğer bir konuda size dayatmalarda bulunuyor, soruyor sorguluyor, sizi bir şeyle itham edip suçluyorsa bilin ki aynı boku kendi yemiştir, kendi vicdanını susturmak kendi içinde kendini aklamak için size bok atma derdine düşmüştür..



Sonra inanılmaz nankör 'hep bana'cı tiplerdir, sorsanız hep o madur olmuştur, hep aldatılmıştır, hep ona yalan söylenmiştir, hep o vefasızlığa uğramıştır kendisi sütten çıkmış ak kaşık, hiç kendi yediği bokları dökmez. Bide yaralı parmağa işemezler pek, ama ağızlarını açınca sen ne yaptın da olur, sanki kendileri sizin için çok şey yapmış gibi :) Sonuç mu? ilahi adalet, Okşayan ellerin kıymetini bilmeyen tekmeleyen ayakları öper!


Ve ve ve yalan makinalarının en büyük özelliği, doğruluk dürüstlük nutuklarıdır, ben hayatta yalan sevmem deyip doğrusu bulunmayan tipler. Tek doğru kendilerini görürler ve kişi kendinden bilirmiş misali herkesi yalancılıkla, sadakatsizlikle, dürüst olmamakla suçlarlar ama hiç dönüpte kendine yaşadığı hayata bakmazlar, kendi yalanlarına insanları inandırmanın gurundadırlar.. Bu tip insanlarla asla karşılaşmamız selam bile vermemeniz dileğiyle, çünkü en büyük günahları masumlaştırıp sevap diye yuttururlar ve oldukça midesi mezhebi geniş varlıklardır... Bizden uzak istedikleri cehenneme yakın olsunlar...

√ KIRMIZI √

17 Nisan 2012 Salı

İç dökme, öylesine..


Yaklaşık 5 yıldır, internet tasarım kodlama vs işinin içinde biri olarak, bir çok site yapım yönetiminde ve editör olarak yer aldım, 3 yıldır da Facebook'ta farklı sayfalarda ortak paylaşım yaparken, son durak "ben ve içimdeki ben" ile takıldığım kendi çöplüğüm olan http://www.facebook.com/kirmizininsayfasi .

2,5 yıldır facebookta "Kırmızı" olarak blog kategorisinde yayın yapmaktaydım, fakat hiç bloggerlarda blog işini düşünmemiştim. Takip ettiğim gizli hazinelerim vardı, bunun dışında gazeteci adayı dostum "Derya" nın yoğun yüreklendirmesiyle birlikte, tesadaüfen gördüğüm "The Melpomene"nin eski blogunu incelerken artık bende acemisi olduğum bu blog işine girmeliyim dedim. Blog işinde acemiyim, özellikle bu "MİM" konusunda kara cahilim hala mim'in nasıl olduğunu çözemedim ve beğendiğim bloglarla birlikte "mimlendiniz efendim!" diyen "Kuulum'su Kadın"a hala iadeyi ziyarette bulunamadım :)

Kullanım mantık vs olarak yeni yeni keşfettiğim bu blog zımbırtısının ardından, neler yapsam neler etsem diye bakınırken, kendimi tekrar ediyormuşum gibi hissettim. Kafamda bir yığın şey var, 10 kişiye 10 yıl boyunca yetecek bir yığın plan düşünce ıvır zıvır. Hepsini sıraya koyuyorum evet şimdi şunu yapmalıyım evet bunu yapmalıyım diye ama o kadar yoğun olduğu için, aralarından seçemiyorum ortaya yine standart şeyler çıkıyor. Mükemmeliyetçiliğin zararı sanırım, herşeyin en eliti, en iyisi olsun derken sonuç en boktan ortaya çıkıyor.

Eskiden giriş yapamamaktı sorunum, girişi yapsam geliş ve sonuç bölümü kendiliğinden gelirken, şimdi girdiğim herşeyin sonunu getiremiyorum, diyorum ya çok düşünüyorum. Kafamda ne fırtınalar ne kasırgalar ne öfkeler, ne umutlar ne sevgiler güzellikler, ne senaryolar yenilikler ne yenilgiler, ne zaferlerim gururlandığım işler var... Neyse şimdi birşeye bağlayıp bitirmem gerek normalde bu yazıyı ama dediğim gibi sonunu getiremiyorum, askıda kalsın herkes kafasına göre kendi boşluğunu doldurup sonunu getirsin, ben hiç bir sonu sevmiyorum...

aslında sarkıdaki o bulut, kendimiziz...

Phil Collins / Another Day In Paradise

Özdemir Asaf'tan Seçmeler

Birgün benden şikayet ettiğin ne varsa, özleyeceksin..!

Kendi bahçesinde dal olamayanın biri. Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.!

Ben ölseydim o belki ağlardı; ama o ağlasaydı ben ölürdüm..

Ama ben en çok şeyi, en kısa zamanda sana söyledim.
Yalnız sana..

Ne an yaklaştımsa ittiniz ve ne zaman geldimse gittiniz. Siz, hep büyük ve önce idiniz, gerçekten öyle oldu, önce siz bittiniz..

Dün sabaha karşı kendimle konuştum, ben hep kendime çıkan bir yokuştum. Yokuşun başinda bir düşman vardı. Onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum...

Unutmayı öğrendim, unutmayı unuttum,
Unutmaya giden unutmayı öğrendim.
Bir yalan hazırladım, ilk başkasından duydum,
Yüzüme susanlardan konuşmayı öğrendim..


Onu kırmış olmalı yaşamında birisi.
Dinledikçe susması, düşündükçe susması.
Tek başına iki kişi, olmuş kendisiyle gölgesi.
Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası...

Benim ölümüm benden çok seni ilgilendirir.
Senin ölümün de senden çok beni..
Ve; bu kimseyi ilgilendirmez.!

Çok bilen çok yanılır, az bilen daha çok.
Hiç bilmeyen, yanıldığını bile bilmeyecek
Bu kadar mutlu kişiyi kim seçmeyecek?

Konuşmak susmanın kokusudur.
Ya sus git, ya konuş gel, ortalarda kalma.
Yalan korkaklığın tortusudur.
Dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma.

Öğrendiklerimin çoğunu dinlediklerimden.
Bildiklerimin çoğunu düşündüklerimden.
Unuttuklarımın çoğunu yaşadıklarımdan.
Yazdıklarımın çoğunu unuttuklarımdan çıkardım..

+Sen arada bir aptal görünüyorsun. Neden?
- Aklıma güvenimden.
+Sen boyuna akıllı görünmeye çalışıyorsun. Neden?
-....
+Aptallığından.
 

Herkes herkesi sevmesin, gerek yok.
Adam azaldı, sevgi elden gidiyor.
Bana sen haklısın diyorlar.
Hayır hayır, ben çok haklıyım bilen biliyor.
Bu yarışın dışında kalanlar,
Adamı sevgi, sevgiyi de adam ediyor..

Enigma / Age Of Loneliness

Atilla Dişbudak'tan Karalamalar

Cehennemin Kapısında Seni Beklerken'den
 Bir elimde çomak, bir elimde insan olanın anlayacağı laf var... Gel sen seç..

Ağız tabii bu, her çıkana inanmamak lazım, götten beter. Hiç değilse ondan neyin çıktığı belli..

Mazide kalmış bir aşkın hatırasına gömmüşüm kendimi, ondanmış benim bu zombie halim...

Sırtını güneşe, yüzünü paraya dönmüş ayçiçekleri gibisiniz hepiniz.!
- Sizi de bir çitleyen çıkar elbet..
 

Onu seviyor musun hala diye sormak, Ağustos güneşinde kardan adamı nasıl bilirdiniz diye sormak gibi, abesle iştigal..

Günah tarlaları ekip, acılar biçiyoruz hepimiz. Bir de üzerine hasata burun kıvırıyoruz. "Ulan ne ektik ki, ne biçiyoruz?!" bile diyemiyoruz...

Kurduğunuz sürece hoşunuza giden şarkıyı çalan bir müzik kutusu değilim lan ben.! Belki unutmuş olabilirsiniz, ama benim de hatırlanmaya değer hayallerim ve bir kalbim var, sıkça kırılan..

Birinin sizinle neleri paylaştığı, gerçekte sizinle ne yaşamayı istediğinin en büyük göstergesidir. Aksini düşünmek, kıçında "beni becer" levhasıyla gezmeye benzer..!

Kocaman bir dilek ağacına asla gerçekleşmeyecek olan bir dilek için beyhude yere bağlanmış bir bez parçası gibiyim.. Hani bir umut diyerek, insanın anca kendini kandırdığı...

Herkesin üzerine iğnesini batırdığı bir Vodoo bebeği gibi hissediyorum bu aralar, ama söylemeden de geçemeyeceğim, hiç boşuna uğraşmayın iğneleriniz canımı yakmıyor artık.!

Masanın üzerindeki kasede duran, görünce imrendiğim ama yorgunluktan uzanamadığım görünüşü hoş, ama muhtemel tadı boş şekerler gibisiniz.Yemesem bir tarafım şişer, yesem karın ağrısısınız..

Sia / Lullaby

Immhh

tikkyler ve türevleri

Bana göre tikky lik, kapitalist ülkelerin dayattığı popüler kültürün doğurduğu mankafalı bir nesildir..tikilik tikkylik tikylik her ne haltsa işte hayatında kitap gazete okumamış, siyasi görüşü olmayan, tarihini bilmeyen, geleceğe yönelik bir planı olmayan, "ben hayatımı yaşıyorum" diye kendini kandıran, moda ve ya trend adı altında herkesin dış görünüş bakımından birbirini izleyen vs.. insancıktır. Ben bu tiki kavramına karşıyımm!!!


SEN HİÇ YAŞLANMIŞ TiKKY GÖRDÜN MÜ?


Ancak mesaj atarsın, boy pos sergilersin, arkadaşlık sitelerinde profil düzenler sevgili ararsın, abartılı gülmeler konuşmalar, düşünceler bile dışın gibi sahte olduğu sürece kim senin gerçek yüzünü bilecek ki sen bile kendi kendinin ne olduğunu bilmezken? Boş bomboş dünyadan bir haber, tek derdi iki gram saç boyası yada marka cep telefonun/arabasının özelliklerinden öteye geçemeyen kendilerini ulu yüce varlıklar sanan, kendilerini ifade eden özgür beyinleri de ezik diye tabir etmeye çalışan, benim genelde sinir olduğum bazen sadece gülüp geçtiğim kimin asıl ezik olduğunu yüzlerine vurmadığım "insancıklar"...
Beni tanıyan saygı duyan insanlar dostlarım olduğu sürece bende "BEN" olduğum sürece şu "TIKKY" adı altındaki zavallılar uzak durun benden, sonra iki kuruşluk beyniniz de, dışarıya "cool" görunme cabalarınız da güme gider, iki lafımla dibe vurursunuz... Kendimizi ifade eden özgür insanlarız biz sevmeyi de saygıyı da başarıyı da gerçek güzelliği de eğlenmeyi de, sonuna kadar pes etmeden yaşamayı da biliriz... İnsanları görünüş giyiniş lerine göre değerlendiren, ciddi konuları aralarında eğlence konusu yapan alkolik boş beyinli kültür mantarları uzak durun bendennnn.

12 Nisan 2012 Perşembe

Tanrı'nın Melekleri

Bugün, "benim için" çok özel 2 kadının doğum günü.. Kolay kolay kimseye hayranlık duymam ama onlar, hayranlıktan öte birşey benim için, seslerine kalemlerine aşık olduğum 2 kadın Şebnem Ferah & Jehan Barbur..
Onlar tanrının bir lütfu, kendimizi mutsuz hissettiğimizde şarkılarına sığındığımız, o sözlerde kendimizi bulduğumuz içimizde fırtınalar koparan ağlatan gülümseten, bize işte budur dedirten sözler tınılar, şarkılar hayattır ve onlar eşssiz huzur veren iyiki var dediğim hayatlar... 

İyi ki doğdunuz Şebnem Ferah & Jehan Barbur, iyi ki varsınız ve hep olun...

9 Nisan 2012 Pazartesi

öyle!

Meral Okay

Meral Okay'ın vefat haberinin ardından sanal alemde yapılan yorumlara baktımda yazık! hem vicdansız hem beyinsiz ne kadar çok ot kafalı insancık varmış.. Bir dizi yüzünden yapılan muamele itham fazla ağır, kustuğunuz kinde boğulun!! Allah rahmet eylesin, nurlar içinde yat..
 Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman''ın eşyaları var. Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma halidir.. Yaman o kadar temiz bir adamdı ki ona kızamazdınız. Bir o kadar da yiğitti. Ben derdim ki; bu adam ne zaman yorulacak! Meğer acelesi varmış. Herşeyi o kadar yoğun, hızlı ve coşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu. Ben köşeleri çok olan bir insandım. Yaman beni eğitti... Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden ''biz'' olabilme halidir. İnsan egosu denetlenmesi en güç şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz.. Biz birbirimize karşı çok saygılıydık... Eee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik... Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi... Aşk bazen de bir kıyamama halidir... Şunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim, o benden daha iyi bir insandı...O kadar bebek, o kadar adam, o kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar temiz yaşamayı öğrenmeye çalıştım. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın...O, o kadar ahlaklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız. Böyle bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana...Bu ateşle yanma hali o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın...Yaman’la her günümüz sevgililer günüydü...Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır...Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken boğaz’ı turlardık.Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda eksik aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır... Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıklardaki tutku kutsanır hep...Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre sahibiz biz..